Yazara E.Mail Göndermek İçin TIK'layın
Avrupa sinemasına karşı olan biri değilim. Hatta aslında çeşitlilikten yana biri olduğum bile söylenebilir. Sinemadan ise ancak sıradan bir seyirci kadar anlarım: daha fazla değil. Gene de şu notları sizinle paylaşmasam olmaz! Şimdi Hanif Kureishi adlı şahsın (kendisini tanımam, dedikodusunu yapacak değilim)yazmış olduğu bir hikayeden yola çıkarak Anne-Louise Trividic ve Patrice Chereau bir senaryo yazmışlar. Sonra da Patrice Chereau bu filmi çekmiş. Eee? Ne mi var bunda?Lafa gelince 'gişe başarısı için değil de sinema sanatının ruhu için' film çeken Fransız kardeşlerimiz tutmuş bu filmi İngiltere'de İngilizce çekmişler. (Dalga geçmek ne haddime, bu film Berlin Film festivalinde Altın Ayı almış.) Neyse, filmin konusu kısaca şöyle: Esas adam fi tarihinde kendi hayatını yaşamak üzere evini ve iki çocuğunu terketmiş.. Bir barda şef barmenlik yaparak hayatını kazanmakta. (Şehnaz Tango'daki Muhsin gibi düşünün) Esas kadın ise, aslında evli ve çocuklu bir hanım. Bir taraftan amatör tiyatro oyunculuğu yapıp 'gerçek bir rol' hayali kurarken bir taraftan da drama dersleri veriyor kendi çapında. Ve her nasılsa esas adamla esas kadın tanışmışlar (nerede, ne zaman ve nasıl olduğu filmde anlatılmıyor) ve sadece Çarşamba günleri saat 14:00 ile 16:00 arasında buluşup beraber güreş tutmak üzere anlaşma yapmışlar. Aynen de öyle yapıyorlar. Sonra işte şu oluyor, bu oluyor. Yani yazı konumuzun filmin senaryosuyla ilgisi yok ama "Ulan bu herif filme gitmiş ama hiçbir şey anlamamış, salak! Bir de oturmuş film hakkında yazı yazıyor.." diye düşünmenizi istemediğimden konunun devamını da vereyim: Zamanla adam kadına aşık oluyor ve kadının geri kalan zamanda neler yaptığını merak ediyor. Hatta kocasıyla tanışıyor. Önce kanka oluyorlar kocasıyla.. Sonra kocası durumu anlıyor fakat "Karım kendi mutluluğu için gerekiyorsa gider haftada bir kere bir başka adamla spor yapabilir.. Ama ben onu çok seviyorum. Ondan ayrılmam" Diyor. Halbuki bu duygusuz ve kaba adam karısına da çektirmektedir. Karısına pek saygı da duymamaktadır. Onu sadece 'hayata sarılmak için bir neden' olarak değerlendirmektedir. Ama sonuçta kadın da kocasıyla kalmaya ve evliliğini sürdürmeye karar verir. Esas adamı terkeder. İşte bir takım sevişme sahneleri de koymuşlar ve o yüzden de '16 yaşından küçüklerin izlemesi sakıncalı olabilir' demişler. Sanırım bu, seyirci çekmeye yönelik bir tuzaktı. Yukarıda anlattığım konuyu vurgulamak için aslında o seks sahnelerini filme koymasalar da olurdu. Öykü eksik kalmazdı. Şimdi gelelim meramıma: Sinemaya benim gibi sap giden başkaları da vardı ama sap giden kızlar, sap giden erkeklerden sayıca daha fazlaydı. Ve sinemaya çift olarak gelenler kesinlikle azınlıktaydı. Ben de düşünüyorum bir yandan: Aha, işte şu az ötede oturan kız mesela... Veya az ilerdeki öteki. Bunlar buraya niye geldiler? Çünkü gidip porno film alacak halleri yok. Bu tür 'güreş' sahnelerinin yer aldığı bir filmi kaçırmak istemediler. (Ya ben mi niye gittim bu filme? Sanatsal film izleyelim dedik. Çok mu? Eh sizlere bir yazı çıkarmak için ne yapsaydım?) Fakat birader... Filmde yer alan güreş sahneleri