ANA SAYFA
  YAZARLAR
Alper EĞMİR
İffet AYMAZ
Sebahattin TEZEL
Feride KAHLER
Oktay TEKCAN
Şarkılar ve Öyküleri
Nostaljinin Sesi Blog
Müzik ve Ötesi Not Defteri
Başka hiç bir yerde bulamayacağınız ÖZEL ALBÜMLER

Çeşitli Albümlerden

Ajda Pekkan

Fransızca & İtalyanca

Edith Piaf - SELECTION
Alper EĞMİR logo
Yazara E.Mail Göndermek İçin TIK'layın
KARAMURAT: DEVLER SAVAŞIYOR

Bu Karamurat ve Malkoçoğlu filmleri ayrı bir fenomendir. Üzerlerine doktora tezleri yapılsa az gelir...

Cüneyt Arkın ve Serdar Gökhan başta olmak üzere nice jönlerimiz bu filmlerde boy gösterdiler, rol kestiler.

Devler Savaşıyor filminin senaryosuna gelelim:

Fatih Sultan Mehmet'in devr-i saltanatında, Mora
(bugünkü Yunanistan, Atina'nın güneyindeki kesim)
karışıklıklar içindedir.

Eski vali şüpheli bir şekilde ölmüş, Fatih'in atadığı yeni vali ise görev yerine giderken yolda kaybolmuştur.

Bütün bunlar olurken, Rum dönmesi sadrazam Kani Paşa Osmanlı sarayında birtakım entrikalar çevirmektedir.
(Şimdi bu 'Rum dönmesi' lafı benim değil... Filmde geçiyor. Hatta filmin sonlarına doğru, bizzat padişahin kendisi bu paşayı 'Beru gel dönme köpek!!' diye yanına çağırıyor. Burada yapımcı kardeşimiz bize ilkel bir ırkçılık örneği sunarken, besbelli Fatih'in annesinin de Rum dönmesi olduğunu aklına bile getirmemiş.)

Ayrıca bu Kani paşa, entrika ve kumpas dünyasının adamı olduğu için, koca Osmanlı sultanını bile kolayca dolduruşa getirmekte ve saygıdeğer ve muhterem bir zat olan diğer sadrazam Mahmut Paşa'nın altını oymaya çalışmaktadır.
(Burası filmin en gerçekçi yeridir bence... Osmanli sarayı entrikalarını yansıtmayan bir tarihi filmin çekiver kuyruğunu gitsin...)

Birgün padişah, vezirleri ve komutanlarıyla selamlıkta iken, Kani Paşa'nın dolduruşa getirmesiyle, sadrazam Mahmut Paşa'yı ihanetle suçlar. Karamurat ise buna dayanamaz ve ortaya atılıp "Kırk yıllık Yani olur mu Kani, sultanım?" diyerek seyirciye ilk dumuru yaşatır...
(Bilindiği gibi sözün aslı 'Kırk yıllık Kani olur mu Yani?' şeklindedir. Olur mu yani?' şeklinde kullandığımız deyimin kökü budur.)

Malum olduğu üzere Karamurat bir akıncı beyidir, ama burada Kapıkulu askeri giysileri içinde koskoca padişaha lagaluga yapmaktadır. Fakat, Fatih Sultan Mehmet bu!.. Yer mi? Karamurat'ı zindana attırıp İran üzerine sefere çıkar.

Karamurat ise kendisine inanan ve daha önce hayatını kurtarmış olduğu bir vezirin himmetiyle zindandan kaçıp Mora'ya doğru yola çıkar.

Cüneyt Arkın bu rolde bıyıksızdır ve Kapıkulu askeri olmadığı zamanlarda başı açık dolaşmaktadır. Osmanlı'da erkekler bıyıkları çıktığı andan itibaren bıyık bırakır ve başı açık dolaşamazdı. Başka türlüsü utanılacak ve ayıp birşey sayılırdı. Tıpkı bugün sokaklarda don ve atletle dolaşmak gibi birşey...

Giydiği İspanyol paça pantalonlara ise söylenecek söz yok!..
E burada diyeceksiniz ki: Osmanlı askerlerinin giydiği gibi çarık ve potur giyse, Cüneyt'ciğim nasıl karate figürleri yapsın? Doğru!

