ANA SAYFA
  YAZARLAR
Alper EĞMİR
İffet AYMAZ
Sebahattin TEZEL
Feride KAHLER
Oktay TEKCAN
YORUM / KRİTİK
Hatt-ı Müdafaa
Film Yazıları
TV Eğlence Programları
  NOSTALJİ
Bir Ömürdü
Derman GAMSIZ
Nerelerdesin
Hamdullah BİBER
  VE DAHASI...
Röportajlar
Okurlardan Notlar
Bize Yazın
Gazoz Ağacı Kadrosu
ARŞİV

Başka hiç bir yerde bulamayacağınız ÖZEL ALBÜMLER

Fecri Ebcioğlu Sunar

Çeşitli Albümlerden

Enrico Macias &
Ajda Pekkan

Yıldırım Gürses

Fransızca & İtalyanca

Best Memories
Feride KAHLER Logo Yazara E.Mail Göndermek İçin TIK'layın
SOSYAL GÜVENLİK NEDEN ÖZELLEŞTİRİLİMEZ?

Emeklilik ve sosyal güvenlik sistemleri, endüstrileşmeye paralel olarak Batı Avrupa'da ortaya çıkmaya başladı. Daha önceleri böyle kavramlara ihtiyaç duyulmuyordu çünkü tarım toplumunda emeklilik yoktu.

Siz çalışamayacak kadar yaşlanınca veya hastalanınca geniş aileniz
-ki içinde yeter sayıda genç nüfus olurdu- size bakmaya ve beslemeye devam ederdi.

Kaza, doğal afet vs nedenlerle sağlığınız bozulursa veya sakatlanırsanız, ailenin elindeki mali imkanlar nispetinde bunun çaresine bakılırdı. Maddi imkanlar elvermiyorsa, elden başka bir şey gelmezdi.

Endüstri toplumunda ise oyunun kuralları değişti.
Demokratikleşme ve halkın yönetime katılımı neticesinde, hükümetlerden 'insani konulara duyarlılık' talep edilir oldu.

Devletler, artık hangi rejimle yönetiliyorlarsa, ona uygun şekilde; 'çalışamayacak kadar hasta ve yaşlı' vatandaşlarına destek olmaya başladılar.

Komünist rejimlerin sosyal güvenlik modeli farklıydı, Batı Avrupa'nınki ABD'ninkinden farklıydı, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerinki farklıydı vs.. vs..

Ama temel esas 'zayıf ve güçsüz' vatandaşların devlet eliyle korunması ve bakılması fikriydi.

Halihazırda sosyal güvenlik sistemleri dünyanın pek çok ülkesinde iflasın eşiğinde. Buna çare olacağı umulan 'özel sigorta yoluyla emeklilik' meselesi ise çetrefilli bir konu ve esas itibarıyla içinde derin çelişkiler barındırıyor.

Basit örneklerle açıklamaya çalışayım:

Belli bir prim ödersiniz. Bu para karşılığında sigorta şirketi (veya sosyal güvenlik kurumu) hastalandığınızda veya kaza geçirdiğinizde sizin ilaç ve tedavi masraflarınızı üstlenmeyi ve sizin ödediğiniz prim miktarı ve süresi belli bir limiti aştığında da, artık sizden herhangi bir prim ödemesi beklemeksizin size 'ömür boyu' düzenli ödeme yapmayı taahhüt eder.
(Buraya kadar güzel)

Sigorta şirketininse (sosyal güvenlik kurumlarından farklı olarak) 'kar etme' zorunluluğu vardır. Yoksa varlığını devam ettiremez.

Sigorta şirketinin bu işten kar etmediği durumda ya iflas etmesi ya da bu işten çekilmesi gerekir.

Global anlamda, inkar edilmesi mümkün olmayan şu gerçekler karşımızda duruyor:

1- Dünya nüfusu hızla artıyor ama bu artış geri kalmış / yoksul ülkelerde meydana geliyor.

2- Global anlamda işsizlik ve gelir dağılımındaki adaletsizlik de giderek artıyor.

Çok sayıda insan, bırakın sigorta primi ödemeyi, o gün karnını doyurabilecek parayı ancak kazanabilmektedir. (Pek çoğu o kadarını bile yapamamaktadır)

3- İşverenler ise daha ucuz olduğu gerekçesiyle sigortasız (ve hatta kaçak göçmen) işçi çalıştırma; bu kendi ülkelerinde mümkün olamıyorsa, bunun mümkün olduğu geri kalmış ülkelerdeki ucuz işgücünü kullanma eğilimindedirler. Bu eğilim giderek ve önlenemez şekilde artmaktadır.

4- Bu sürecin doğal sonucu ise, global boyutta artan işsizlik ve fakirlik, herhangi bir sosyal güvenceye sahip olmayan bir sürü insan demektir.

5- Bu insanların 'prim' ödeyecek imkanları bile olmadığından, özel sigorta şirketlerine değil 'karlı müşteri', müşteri bile olamıyorlar.

6- Demek ki nüfus artsa da, sigorta primlerini düzenli ödeyebilecek insan sayısı (sigorta şirketlerinin potansiyel pazarı) pek o kadar artmıyor.

7- Öte yandan, insan ömrü de giderek uzuyor. Prim ödemesini tamamlamış sigortalıların sayısı (ve dolayısıyla sigorta şirketlerinin yapması beklenen ödeme miktarı) giderek artma eğiliminde.

Sonuç kaçınılmaz olarak hüsrandır. Topladığınız primler asla ve asla yapacağınız sosyal güvenlik harcamalarını karşılamaya yetmez. Bu işin bilançosunu 'işletme defteri hesabı'na göre tutarsanız, meseleye bu gözle bakarsanız, durum her zaman böyle olacaktır.

Varoluşunu 'kar etmek' esasına dayandıran her sistem er veya geç insani değerleri de paraya tahvil etmenin yolunu arar. Başka bir nedenle olmasa bile, işte sırf bu yüzden iflasa mahkumdur.

Hala derinlerde bir yerde inanıyor ve düşünüyorum ki insan denen varlık 'insana bırakılamayacak kadar' değerlidir. Hal böyleyken 'insanı' kapitalizmin insafına bırakmakla büsbütün insanlıktan çıkmıyor muyuz aslında?!

  EDEBIYAT
The Colorado Kid
Attila İlhan ve
Ben Böyle Yazarım
  YAŞAM
Delikanlı Kocayınca
Yönetici Uyuyor mu?
Aile Müessesesi
  CİNSELLİK
Anlayan Anlar
Anlamayana
Sanal Pezevenk
Heartbreak Hotel
  SİNEMA
Dogville
Star Wars ve
Türk Sineması
  MÜZIK
Save Your Love
STING - Englishman
I Like Chopin

Chris de Burgh

Beş Yıl Önce

Best of STYX

The Beach Boys

Edip Akbayram

Sezen Aksu - SERÇE