o kadar kötü ki.. (Yani ışık ve çekim demek istemiyorum. O konularda ahkam kesecek değilim)Yani sergilenen seks o kadar kötü ki, bunu Karaköy'de bile yapamazsın. Kadın seni kovalar.. Bir kere, filmdeki çiftimiz paso misyoner takılıyor. Başka bir numara yok. Gerçi bir duvara dayama sahnesi var ama o pozisyon artık (kadın-erkek fiziksel uyumu mümkünse) zaten vakayı adiye oldu. Üstelik o sahneyi çekeceksen, bak bakalım 1989 yapımı Sea of Love filminde Al Pacino, Ellen Barkin'i duvara nasıl yapıştırdıydı. İşin doğrusunu öğren, Sayın yönetmen.. (Burada da kafiye yaptık kazayla) Bizim bu filmdeki adam çok asabi olarak gidip geliyor ve kadın orgazm olamadan kösülüyor. (Hocam bu olay için erkeğin nefes alışverişini kontrol ederek sağlıklı bir ritm tutturması için en az yarım düzine değişik yöntem vardır. Kamasutra bilmen gerekmiyor yani) Bir de, kadın adama oral seks yaparken adam geldi diye kadından özür diliyor. Şimdi eğri oturalım doğru konuşalım: Bunların bütün güreşleri böyle idiyse (ki öyleydi. Bizzat gördüm) kadının bir daha adamın yanına uğramaması lazım. Ama kalkıp her Çarşamba günü adamın evine gelmeye devam ediyor. Ben de az ilerdeki veya iki sıra öndeki genç kızlara bakıyorum. Porno film alıp seyretmeye sosyal çevreleri veya imkanları elvermediğinden olsa gerek, 'Seks nasıl yapılır' görmek için kalkmış bu filme gelmişler. Ama arkadaşım, sen böyle seks sahneleri koyarsan vallahi hepsi seksten soğurlar! Ya da daha kötüsü 'seks yapmak' denen şeyin böyle bir şey olduğunu, bundan daha fazlası olmadığını düşünmeye başlarlar. Felakete bak! (Bak şimdi beni aldı bir merak, mesela Piyanist filmindeki seks sahneleri de böyle miydi acaba?) Bu durumda filmin afişine '16 Yaşından küçüklerin izlemesi sakıncalı olabilir' diye yazmak yetmez. 'Henüz menapoza girmemiş ve iyi seks nasıl olur bilmeyen kadınların seyretmesi sakıncalı olabilir' diye de yazmaları gerekiyordu bence. Nerdeeee bizim gençliğimizin Aydemir Akbaş'lı, Hadi Çaman'lı, Arzu Okay'lı , Zerrin Egeliler'li filmleri... Nerde şimdinin Altın Ayı kazanan kösülgenleri. Bu konuyu konuştuğum bir arkadaş "Takma kafana yaa.. O dediğin kızların hepsi de 'iyi seks nasıl olur' biliyorlardır çoktan.." dedi. Bense inanamadım buna bir türlü. Not :Konuyla ilgisi yok ama aklıma takıldı. Zeytinyağı adamı aptallaştırıyor mu sizce? Ben bu yazıyı yazarken işte gene o reklam oynuyor televizyonda. Hani Komili zeytinyağının son zamanlarda gösterilen reklamı, görmüş olmalısınız: Aşağıdaki şıklardan uygun olanı işaretleyiniz.. (Al sana anket sorusu) a) Zeytinyağı adamı aptallaştırır ve / veya cinsel arzuları köreltir. b) Çiftimiz zaten uzun zamandır evlidir. (Ha?) c) Salaklaşma! Eve zeytinyağını kadın alır, erkek değil. Bu reklam da kadına yönelik bir manipülasyon. 'Erkeğin kalbine giden yol midesinden geçer. Bu markayı kullanın ki eşiniz size tatlı sözler söylesin' mesajı veriliyor kadınlara. d) Yahu, kadınlar bu kadar saf mı ki iltifatın kendilerine mi yoksa zeytinyağına mı olduğunu ayırdedemesin? e) Kadınların umurlarında mı iltifatın aslında kime olduğu? Yeter ki iltifat olsun f) Oğlum senin de işin mi yok? Kafayı böyle şeylere takıyon.. g) Hepsi |