Yazara E.Mail Göndermek İçin TIK'layın
- Size bir film yazısı yazayım mı?
Yukarıdaki süper salakça ve komik bile olamayan espri, siz ağzımın ortasına bir yumruk çakıncaya veya kıçıma tekmeyi basıncaya kadar devam ettirilebilir.
Olayın hitamında "Bu Alper'in salaklığı zaten malumdu ama giderek sinir bozucu ve tehlikeli bir hal almaya başladı.." diye düşünürsünüz. Ve kesinlikle haklı da olursunuz.
Bu salak espriyi Lars von Trier yapınca, millet bunda bir 'hikmet' arıyor ama?
- Size sanki bir film çekiyormuş gibi yapayım mı?
Bu Dogville hadisesi (film demeye pek dilim varmıyor) boyunca, yani üç saat kadar Lars Von Trier böyle yapıyor işte.
Epik tiyatro sığlığında, sinemanın görsel bir sanat olduğu gerçeğini tümüyle esgeçerek ve seyirciyi aptal yerine koyarak, bir takım tutarsız monologları ve inandırıcılıktan tamamen yoksun bir öyküyü kötü bir Bertolt Brecht yorumu gibi sunacak, bunu yaparken Thornton Wilder'ın 1938'de yazdığı 'Our Town' piyesinin dilini ve kurgusunu 'aşıracaksınız'.....
Bravo! İşte bir Dogville filmi çekmiş oldunuz.
Çeşitli INTERNET sitelerinde filmle ilgili eleştirileri okudum. Bazıları kelimesi kelimesine aynıydı (demek ki filmi seyretmeden başkasının yazdığı yorumları aynen kopyalamış bir takım yazar, editör ve eleştirmenle dolu ortalık). Fakat daha vahimi, bu eleştirilerin hemen hepsinin bu filmi 'muhteşem bir başyapıt', 'mükemmel bir sinema eseri' gibi lanse etmesiydi.
Çoğunluk, söz birliği etmişçesine bir şeye alkış tutuyorsa o alkış tuttukları şeyin saçmasapan ve değersiz olma olasılığını asla gözardı etmeyin!
Gene de aklıbaşında bir takım adamların 'entel dalkavukluğu' yapmak yerine bildikleri şeyleri açıkça ifade edebildiklerini görmek benim için cesaret verici oldu.
Dünyayı Kurtaran Adam filmine yazdığı eleştiri yazısını Türkçe'ye çevirdiğim Phil Hall, kısaca "Bu film hakkında uzun yazacak değilim. Çünkü değmez! Lütfen paranızı ziyan etmeyin!" diyor.
Filmde dekor falan yok. İlkokul piyesi için düzenlenmiş gibi bir sahnede, bir sürü ünlü oyuncu yanyana gelmiş ve epik bir hikaye anlatıyorlar. (Zaten bu kadar ünlü oyuncuyu yanyana getirmese, hiç şansı yok Trier'in.) Olaylar 1930'lu yıllarda Colorado'da ıssız bir dağ kasabasında geçiyor. Artık kullanılmayan bir maden ocağı var orada. Yani bu kasaba, çıkmaz yolun bittiği yerde. (Trevanian'ın '20.Mil' romanından araklandığı neredeyse davul zurnayla ilan edilecek bir mekan) Mafyadan kaçan genç bir kadın, kasaba halkından kendisini saklamasını istiyor. Kasaba halkı ilkin bu kadına şüpheyle yaklaşsalar da, sığınma karışılığında kadının bedava çalışacak olması onlara cazip geliyor. Kadını kabul ediyorlar. Geçen zaman içinde kasabaya uğrayan polis, önce bu kadının 'kayıp' olduğuna dair, bilahare 'aranan tehlikeli bir suçlu' olduğuna dair duyurular astıkça, kasaba halkı 'biz büyük riske girmişiz meğer' diye düşünerek genç kadını köleleştirmeye, zincire vurmaya kadar götürüyorlar işi. Kadın kaçmaya çalışıyor, ancak başaramıyor. Kasaba halkı bu kadına etmediklerini bırakmıyorlar. Sonunda, kasaba ahalisi ödül karşılığı kadını mafyaya teslim etmeyi düşünüyorlar. Mafyaya haber salınıyor. Adamlar kasabaya geliyor. Aa, meğer bu kız mafya babasının kızıymış ve alt tarafı babasıyla giriştiği bir tartışma nedeniyle babasına kızmışmış. O yüzden kaçmışmış. O öfkeyle, kasabadaki herkesi öldürtüyor babasının adamlarına. (Hatta kendisine en büyük kazığı attığı adamı kendisi öldürüyor bu arada) Kasabada kalan tek canlı bir köpektir. Onu öldürmekten vazgeçiyor ve olduğu gibi bırakıp gidiyorlar. Film orada bitiyor. Jenerikle birlikte David Bowie'nin 'Young Americans' şarkısı eşliğinde bunalım yılları Amerika'sına ait resimlerin yer aldığı bir slide-show izliyoruz. Hatta şarkıda Başkan Nixon'ın adı geçiyor diye, anakronik bir şekilde Nixon'ın resmi de slide-show'a dahil ediliyor. Bunlım yıllarıyla ne alakası varsa artık... Trier'ın yaptığı nedir sonuçta? Amerikalı başka yazarların eserlerindeki üslup, mekan vs. gibi şeyleri araklayıp, 1930'lu yıllarda bir Amerikan kasabasında geçen bir olaymış gibi gösterirsiniz (üstelik bunu sinema sanatı açısından zavallı ve gülünç bir şekilde yaparsınız) ve bir de bakarsınız ki millet bu bokta boncuk aramaya başlamış. Entellektüel Avrupalı, Amerikan toplumuna eleştiri getiriyormuş..
Bu filmde -olay Amerika'da geçiyor diye- Amerikalılar eleştirilmiş oluyorsa, demek ki Henrik Ibsen'in 'Bir Halk Düşmanı' eserine bakarak Norveçlilerin de ne kadar irrasyonel ve çıkarcı bir alçaklar sürüsü olduğu sonucuna varabiliriz? Tamam, Trier bir Danimarkalı.. Norveç'le alakası yok! O zaman şu örneğime ne dersiniz bakalım:
Söyleyemeyiz! Hatta bunu söyleyebilecek adama "SALAK!" deriz.
Ama ister inanın ister inanmayın, bir takım ciddi ve aklıbaşında olduğunu sandığınız kişiler, bu Danimarkalı adamın yaptığı 'Dogville' rezaleti için "Amerikan toplumuna yönetilmiş haklı ve yerinde bir eleştiri.." diyebiliyorlar işte! Madem uydurmak ve sallamak bu kadar kolay.. Al, ben de şöyle sallıyorum mesela:
Köydeki küçük çocuk Jason ise "Hadi beni döv.. Bana şaplak at.." diyerek Grace'e tazyikte bulunurken, adeta Türkiye karşısında Kıbrıs Rum kesimi gibidir! Dayağı yeyince annesine şikayete koşturacaktır. Oysa filmi izleyen bizler ise bunun ne kadar haksız ve hastalıklı bir tutum olduğunu biliriz." Hadi Mr.Trier.. Bana yanıldığımı söyleyin de size bir tarafımla güleyim! |