![]() Yazara E.Mail Göndermek İçin TIK'layın Politik Çağrışımlar ve Aklıma Takılanlar
Aslında bu filme gidenlerin zaten kendilerine göre nedenleri var. Filmdeki efektlerden ve
bilgisayar harikası görüntülerden bahsetmeme gerek bile yok. Ama gelgelelim huysuz tarafım
beni dürtüyor. EPISODE II hakkında bazı düşüncelerimi yazmazsam çatlarım.
Bu arada hemen bir anekdot nakledeyim: Filmin ilk yarısında genellikle uzun dialoglar vardı
ve izleyicilerin bir kısmı umdukları kadar aksiyon görememiş oldukları için sıkılmış ve hayal
kırıklığına uğramıştı. Ve tam yanımda oturan adam HORLAYARAK uyuyordu ve filmin
ikinci yarısında çıktı zaten. Evet! Yemin ediyorum: Ben bu filmi 18 Mayıs 2002 Cumartesi günü
Beyoğlu Atlas sinemasının 16:30 seansında seyrettim. O seansta 12. Sırada oturan izleyiciler
şahidimdir. Düşünebiliyor musunuz? STAR WARS filminde horlayarak uyuyan bir seyirci!
(Daha doğrusu seyirmeyici demek lazım)
STAR WARS serisinin ilk üç filmi kendi içinde bir sürü metafor ve mesaj taşıyordu. O
zamanlar bilgisayar teknolojisinin bu kadar gelişmemiş olduğu da dikkate alınırsa, o
filmlerin birer mihenk taşı sayılması gerektiği iyice ortaya çıkacaktır. Serinin ilk triolojisinden
sonra şimdilerde izlemeye başladığımız filmler ise, ilk üç filmde anlatılan zamanların
öncesinden bahsediyor. Dolayısıyla olayların akışını daha en baştan biliyoruz. Mesela:
EPISODE I ve EPISODE II boyunca zaten sonunu bildiğimiz olayların başlangıçlarını
izlemekteyiz. Benim ilgimi çeken ise, filmin efektleri ve savaş sahneleri değil zaten.. Star
Wars öyküsünün arka planında yer alan
gibi soruların cevaplarını veya ipuçlarını arıyorum.
İlk üçlemeden sonraki bu seride George Lucas bize arka plandan kendi politik görüşlerini de
açıklamaya başlıyor ki, kulaklarınızı dikip "Bir dakika yaa, ne diyor bu adam?" demeniz için
'Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler' lisans derecesine sahip olmanız şart değil; konuyla biraz ilgili
olmanız ve görsel efektlerin arkasına saklanıp seyircinin bilinçaltına enjekte edilen fikirleri merak etmeniz yeterli.
Şimdi gelelim Star Wars-EPISODE II filminin politik mesajları hakkındaki notlarıma...
Gerek Yoda ile Windu'nun, gerekse Anakin Skywalker ile Padme Amidala'nın konuşmalarından anlarız ki,
Jedi'ların özlemini duyduğu düzende, demokrasi gereksiz bir lüks, hatta zayıflık kaynağıdır. Nitekim Anakin'le
Padme'nin dialogları bir askerle bir politikacı arasındaki çelişki ve çatışmaları da ortaya koyuyor:
Anakin Skywalker (Cumhuriyet'in koruyucusu bir Jedi. Bir asker) diyor ki "Politikacılara güvenilmez. Onlar seçmenlerini memnun etmek için ülkenin ve rejimin menfaatlerine aykırı tutum ve davranışlara girebilirler" Platon'un devlet modelindeki Filozof/Bilge kral modelini öneriyor George Lucas bizlere, Anakin'in ağzından. Oysa
'Bilgeliğe kim ve nasıl karar verecek?' sorusunun cevabı yoktur.
Platon'un 'Devlet' adlı eserinde tarif ettiği ideal devlet düzeninde devletin yöneticileri (yargıçlar) ve askerlerin;
evlenmesi, aile kurması ve mülk edinmesi yasaktır. Teoride gayet mantıklı ve iyi görünen bu sistem ne yazık ki pratikte işlememektedir. Yani bir düşünce olarak,
devleti yönetenlerin yolsuzluk yapmamasını ve görevlerinde doğruluktan şaşmamalarını sağlamanın
belki de en kısa ve basit yolu, mülk ve aile edinmelerini engellemektir. Aynı şekilde, askerlerin de
mülkleri ve aileleri olmamalıdır ki, savaşa gidecekleri zaman akılları arkada kalmasın ve ganimet/yağma
peşinde koşarak görevlerini kötüye kullanmasınlar.
