| ![]() Yazara E.Mail Göndermek İçin TIK'layın Cüneyt Arkın ve Serdar Gökhan başta olmak üzere nice jönlerimiz bu filmlerde boy gösterdiler, rol kestiler.
Fatih Sultan Mehmet'in devr-i saltanatında, Mora
Eski vali şüpheli bir şekilde ölmüş, Fatih'in atadığı yeni vali ise görev yerine giderken yolda kaybolmuştur. Bütün bunlar olurken, Rum dönmesi sadrazam Kani Paşa Osmanlı sarayında birtakım entrikalar çevirmektedir.
Ayrıca bu Kani paşa, entrika ve kumpas dünyasının adamı olduğu için, koca Osmanlı sultanını bile kolayca dolduruşa getirmekte ve saygıdeğer ve muhterem bir zat olan diğer sadrazam Mahmut Paşa'nın altını oymaya çalışmaktadır.
Birgün padişah, vezirleri ve komutanlarıyla selamlıkta iken, Kani Paşa'nın dolduruşa getirmesiyle, sadrazam Mahmut Paşa'yı ihanetle suçlar. Karamurat ise buna dayanamaz ve ortaya atılıp "Kırk yıllık Yani olur mu Kani, sultanım?" diyerek seyirciye ilk dumuru yaşatır...
Malum olduğu üzere Karamurat bir akıncı beyidir, ama burada Kapıkulu askeri giysileri içinde koskoca padişaha lagaluga yapmaktadır. Fakat, Fatih Sultan Mehmet bu!.. Yer mi? Karamurat'ı zindana attırıp İran üzerine sefere çıkar. Karamurat ise kendisine inanan ve daha önce hayatını kurtarmış olduğu bir vezirin himmetiyle zindandan kaçıp Mora'ya doğru yola çıkar. Cüneyt Arkın bu rolde bıyıksızdır ve Kapıkulu askeri olmadığı zamanlarda başı açık dolaşmaktadır. Osmanlı'da erkekler bıyıkları çıktığı andan itibaren bıyık bırakır ve başı açık dolaşamazdı. Başka türlüsü utanılacak ve ayıp birşey sayılırdı. Tıpkı bugün sokaklarda don ve atletle dolaşmak gibi birşey... Giydiği İspanyol paça pantalonlara ise söylenecek söz yok!..
Ama aslında Osmanlı askerleri karate yapmayı da bilmezdi!.. Herneyse, Karamurat Mora'ya varır ve kendine pısırık bir vali süsü vererek saraya yerleşir. Elinde de, nerden bulduğunu anlayamadığımız bir papağan vardır ve bu papağan 20.Yüzyıl Türkçesinin argo ağzını konuşmaktadır. Saray içindeki Hristiyan/Bizanslı eşraf ise 17.yüzyılın ikinci yarısından itibaren Fransa'da kullanılmaya başlayacak olan peruklar takmaktadır.
Bitmedi! Mora piskoposu Katolik külahı takmakta ve Latince dualar etmektedir. Halbuki (siz kültürlü insanların da çok yi bildiği gibi, Bizanslılar/Yunanlılar Ortodoks'tur) Biz seyirciler de bunu yeriz. Halbuki eloğlu kendi yaptığı filmde mesela Araplarla Türkleri karıştırsa, kazaen Türklerin konuştuğu dil Arapçadır, gibi bir laf etse, hatta imada bulunsa "Vay cahil herif!!" diye başlar adamı bir güzel kalaylarız... Neyse, adamımız Cüneyt araziye uyar ve gündüz pısırık vali, gece hırt, pardon Karamurat olarak vaziyeti tetkike başlar. Olayların derinine vakıf olur. Şimdi filmden dumur yaratan bir dialog:
Bilmeyenler için not: Osmanlı'nın o döneminde hükümet kavramı diye de birşey yoktu.. Herkes padişahın tebaı idi. Devletlu padişahımızdan başka bir siyasi otorite yoktu zaten. Peki müftü bu güzel soruya nasıl bir karşılık verir dersiniz?
Vayyyyy, müftü rolündeki Kadir Savun bu cevabıyla kopardı beni... Uzaklara savurdu... Adam neredeyse Kopenhag Kriterleri'nden bahsedecek... Filmin müteakip sekanslarında adamımız Cüneyt fırtına olur eser. Cin olur adam çarpar. Bu arada, hayatta kalmak ve haksızlığa direnmek çabasındaki Mora Türk/Müslüman cemaatiyle tanış olur ki aralarında öldürülen eski valinin kızı Zeynep de vardır. "Eee, ne var bunda?" diyeceksiniz...
Tamam .. tamam... burada keseyim en iyisi. Herkese sabır ve selamet dilerim.. |