ANA SAYFA
  YAZARLAR
Alper EĞMİR
İffet AYMAZ
Sebahattin TEZEL
Feride KAHLER
Oktay TEKCAN
YORUM / KRİTİK
Hatt-ı Müdafaa
Film Yazıları
Obezite: Kapitalizmin
  NOSTALJİ
Bir Ömürdü
Derman GAMSIZ
Nerelerdesin
Hamdullah BİBER
  VE DAHASI...
Röportajlar
Okurlardan Notlar
Bize Yazın
Gazoz Ağacı Kadrosu
ARŞİV

Başka hiç bir yerde bulamayacağınız ÖZEL ALBÜMLER

20. Sanat Yılı

Edip Akbayram

Yıldırım Gürses

Best Memories

A Glimpse of

Enrico Macias &
Ajda Pekkan

Sezen Aksu - SERÇE

Beş Yıl Önce

Best of STYX

The Beach Boys

BoneyM

Edith Piaf - SELECTION

Zeki Müren

Gülden Karaböcek

Gökben

Nil Burak - Tatlı Tatlı

Chris de Burgh

Ferdi Tayfur

Kibariye - Kimbilir

Enrico Macias

Charles Aznavour'dan

Ajda Pekkan

Al Bano-Romina Power

Ferdi Özbeğen
Alper EĞMİR logo
Yazara E.Mail Göndermek İçin TIK'layın
STAR WARS - EPISODE II
Politik Çağrışımlar ve Aklıma Takılanlar

Aslında bu filme gidenlerin zaten kendilerine göre nedenleri var. Filmdeki efektlerden ve bilgisayar harikası görüntülerden bahsetmeme gerek bile yok. Ama gelgelelim huysuz tarafım beni dürtüyor. EPISODE II hakkında bazı düşüncelerimi yazmazsam çatlarım.

Bu arada hemen bir anekdot nakledeyim: Filmin ilk yarısında genellikle uzun dialoglar vardı ve izleyicilerin bir kısmı umdukları kadar aksiyon görememiş oldukları için sıkılmış ve hayal kırıklığına uğramıştı. Ve tam yanımda oturan adam HORLAYARAK uyuyordu ve filmin ikinci yarısında çıktı zaten. Evet! Yemin ediyorum: Ben bu filmi 18 Mayıs 2002 Cumartesi günü Beyoğlu Atlas sinemasının 16:30 seansında seyrettim. O seansta 12. Sırada oturan izleyiciler şahidimdir. Düşünebiliyor musunuz? STAR WARS filminde horlayarak uyuyan bir seyirci! (Daha doğrusu seyirmeyici demek lazım)

STAR WARS serisinin ilk üç filmi kendi içinde bir sürü metafor ve mesaj taşıyordu. O zamanlar bilgisayar teknolojisinin bu kadar gelişmemiş olduğu da dikkate alınırsa, o filmlerin birer mihenk taşı sayılması gerektiği iyice ortaya çıkacaktır. Serinin ilk triolojisinden sonra şimdilerde izlemeye başladığımız filmler ise, ilk üç filmde anlatılan zamanların öncesinden bahsediyor. Dolayısıyla olayların akışını daha en baştan biliyoruz. Mesela:

  • Anakin Skywalker karanlık gücün kontrolüne geçecek ve Darth Vader adını alacaktır.
  • Anakin Skywalker'ın iki çocuğu olacak, bunlar daha sonra tesadüfen birbirlerini bulacaklar (Prenses Leia ile Luke Skywalker) ve daha da sonra aslında kardeş olduklarını keşfedecekler.
  • Galaktik Cumhuriyet yıkılıp yok olacak ve evrenin o köşesi tiran bir imparatorluğun boyunduruğuna girecek. Jedi'lar yok olacaklar.
  • Son bir düelloda Obi Wan Kenobi, Darth Vader (yani Anakin Skywalker) tarafından öldürülecek
  • 3PO (Threepio) ve R2D2 (Artu-ditu, yada kısa adıyla R2 Artu) adlı robotlar bütün mücadele boyunca iyilerin yanında olacaklar ve onlara yardım edecekler.
  • Kont Dooku ışın kılıcıyla Anakin Skywalker'in sağ elini nasıl kestiyse, Darth Vader de (yani Anakin Skywalker) kendi oğlunun (yani Luke Skywalker'ın) sağ elini öyle kesecek.
  • En sonunda Anakin Skywalker da kendi oğlu Luke Skywalker'la giriştiği bir düelloda canını kaybedecek ama ruhunu kurtaracak.
Vs...vs..vs..