Ancak bu sistem işlemez: Çünkü yöneticiler ve askerler de insandır ve insan doğasına uygun yaşamak eğilimindedirler.
Film boyunca Galaktik Senato'nun üyeleri ve başkan; zayıf, acz ve gaflet içinde, kararsız ve
beceriksiz portreler çizmektedir. Yani George Lucas, bize derin Amerikan devletinden şu mesajı iletiyor:
"Politikacılar; çürümüş, bozulmuş ve zayıftır. İyi niyetli olsa bile gafil ve aciz insanlardır. Kolayca kandırılabilirler.
Bunlara güvenmemek gerekir"
Naboo kraliçesi her ne kadar "Demokrasi içinde sorunlara çare bulunamayacağını DÜŞÜNDÜĞÜNÜZ anda
demokrasinin sonu gelmiş demektir" dese de, filmin son sahnesinde Windu ve Yoda arasında geçen dialogtan
anlarız ki, yöneticilerin gerçekten karanlık (kötü) gücün etkisi altına geçip geçmediğini bilemeyiz ama gözlerimizi
her an onların üstünde tutmamız gerekmektedir.
Oysa, karanlık tarafın kontrolüne geçerek durumu asıl mahveden, eski bir Jedi olan Kont Dooku'dur.
(Filmin ilk üçlemesinde, İmparator'un en sadık ve güçlü yardımcısının da karanlık güce yenilmiş bir jedi,
Darth Vader olduğunu hatırlayınız) Yani, 'Her an politikacıların bir falso vererek işleri berbat edebileceğinden'
endişe eden Yoda, Windu ve diğer bilge Jedi'ların aklına nedense 'Aman dikkat edelim, bu Jedi taifesine de
güven olmaz. Onlar içinden de yamuk birileri çıkabilir ve o zaman işler GERÇEKTEN çok kötü olur'
gibi bir düşünce gelmemektedir.
Bir de Galaktik Cumhuriyetin başkanı Palpatine var ki, o da başka bir alem. Adam koskoca Başkan olmuş,
ama sürekli kararsızlık ve çaresizlik içinde. İçi kan ağlayarak Klon Ordusu'nun kurulmasını emrettiğinde,
bunu geçici bir durum olduğunu vurguluyor ve sesi titreyerek "Demokrasiyi seviyorum.. Cumhuriyeti seviyorum"
diyor Senato'ya.
Cumhuriyet ve demokrasi aslında birbirinden farklı kavramlardır. Mesela Suriye Arap Cumhuriyeti, Hollanda
Krallığı'ndan daha demokratik değildir. Acaba George Lucas bunun farkında mı değil? Yoksa, 'politikacılar o
kadar saftır ki, bu ikisini aynı şey sanırlar..' mı demek istiyor? Bunu anlayamadım.
Bu arada, Galaktik Cumhuriyet de ne menem bir 'cumhuriyet'se, Senato içinde, nasıl seçildiğini bilmediğimiz
'Kraliçeler' var. Üstelik bunlardan biri, aklına estiğinde kendi halkından bile olmayan Jarjar adlı yaratığa
'Sen benim yerime vekalet et' diye yetki veriyor. (Seçimle gelen birinin yetkilerini keyfi olarak başka birine
devretmesi konusu biraz kafamı karıştırdı)
EPISODE I filmindeki Senato ve oylama sahneleri de George Lucas'ın bu işlerden pek anlamadığını
apaçık gösteriyordu zaten.
George Lucas bir yandan bize "Demokrasi sizi kurtarmaz.. Politikacılara hiç güvenilmez" mesajlarını
verirken, ben de Viva Zapata filminden Marlon Brando'nun repliklerini hatırlıyorum: Varlığını devam
ettirmek için kahramanlara ihtiyaç duyan bir rejim ya da düzen er veya geç yok olacaktır. Çünkü
kahramanlar ilelebet koruyucu olarak başımızda kalamazlar. Değil mi ki onlar da insandır, bir gün
ya kendi zaaflarına yenik düşeceklerdir ya da Hak vaki olunca bu dünyadan ayrılacaklardır.