Ama aslında Osmanlı askerleri karate yapmayı da bilmezdi!..

Herneyse, Karamurat Mora'ya varır ve kendine pısırık bir vali süsü vererek saraya yerleşir. Elinde de, nerden bulduğunu anlayamadığımız bir papağan vardır ve bu papağan 20.Yüzyıl Türkçesinin argo ağzını konuşmaktadır.

Saray içindeki Hristiyan/Bizanslı eşraf ise 17.yüzyılın ikinci yarısından itibaren Fransa'da kullanılmaya başlayacak olan peruklar takmaktadır.
(Filmimiz ise Fatih Sultan Mehmet zamanında geçtiğine göre, takvimler 15. Yüzyıl ortalarını gösteriyor olmalıdır...)

Bitmedi! Mora piskoposu Katolik külahı takmakta ve Latince dualar etmektedir. Halbuki (siz kültürlü insanların da çok yi bildiği gibi, Bizanslılar/Yunanlılar Ortodoks'tur) Biz seyirciler de bunu yeriz.

Halbuki eloğlu kendi yaptığı filmde mesela Araplarla Türkleri karıştırsa, kazaen Türklerin konuştuğu dil Arapçadır, gibi bir laf etse, hatta imada bulunsa "Vay cahil herif!!" diye başlar adamı bir güzel kalaylarız...

Neyse, adamımız Cüneyt araziye uyar ve gündüz pısırık vali, gece hırt, pardon Karamurat olarak vaziyeti tetkike başlar. Olayların derinine vakıf olur.

Şimdi filmden dumur yaratan bir dialog:
Engizisyon gibi şekillenmiş Mora mahkemesinde yargılanan müftüye, Hıristiyan yargıç sorar: "Sen hükümete karşıymışsın, öyle mi?"
(Lafın güzelliğine bakar mısınız? Osmanlı İmparatorluğu'nun yükselme döneminde, Osmanlı mülkünde bir Hiristiyan yargıç müslüman müftüyü yargılıyor... Sanki bu kadarı yetmezmiş gibi bir de ona 'hükümete' karşı olup olmadığını soruyor.)

Bilmeyenler için not: Osmanlı'nın o döneminde hükümet kavramı diye de birşey yoktu.. Herkes padişahın tebaı idi. Devletlu padişahımızdan başka bir siyasi otorite yoktu zaten.

Peki müftü bu güzel soruya nasıl bir karşılık verir dersiniz?
"Ben hükümetlere saygılıyım, ama insanların hakkını koruyan hükümetlere.."

Vayyyyy, müftü rolündeki Kadir Savun bu cevabıyla kopardı beni... Uzaklara savurdu... Adam neredeyse Kopenhag Kriterleri'nden bahsedecek...

Filmin müteakip sekanslarında adamımız Cüneyt fırtına olur eser. Cin olur adam çarpar. Bu arada, hayatta kalmak ve haksızlığa direnmek çabasındaki Mora Türk/Müslüman cemaatiyle tanış olur ki aralarında öldürülen eski valinin kızı Zeynep de vardır.

"Eee, ne var bunda?" diyeceksiniz...
Eski valinin kızı Zeynep yüzü gözü açık ve dekolte bir kıyafetle ortalarda dolaşmakta ve Mora başkumandanına bile alenen posta koyabilmektedir.
(O tarihlerde Müslüman bir kadının, hem de vali kızı gibi bir saraylının bu tür bir tutum sergilemesi havsalanın alacağı şey değildir. Ama senaryo böyledir, olur.)

Tamam .. tamam... burada keseyim en iyisi.

Herkese sabır ve selamet dilerim..

  VİDEO

Seyyal Taner: Son Verdim Kalbimin İşine

Elton John: Shoot

Rüçhan Çamay:

Jean-François Michaël:

Zerrin Özer: Yalvarırım

Güzin ile Baha:

Pet Shop Boys:

Juanito (1967)

Ayten Alpman:

Selçuk Ural:

Level 42:

Neşe Karaböcek: