![]() Yazara E.Mail Göndermek İçin TIK'layın
Çelebi, bizde böyle olur sinema eleştirisi dediğin. Film ne zaman vizyondan kalktı, o konu hakkındaki tartışmalar ve yazılar da bitti.. İşte dedim, artık filmi seyretmenin zamanı geldi.
Oturdum filmi izledim. Hatta pek çok sekansı bir kaç defa izledim. Diyeceğimi en baştan söyleyeyim: Bu film kötü bir film! Ve aslına bakarsanız, jenerikte yazıların abuk sabuk yazılması dışında hiçbir özelliği ve orijinalliği yok!
O jenerikteki ters yazılma da ne eksik mantık öyle.. Yazabiliyorsan ya yazıları aynadaki aksi gibi yazarsın.. ya da ne bileyim harfleri tersine dizersin. Ya da, hem aynadaki terslerini alır hem de harfleri tersine dizersin.. Sadece bazı harfleri ters yazacaksan, EMINEM de adını öyle yazıyor. Hayır yani, bu jenerikte de estetik keramet arayanlar vardı da, ondan diyorum bunu.
Gaspar Noe orijinal hiç bir şey yapmamış! Kamerayı sallayıp döndürerek izleyicinin başını döndürme numarası dışında.. Bu stili onu başarılı kılıyorsa, bir dahaki sefere kamerasını çamaşır makinasının içine soksun, hafif sıkma modunda çalışan çamaşır makinasının içinden çekim yapsın. Hem daha az yorulur, hem de izleyicinin başını daha iyi döndürür.
AMELIE filmini saymazsak (o filmin içinde de Fransız entellektüelliğiyle ve sinemasıyla dalga geçen bir iki ince espriyi kaçırmadınız herhalde) Fransız sinemasında pek fazla değişen bir şey yok! Fransız sineması genel olarak insanın içini bayar: Komedi filmleri komik değildir, aşk filmleri sıkıcı ve bunalımlıdır. Aksiyon filmleri ise bazen çok kötü olabiliyor, (Bkz. Wasabi: Japonlar Japonya'da çatır çatır Fransızca konuşuyorlar mesela.. Haah) Fransızların tarihsel filmleri fena değildir bak! ('Varenne Gecesi' ve 'Danton' filmlerini sevmiştim mesela)
Şimdi neydi bu IRREVERSIBLE filmini 'sansasyonel' ve 'orijinal' kılan?
Tecavüz sahnesi mi? Hafızası biraz geniş bir sinema seyircisi, Fransız sineması açısından bu sahnede yeni HİÇBİR ŞEY olmadığını bilir. Daniel Duval'ın 1979 tarihli 'La Dérobade' (Türkçe ismi Kaçış mıydı neydi?) filminde bir fahişeyi canlandıran Miou Miou'nun tecavüz sahnesi daha aşağı değildi. Dahası, o fahişenin koruyucusunun o tecavüzcüyü bularak cezalandırması sahnesi de vardı o filmde.. Şimdi düşünüyorum da, IRREVERSIBLE'daki tema hiç orijinal gelmiyor.
Şiddet sahnesi olarak adamın kafasının yangın söndürücüyle ezilmesi mi? Söz konusu sahne çok yapay ve eğer Gaspar Noe loş kırmızı ışıklarla ve dönen kamerayla boğuntuya getirmese herkes çok daha iyi fark edecekti ki, adamımız defalarca yangın söndürücüyü hasmının yüzüne indiriyor ama ne yangın söndürücüde; ne adamımızın yüzünde veya elinde veya üstünde başında, hatta suratı dağılan adamın suratında KAN YOK!
Bob Swaim'in 1982 tarihli 'La Balance' (Türkiye'de 'Sokakların Kanunu' adıyla gösterilmişti) filminde daha az şiddet yoktu yani. O filmde Yugoslav mafya korumasının, genç polisi önce testislerinden sıkması sonra da kafasını tekmeyle parçalaması sahnesini hatırlıyorum da, şiddet sahneleri söz konusu olunca Gaspar Noe'in hiç de yaratıcı olamadığını düşünüyorum.
Şiddet sahnesi nedir? Bunu iki türlü ifade edebilirsiniz:
a) Şiddeti kanlı canlı gösterirsiniz. (Reservoir Dogs'da Tarantino'nun yaptığı veya Bizim Battal Gazi filmlerinde olduğu gibi) Kopan kafalar; kesilen eller, kulaklar vb.
b) Doğrudan kanlı görüntü göstermezsiniz ama seyircinin hayalgücüne seslenerek şiddet duygusunu içinde hissetmesini sağlarsınız. (Marathon Man'deki işkence sahnesi, Kuzuların Sessizliği'ndeki deri yüzme vs. şu anda aklıma ilk gelenler)
Gaspar Noe bu iki açıdan da başarısız. İki açıdan da özgün değil. Daha önce yapılmış şeyleri tekrar ediyor.
Sekansları dekupaj yaparak geri geriye götürmesi mi orijinal? Sonunu gösterip izleyiciye "Evet ama bundan önce ne olmuştu?" sorusunu sordura sordura bir filmi kotarmak.. İlahi dostlar! Memento filmini ne çabuk unuttunuz?
Son olarak, bu filmi izleyen arkadaşlarım arasında, öldürülen kişinin Tenya olup olmadığı tartışması vardı. Öldürülen kişi Tenya değil, onun arkadaşı. Aşağıdaki resimlere dikkatle bakınız: Tenya'nın ceketi (hadi ceketini çıkarmış ve arkadaşına vermiş olsun) profilden burun yapısı bize gösteriyor ki, Marcus doğru adama ulaşmıştır ama ikili içindeki öteki adamla dövüşe tutuşur.
Resimde Marcus iki adamı bulduğu sırada. Sağdaki Tenya. Oysa Marcus soldaki adamla dövüşe tutuşacak.
Alttaki resimde ise Tenya'yı altgeçitte görmektesiniz.
Filmde sekansların sıralamasının değiştirilmesi, yani dekupaj söz konusu olunca, bu işin şahikasını Quentin Tarantino 'Pulp Fiction'da yaptı. Bence muhteşem bir filmdi. O filmle ilgili olarak da yeri geldi, iki laf edeyim. Bir arkadaşım demişti ki "Bütün Amerikan filmlerinde helikopter ve Amerikan bayrağı görünür. Bu filmde, dikkat ederseniz, Amerikan bayrağı ve helikopter yoktur..." O filmde helikopterin adı bir motosiklete verilmiştir (Zed'in 'Chopper'ı) ve Marcelius Wallace ile Butch'un dövüşerek girdikleri dükkanda, kapının hemen yanında Konfederasyon ve Amerikan bayraklarını yanyana duvarda asılı görürüz.
Yazının sonunda bir de uzman sorusu sorayım, bakalım cevabını bilen çıkacak mı? Pulp Fiction filminin başlarında, Vincent Vega (John Travolta) ile Mia Wallace (Uma Thurman) bir akşam yemeğe çıkarlar ve Mia, Vincent'i ilginç bir mekana getirir. Mekana girmeden önce, çiftimiz henüz arabadayken, mekan hakkında ufak bir konuşma yaparlar. Konuşma sırasında Mia eliyle havada bir dörtgen çizer ve Tarantino bu dörtgeni fantastik bir şekilde bize gösterir.
Sorumuz şu: Bu hareket ne anlama gelmektedir? Sorunun cevabını bilenlere tarafımdan "Abi sen bu işi biliyorsun valla... Ver elini öpeyim.." denecektir. |