Galaktik Cumhuriyet, başka bir nedenden olmasa bile sadece bu nedenle bile yok olmaya mahkumdu zaten.
Şu konunun da altını çizmeliyim:
EPISODE I filmini dikkatle izlediyseniz hatırlayacaksınız: Bir kısım gezegenler ve sistemler,
"daha serbest ticaret yapmak ve ek vergileri ödememek" için Galaktik Cumhuriyet'ten ayrılır ve
Ticaret Federasyonu'nu kurarlar. Bunlar, filmde ayrılıkçı ve bozguncu olarak lanse edilen kötü adamlardır.
Eh, bunda ne mi var? Amerikan tarihini biraz okumuşsanız, aslında geniş bir İngiliz dominyonu olan
Birleşik Devletler'in 1773'te "İngiltere kralının talep ettiği ek ticaret vergilerini ödemeyi reddettikleri" için İngiliz
kralına başkaldırıp bağımsızlık mücadelesine giriştiğini bilirsiniz. 'Boston Tea Party' denilen ve Amerikan
devriminin başlangıcı kabul edilen olay, İngiltere'nin koyduğu vergilerin protesto edilmesi maksadıyla,
ticaret gemilerindeki yükün(çayların) denize atılması hadisesidir. Bunun sonrasında neler olduğu Amerikan
devrim tarihi diye uzun uzun anlatılır.
(Ya da bkz. Mel Gibson'un PATRIOT filmi, veya sadece Çelik Blek ya da Kaptan Swing'in bütün maceraları)
Yani ne? George Lucas'ın 'ayrılıkçı, bozguncu kötü adamlar' dediği Ticaret Federasyonu,
Amerika Birleşik Devletleri ile TIPATIP aynı prensipler ve kuruluş ilkelerinden yola çıkarak
kurulmuşlardır. Dikkat, şimdi on puan değerindeki uzman sorusu geliyor: George Lucas bilerek mi
Amerikan tarihine çamur atıyor? Yoksa kendi tarihini de mi bilmiyor?
* * * Filmde bana acemice, komik ve garip gelen bazı ayrıntıları da dikkatinize sunmak isterim:
* Bilindiği gibi, Star Wars'ta anlatılan olaylar, "Bir zamanlar uzak, çok uzak bir galakside"
geçmektedir. (Once upon a time in a galaxy far, far away) Dolayısıyla, onların ölçüleri ve izanları bizim bildiğimizden farklıdır. Mesela gezegenler arası uzaklığı belirtmek için ışık yılı yerine PARSEK denilmektedir.
Ama gelgelelim, uzun süredir görmediği Padme Amidala'yı tekrar göreceği için heyecanlı olan
Anakin Skywalker, Obi Wan Kenobi'ye "Onu on yıldır görmedim" demektedir. HA?! Ne yılı?
Dünya yılı mı? Hangi gezegenin hangi yıldız etrafındaki yörünge süresini esas almışlar da "YIL"
kavramı çıkarmışlar? Belli değil! Uzayda zaman kavramı esnek ve belirsizdir. Hele ışık hızını
aşan süratlerde yolculuk edilebiliyorsa. (Bkz. Einstein'ın İzafiyet Teorisi )
* Filmin bir yerinde, Naboo gezegeninde genç Anakin Skywalker ile Padme Amidala
konuşmaktadırlar. Lafın bir yerinde Padme diyor ki "Ama biz gerçek dünyada yaşıyoruz. Gerçek dünyaya geri dön.."
(Yani,'Senin bahsettiğin şeyler ideal olarak doğru olabilir ama gerçek hayatta durum farklıdır' demek istiyor)
Çeviri hatası yok! Lafın orijinalini aha bu iki kulağımla duydum "but we're living in the real world. Come back to the real world"
dedi kızımız.
Bir dakika! Hooop! Orası uzak, çok uzak bir yerdeki galaksi. Söz konusu konuşmanın Dünya değil
Naboo gezegeninde geçmesi bir yana, DÜNYAnın adını bile bilmiyor olmaları lazım. Diyeceksiniz ki
"Gezegen adı olan 'dünya' İngilizce'de EARTH ile karşılanır. Nitekim Dünya gezegeni=Planet Earth'tür.
'World' kelimesi ise İngilizce'de 'içinde yaşadığımız gezegene/ortama işaret eder.."
(Gerçi bu açıklamayı ben yemem. Çünkü o zaman Naboo gezegeninin gerçekliği Anakin Skywalker'i
neden ve nasıl bağlasın ki? O aslen başka gezegenden geliyor. Ama hadi yedim diyelim)
Peki, notunuzu aldım.. "Türkçe çok zengin bir dildir. İngilizce ise uyduruk bir dildir" diyen Oktay
Sinanoğlu'na (hani şu Türk Einstein'ı) ileteceğim...
* Filmin başlarında Senatör Amidala, Senato'daki bir oylamaya katılmak üzere başkent(?) gezegen
Coruscant'a geliyor. Yolculuk uzun, zahmetli ve tehlikelidir. Nitekim daha Coruscant'a ayak basar
basmaz bir suikast girişimini şans eseri atlatacaktır. Daha sonra suikastın faili bulunana kadar kendi
gezegeni Naboo'ya dönmesine karar verilir ve oylama ertelenir. Buraya kadar tamam.
Ama Obi Wan Kenobi veya Anakin Skywalker çoooook uzaklardaki başka gezegenlere görev icabı
gittiklerinde, oralardan hologram şeklinde mesajlar gönderebilmektedirler. Yani, uzaktaki biriyle
iletişim kurabilmek için üç boyutlu ve sesli görüntüye dayalı real-time bir iletişim teknolojisi mevcuttur.
Eh madem durum böyle, o zaman bir oylama yapılacak diye taa bilmem nerelerden bir sürü senatörü
yollara döküp niye o kadar zaman ve enerji harcarsın ki? Üstelik de tehlikeli ve yorucu yolculuklar
bunlar. Nedir yani? Amidala oylamaya Naboo'dan katılamaz mıydı? Telekonferans sisteminin çok
kanallı bir şeklini akıl edememiş mi bunlar? Uzay gemisi yapmaya teknolojileri yetiyor ama...
* Gene filmin bir yerinde Obi Wan Kenobi bir lokantaya gidiyor (Lokanta, masaların şekli, lokantacı
ve müşteriler tipik bir Amerikan DINER'ına şaşılacak derecede benzemektedir) Lokanta sahibi,
eski bir dostudur. Ona elindeki bir parçayı gösteriyor ve "Sence bu nereden gelmiş olabilir?" diyor.
Adam parçaya şöyle bir bakıyor ve "Bu parça Kamino gezegeninden gelmiştir.." diyor ve gezegenin
yerini ve gezegen halkının genel yapısını bir çırpıda Obi Wan Kenobi'ye anlatıyor.
Obi Wan Kenobi kardeşimiz de, bu gezegen hakkında mütemmim malumat toplamak için galaktik
kütüphaneye gidiyor. Fakat o da ne? Bu gezegen kayıtlarda gözükmemektedir. Kütüphane memuru,
Obi Wan Kenobi'nin ısrarlı sorularına karşılık "Evrendeki bütün bilgiler burada. Eğer o gezegen
hakkında kayıt yoksa, öyle bir gezegen yok demektir" diye kestirip atıyor.
Yahu durum gerçekten böyleyse, dandik bir lokantacı bile "İşte bilmem nerdeki gezegen. Halkı da
şöyledir,böyledir" diyecek kadar nasıl bilgi sahibi olmuş? Galaktik çağda bile bürokrasi "Burada kaydı
yoksa, öyle bir şey yoktur" diyecek kadar kafayı yemiş olabilir mi? İletişimin o derece gelişmiş olduğu
bir durumda, INTERNET'e girip sorsan, bir sürü kişi sana doğru cevabı verebilecekken, nedir bu yani?
Sonradan öğreniyoruz ki, Jedi'lardan biri Kütüphanedeki kayıtları silmiş. Ve gene Yoda'dan öğreniyoruz
ki, kütüphanedeki kayıtları ancak bir jedi değiştirebilirmiş.. Breh breh breh... Hem Cumhuriyet'in
koruyucusu şövalyeler, hem de galaktik RTÜK. Ama nedense saklamaya çalıştıkları şeyi dandik
bir lokantacı bile biliyor. Çocuk oyunu mu bu?
* Star Wars serisini seyredenler gayet iyi bilir ki, Jedi'lar ışın kılıcı denen bir silah kullanmaktadırlar.
(Orijinali Light Saber. Sakın Beam Sword falan diye çevirmeyin) Bu silah, esas itibarıyla bir kılıçtır işte.
Değdiği yeri keser, uçurur. Ustaca kullanılırsa, Jedi savaşçısına yöneltilen kesici veya delici bir cismi
engelleyebilir. ÇOK HIZLI kullanılabilirse, jedi savaşçısına yöneltilmiş ateşi de bertaraf edebilir.
Ama uzaktaki bir düşmana zarar veremez. Genel anlamda bir yakın savunma silahıdır.
Filmin sonuna doğru çok müthiş bir savaş sahnesi var: Ateşli silahlara sahip androidler saldırıya
geçiyor ve usta savaşçı jedi'lar ışın kılıçlarına sarılıp androidlerin üstlerine yürüyorlar. Neticede jedi'ların
çoğu düşüp ölürken, onları ancak son anda yetişen klon ordusu kurtarabiliyor. (Klon ordusu da ateşli
silahlara sahiptir ve Vietnam savaşını andırır şekilde helikoptere benzeyen araçlarla sahneye dalarlar)
Yahu bu da bana saçma geldi... Ne kadar usta bir kılıç kullanıcısı olursanız olun, ve isterseniz elinizde
ışın kılıcı olsun. Size ateşli silahlarla saldıran kalabalık bir düşman ordusu karşısında şansınız yoktur.
(Tüfek icad oldu, mertlik bozuldu, diyen Köroğlu'nu hatırlayınız.)
Bu gerçeği bilmek için de West Point'i bitirmeniz veya askeri okulda 'Savunma ve Taarruz' dersi almış
olmanız gerekmiyor. Eğer 'Cumhuriyeti korumakla görevli', yıllarca eğitim almış, özel yetenekli bir
savaşçıysanız, yani bir Jedi şövalyesiyseniz, savaş denilen şeyin "akıl, taktik ve strateji"den oluştuğunu
nasıl hesaba katmazsınız?
* Filmin bir diğer sahnesinde, Padme Amidala yolculuk hazırlığı yapmaktadır. Ve de nasıl biliyor musunuz?
Bavulunu topluyor.. Evet, bavul... Bildiğiniz trolley, hani bir tarafı tekerlekli olur, sapını uzatıp bavulu
hafifçe eğer ve arkanızdan çekerek götürürsünüz ya.. İşte öyle.. Bana komik geldi.
* Taa Star Wars'ın 1977 tarihli ilk bölümünden beri dikkatimi çeken bir ayrıntıyı da anlatmak isterim:
Olaylar galaktik çağda geçmektedir. Uzay gemileri vardır, koşturmacalar vardır, savaşlar vardır.
Hareketin ve yüksek teknolojinin aklınıza gelen her türlüsü vardır. Ama ne ki bazı kahramanlar,
Dünya gezegeninde Ortaçağ'da kullanılmış cinsten giysiler içindedir. Keşiş kılığı içindeki
(yani kapüşonlu pelerin) Obi Wan Kenobi'yi düşünün. Ta ilk filmde bu karakteri Alec Guinnes
canlandırırken de bu kıyafeti giyer (hatta bununla çıkmıştı son düellosuna), bu son filmde de aynı
karakteri canlandıran Ewan McGregor gene aynı giysiyi giyiyor. Oysa bu tarz kıyafet, hareket
özgürlüğünü kısıtladığı için savaşçıya uyan bir kıyafet olmadığı gibi, pratik olarak da kullanması zordur.
(Mesela ideal Jedi kostümü Luke Skywalker'inki olabilirdi. Karateci elbisesine benzeyen, rahat ve
adamın yağına takılmayacak bir elbise. Savaşçıya dövüş sırasında hareket özgürlüğü de verir üstelik)
Bu son filmde, Obi Wan Kenobi uzun bir uzay yolculuğu yapıp Kamino gezegenine varıyor.
Burada sürekli yağmur yağmaktadır. Adam modern uzay gemisinden iniyor ve yağmurlu havayı
görünce kapüşonunu başına geçiriyor. Aferin ona!
Bu anakronik manzara da beni güldürüyor: Uzay gemisinden inen bir Ortaçağ keşişi. Üstelik bu
adam bir savaşçı. Ne pratik açıdan (hareket özgürlüğü) ne de mantık açısından (uzay çağında böyle
ilkel ve kullanışsız bir elbise) uygun bir durum değil doğrusu.
Tamam, tamam. Ne diyeceğinizi duyar gibiyim şimdiden:
|