EPISODE I ve EPISODE II boyunca zaten sonunu bildiğimiz olayların başlangıçlarını izlemekteyiz. Benim ilgimi çeken ise, filmin efektleri ve savaş sahneleri değil zaten.. Star Wars öyküsünün arka planında yer alan

  • Anakin Skywalker başarılı ve yiğit bir Jedi olacakken neden ve nasıl karanlık gücün kontrolüne girdi?
  • Cumhuriyet rejimi neden ve nasıl yıkıldı?
  • Jedi'lar nasıl ve neden yok oldular? Yoda bu işleri bırakıp neden inzivaya çekildi?

gibi soruların cevaplarını veya ipuçlarını arıyorum.

İlk üçlemeden sonraki bu seride George Lucas bize arka plandan kendi politik görüşlerini de açıklamaya başlıyor ki, kulaklarınızı dikip "Bir dakika yaa, ne diyor bu adam?" demeniz için 'Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler' lisans derecesine sahip olmanız şart değil; konuyla biraz ilgili olmanız ve görsel efektlerin arkasına saklanıp seyircinin bilinçaltına enjekte edilen fikirleri merak etmeniz yeterli.

Şimdi gelelim Star Wars-EPISODE II filminin politik mesajları hakkındaki notlarıma...

Gerek Yoda ile Windu'nun, gerekse Anakin Skywalker ile Padme Amidala'nın konuşmalarından anlarız ki, Jedi'ların özlemini duyduğu düzende, demokrasi gereksiz bir lüks, hatta zayıflık kaynağıdır. Nitekim Anakin'le Padme'nin dialogları bir askerle bir politikacı arasındaki çelişki ve çatışmaları da ortaya koyuyor:

Anakin Skywalker (Cumhuriyet'in koruyucusu bir Jedi. Bir asker) diyor ki "Politikacılara güvenilmez. Onlar seçmenlerini memnun etmek için ülkenin ve rejimin menfaatlerine aykırı tutum ve davranışlara girebilirler"
(Buradan da öğreniyoruz ki, söz konusu görüş yalnız Türklere veya Türkiye'ye özgü değildir)
Aynı zamanda Galaktik Senato'nun bir üyesi olan (politikacı) Padme Amidala ise "Politikacılar da rejimin ve insanların iyiliğini isterler. Ama bazen hangisinin en iyisi olduğu konusunda görüş ayrılıkları olur" diye cevap veriyor.
Anakin Skywalker'in cevabı çoktan hazırdır: "Fikir ayrılığı olduğunda birinin çıkıp politikacıları hemfikir olmaya ikna etmesi gerek!"
"Peki bu nasıl biri olacak?" diye soruyor Amidala.. (Yani yönetici dediğin de gökten zembille inen insanüstü bir yaratık değildir. O da zaafları ve hataları olan bir insandır sonuçta, demek istiyor)
Skywalker'in cevabı kesin ve kısadır: "Bilge biri.."

Platon'un devlet modelindeki Filozof/Bilge kral modelini öneriyor George Lucas bizlere, Anakin'in ağzından. Oysa 'Bilgeliğe kim ve nasıl karar verecek?' sorusunun cevabı yoktur.

Platon'un 'Devlet' adlı eserinde tarif ettiği ideal devlet düzeninde devletin yöneticileri (yargıçlar) ve askerlerin; evlenmesi, aile kurması ve mülk edinmesi yasaktır.
(Osmanlı devlet düzeninde Kapıkullarının da mülk edinmesi, bir zanaat öğrenmesi ve aile kurması çok sıkı ve katı kurallarla sınırlandırılmıştı.)

Teoride gayet mantıklı ve iyi görünen bu sistem ne yazık ki pratikte işlememektedir. Yani bir düşünce olarak, devleti yönetenlerin yolsuzluk yapmamasını ve görevlerinde doğruluktan şaşmamalarını sağlamanın belki de en kısa ve basit yolu, mülk ve aile edinmelerini engellemektir. Aynı şekilde, askerlerin de mülkleri ve aileleri olmamalıdır ki, savaşa gidecekleri zaman akılları arkada kalmasın ve ganimet/yağma peşinde koşarak görevlerini kötüye kullanmasınlar.

Ancak bu sistem işlemez: Çünkü yöneticiler ve askerler de insandır ve insan doğasına uygun yaşamak eğilimindedirler.

Film boyunca Galaktik Senato'nun üyeleri ve başkan; zayıf, acz ve gaflet içinde, kararsız ve beceriksiz portreler çizmektedir. Yani George Lucas, bize derin Amerikan devletinden şu mesajı iletiyor: "Politikacılar; çürümüş, bozulmuş ve zayıftır. İyi niyetli olsa bile gafil ve aciz insanlardır. Kolayca kandırılabilirler. Bunlara güvenmemek gerekir"

Naboo kraliçesi her ne kadar "Demokrasi içinde sorunlara çare bulunamayacağını DÜŞÜNDÜĞÜNÜZ anda demokrasinin sonu gelmiş demektir" dese de, filmin son sahnesinde Windu ve Yoda arasında geçen dialogtan anlarız ki, yöneticilerin gerçekten karanlık (kötü) gücün etkisi altına geçip geçmediğini bilemeyiz ama gözlerimizi her an onların üstünde tutmamız gerekmektedir.

Oysa, karanlık tarafın kontrolüne geçerek durumu asıl mahveden, eski bir Jedi olan Kont Dooku'dur. (Filmin ilk üçlemesinde, İmparator'un en sadık ve güçlü yardımcısının da karanlık güce yenilmiş bir jedi, Darth Vader olduğunu hatırlayınız) Yani, 'Her an politikacıların bir falso vererek işleri berbat edebileceğinden' endişe eden Yoda, Windu ve diğer bilge Jedi'ların aklına nedense 'Aman dikkat edelim, bu Jedi taifesine de güven olmaz. Onlar içinden de yamuk birileri çıkabilir ve o zaman işler GERÇEKTEN çok kötü olur' gibi bir düşünce gelmemektedir.

Bir de Galaktik Cumhuriyetin başkanı Palpatine var ki, o da başka bir alem. Adam koskoca Başkan olmuş, ama sürekli kararsızlık ve çaresizlik içinde. İçi kan ağlayarak Klon Ordusu'nun kurulmasını emrettiğinde, bunu geçici bir durum olduğunu vurguluyor ve sesi titreyerek "Demokrasiyi seviyorum.. Cumhuriyeti seviyorum" diyor Senato'ya.

Cumhuriyet ve demokrasi aslında birbirinden farklı kavramlardır. Mesela Suriye Arap Cumhuriyeti, Hollanda Krallığı'ndan daha demokratik değildir. Acaba George Lucas bunun farkında mı değil? Yoksa, 'politikacılar o kadar saftır ki, bu ikisini aynı şey sanırlar..' mı demek istiyor? Bunu anlayamadım.

Bu arada, Galaktik Cumhuriyet de ne menem bir 'cumhuriyet'se, Senato içinde, nasıl seçildiğini bilmediğimiz 'Kraliçeler' var. Üstelik bunlardan biri, aklına estiğinde kendi halkından bile olmayan Jarjar adlı yaratığa 'Sen benim yerime vekalet et' diye yetki veriyor. (Seçimle gelen birinin yetkilerini keyfi olarak başka birine devretmesi konusu biraz kafamı karıştırdı)

EPISODE I filmindeki Senato ve oylama sahneleri de George Lucas'ın bu işlerden pek anlamadığını apaçık gösteriyordu zaten.

George Lucas bir yandan bize "Demokrasi sizi kurtarmaz.. Politikacılara hiç güvenilmez" mesajlarını verirken, ben de Viva Zapata filminden Marlon Brando'nun repliklerini hatırlıyorum: Varlığını devam ettirmek için kahramanlara ihtiyaç duyan bir rejim ya da düzen er veya geç yok olacaktır. Çünkü kahramanlar ilelebet koruyucu olarak başımızda kalamazlar. Değil mi ki onlar da insandır, bir gün ya kendi zaaflarına yenik düşeceklerdir ya da Hak vaki olunca bu dünyadan ayrılacaklardır.

Galaktik Cumhuriyet, başka bir nedenden olmasa bile sadece bu nedenle bile yok olmaya mahkumdu zaten.

Şu konunun da altını çizmeliyim:

EPISODE I filmini dikkatle izlediyseniz hatırlayacaksınız: Bir kısım gezegenler ve sistemler, "daha serbest ticaret yapmak ve ek vergileri ödememek" için Galaktik Cumhuriyet'ten ayrılır ve Ticaret Federasyonu'nu kurarlar. Bunlar, filmde ayrılıkçı ve bozguncu olarak lanse edilen kötü adamlardır.

Eh, bunda ne mi var? Amerikan tarihini biraz okumuşsanız, aslında geniş bir İngiliz dominyonu olan Birleşik Devletler'in 1773'te "İngiltere kralının talep ettiği ek ticaret vergilerini ödemeyi reddettikleri" için İngiliz kralına başkaldırıp bağımsızlık mücadelesine giriştiğini bilirsiniz. 'Boston Tea Party' denilen ve Amerikan devriminin başlangıcı kabul edilen olay, İngiltere'nin koyduğu vergilerin protesto edilmesi maksadıyla, ticaret gemilerindeki yükün(çayların) denize atılması hadisesidir. Bunun sonrasında neler olduğu Amerikan devrim tarihi diye uzun uzun anlatılır.

(Ya da bkz. Mel Gibson'un PATRIOT filmi, veya sadece Çelik Blek ya da Kaptan Swing'in bütün maceraları)

Yani ne? George Lucas'ın 'ayrılıkçı, bozguncu kötü adamlar' dediği Ticaret Federasyonu, Amerika Birleşik Devletleri ile TIPATIP aynı prensipler ve kuruluş ilkelerinden yola çıkarak kurulmuşlardır. Dikkat, şimdi on puan değerindeki uzman sorusu geliyor: George Lucas bilerek mi Amerikan tarihine çamur atıyor? Yoksa kendi tarihini de mi bilmiyor?

* * *

Filmde bana acemice, komik ve garip gelen bazı ayrıntıları da dikkatinize sunmak isterim:

* Bilindiği gibi, Star Wars'ta anlatılan olaylar, "Bir zamanlar uzak, çok uzak bir galakside" geçmektedir. (Once upon a time in a galaxy far, far away) Dolayısıyla, onların ölçüleri ve izanları bizim bildiğimizden farklıdır. Mesela gezegenler arası uzaklığı belirtmek için ışık yılı yerine PARSEK denilmektedir.

Ama gelgelelim, uzun süredir görmediği Padme Amidala'yı tekrar göreceği için heyecanlı olan Anakin Skywalker, Obi Wan Kenobi'ye "Onu on yıldır görmedim" demektedir. HA?! Ne yılı? Dünya yılı mı? Hangi gezegenin hangi yıldız etrafındaki yörünge süresini esas almışlar da "YIL" kavramı çıkarmışlar? Belli değil! Uzayda zaman kavramı esnek ve belirsizdir. Hele ışık hızını aşan süratlerde yolculuk edilebiliyorsa. (Bkz. Einstein'ın İzafiyet Teorisi )

* Filmin bir yerinde, Naboo gezegeninde genç Anakin Skywalker ile Padme Amidala konuşmaktadırlar. Lafın bir yerinde Padme diyor ki "Ama biz gerçek dünyada yaşıyoruz. Gerçek dünyaya geri dön.." (Yani,'Senin bahsettiğin şeyler ideal olarak doğru olabilir ama gerçek hayatta durum farklıdır' demek istiyor) Çeviri hatası yok! Lafın orijinalini aha bu iki kulağımla duydum "but we're living in the real world. Come back to the real world" dedi kızımız.

Bir dakika! Hooop! Orası uzak, çok uzak bir yerdeki galaksi. Söz konusu konuşmanın Dünya değil Naboo gezegeninde geçmesi bir yana, DÜNYAnın adını bile bilmiyor olmaları lazım. Diyeceksiniz ki "Gezegen adı olan 'dünya' İngilizce'de EARTH ile karşılanır. Nitekim Dünya gezegeni=Planet Earth'tür. 'World' kelimesi ise İngilizce'de 'içinde yaşadığımız gezegene/ortama işaret eder.."

(Gerçi bu açıklamayı ben yemem. Çünkü o zaman Naboo gezegeninin gerçekliği Anakin Skywalker'i neden ve nasıl bağlasın ki? O aslen başka gezegenden geliyor. Ama hadi yedim diyelim)

Peki, notunuzu aldım.. "Türkçe çok zengin bir dildir. İngilizce ise uyduruk bir dildir" diyen Oktay Sinanoğlu'na (hani şu Türk Einstein'ı) ileteceğim...

* Filmin başlarında Senatör Amidala, Senato'daki bir oylamaya katılmak üzere başkent(?) gezegen Coruscant'a geliyor. Yolculuk uzun, zahmetli ve tehlikelidir. Nitekim daha Coruscant'a ayak basar basmaz bir suikast girişimini şans eseri atlatacaktır. Daha sonra suikastın faili bulunana kadar kendi gezegeni Naboo'ya dönmesine karar verilir ve oylama ertelenir. Buraya kadar tamam.

Ama Obi Wan Kenobi veya Anakin Skywalker çoooook uzaklardaki başka gezegenlere görev icabı gittiklerinde, oralardan hologram şeklinde mesajlar gönderebilmektedirler. Yani, uzaktaki biriyle iletişim kurabilmek için üç boyutlu ve sesli görüntüye dayalı real-time bir iletişim teknolojisi mevcuttur. Eh madem durum böyle, o zaman bir oylama yapılacak diye taa bilmem nerelerden bir sürü senatörü yollara döküp niye o kadar zaman ve enerji harcarsın ki? Üstelik de tehlikeli ve yorucu yolculuklar bunlar. Nedir yani? Amidala oylamaya Naboo'dan katılamaz mıydı? Telekonferans sisteminin çok kanallı bir şeklini akıl edememiş mi bunlar? Uzay gemisi yapmaya teknolojileri yetiyor ama...

* Gene filmin bir yerinde Obi Wan Kenobi bir lokantaya gidiyor (Lokanta, masaların şekli, lokantacı ve müşteriler tipik bir Amerikan DINER'ına şaşılacak derecede benzemektedir) Lokanta sahibi, eski bir dostudur. Ona elindeki bir parçayı gösteriyor ve "Sence bu nereden gelmiş olabilir?" diyor. Adam parçaya şöyle bir bakıyor ve "Bu parça Kamino gezegeninden gelmiştir.." diyor ve gezegenin yerini ve gezegen halkının genel yapısını bir çırpıda Obi Wan Kenobi'ye anlatıyor.

Obi Wan Kenobi kardeşimiz de, bu gezegen hakkında mütemmim malumat toplamak için galaktik kütüphaneye gidiyor. Fakat o da ne? Bu gezegen kayıtlarda gözükmemektedir. Kütüphane memuru, Obi Wan Kenobi'nin ısrarlı sorularına karşılık "Evrendeki bütün bilgiler burada. Eğer o gezegen hakkında kayıt yoksa, öyle bir gezegen yok demektir" diye kestirip atıyor.

Yahu durum gerçekten böyleyse, dandik bir lokantacı bile "İşte bilmem nerdeki gezegen. Halkı da şöyledir,böyledir" diyecek kadar nasıl bilgi sahibi olmuş? Galaktik çağda bile bürokrasi "Burada kaydı yoksa, öyle bir şey yoktur" diyecek kadar kafayı yemiş olabilir mi? İletişimin o derece gelişmiş olduğu bir durumda, INTERNET'e girip sorsan, bir sürü kişi sana doğru cevabı verebilecekken, nedir bu yani?

Sonradan öğreniyoruz ki, Jedi'lardan biri Kütüphanedeki kayıtları silmiş. Ve gene Yoda'dan öğreniyoruz ki, kütüphanedeki kayıtları ancak bir jedi değiştirebilirmiş.. Breh breh breh... Hem Cumhuriyet'in koruyucusu şövalyeler, hem de galaktik RTÜK. Ama nedense saklamaya çalıştıkları şeyi dandik bir lokantacı bile biliyor. Çocuk oyunu mu bu?

* Star Wars serisini seyredenler gayet iyi bilir ki, Jedi'lar ışın kılıcı denen bir silah kullanmaktadırlar. (Orijinali Light Saber. Sakın Beam Sword falan diye çevirmeyin) Bu silah, esas itibarıyla bir kılıçtır işte. Değdiği yeri keser, uçurur. Ustaca kullanılırsa, Jedi savaşçısına yöneltilen kesici veya delici bir cismi engelleyebilir. ÇOK HIZLI kullanılabilirse, jedi savaşçısına yöneltilmiş ateşi de bertaraf edebilir. Ama uzaktaki bir düşmana zarar veremez. Genel anlamda bir yakın savunma silahıdır.

Filmin sonuna doğru çok müthiş bir savaş sahnesi var: Ateşli silahlara sahip androidler saldırıya geçiyor ve usta savaşçı jedi'lar ışın kılıçlarına sarılıp androidlerin üstlerine yürüyorlar. Neticede jedi'ların çoğu düşüp ölürken, onları ancak son anda yetişen klon ordusu kurtarabiliyor. (Klon ordusu da ateşli silahlara sahiptir ve Vietnam savaşını andırır şekilde helikoptere benzeyen araçlarla sahneye dalarlar)

Yahu bu da bana saçma geldi... Ne kadar usta bir kılıç kullanıcısı olursanız olun, ve isterseniz elinizde ışın kılıcı olsun. Size ateşli silahlarla saldıran kalabalık bir düşman ordusu karşısında şansınız yoktur. (Tüfek icad oldu, mertlik bozuldu, diyen Köroğlu'nu hatırlayınız.)

Bu gerçeği bilmek için de West Point'i bitirmeniz veya askeri okulda 'Savunma ve Taarruz' dersi almış olmanız gerekmiyor. Eğer 'Cumhuriyeti korumakla görevli', yıllarca eğitim almış, özel yetenekli bir savaşçıysanız, yani bir Jedi şövalyesiyseniz, savaş denilen şeyin "akıl, taktik ve strateji"den oluştuğunu nasıl hesaba katmazsınız?

* Filmin bir diğer sahnesinde, Padme Amidala yolculuk hazırlığı yapmaktadır. Ve de nasıl biliyor musunuz? Bavulunu topluyor.. Evet, bavul... Bildiğiniz trolley, hani bir tarafı tekerlekli olur, sapını uzatıp bavulu hafifçe eğer ve arkanızdan çekerek götürürsünüz ya.. İşte öyle.. Bana komik geldi.

* Taa Star Wars'ın 1977 tarihli ilk bölümünden beri dikkatimi çeken bir ayrıntıyı da anlatmak isterim: Olaylar galaktik çağda geçmektedir. Uzay gemileri vardır, koşturmacalar vardır, savaşlar vardır. Hareketin ve yüksek teknolojinin aklınıza gelen her türlüsü vardır. Ama ne ki bazı kahramanlar, Dünya gezegeninde Ortaçağ'da kullanılmış cinsten giysiler içindedir. Keşiş kılığı içindeki (yani kapüşonlu pelerin) Obi Wan Kenobi'yi düşünün. Ta ilk filmde bu karakteri Alec Guinnes canlandırırken de bu kıyafeti giyer (hatta bununla çıkmıştı son düellosuna), bu son filmde de aynı karakteri canlandıran Ewan McGregor gene aynı giysiyi giyiyor. Oysa bu tarz kıyafet, hareket özgürlüğünü kısıtladığı için savaşçıya uyan bir kıyafet olmadığı gibi, pratik olarak da kullanması zordur.

(Mesela ideal Jedi kostümü Luke Skywalker'inki olabilirdi. Karateci elbisesine benzeyen, rahat ve adamın yağına takılmayacak bir elbise. Savaşçıya dövüş sırasında hareket özgürlüğü de verir üstelik)

Bu son filmde, Obi Wan Kenobi uzun bir uzay yolculuğu yapıp Kamino gezegenine varıyor. Burada sürekli yağmur yağmaktadır. Adam modern uzay gemisinden iniyor ve yağmurlu havayı görünce kapüşonunu başına geçiriyor. Aferin ona!

Bu anakronik manzara da beni güldürüyor: Uzay gemisinden inen bir Ortaçağ keşişi. Üstelik bu adam bir savaşçı. Ne pratik açıdan (hareket özgürlüğü) ne de mantık açısından (uzay çağında böyle ilkel ve kullanışsız bir elbise) uygun bir durum değil doğrusu.

Tamam, tamam. Ne diyeceğinizi duyar gibiyim şimdiden:
Bu sadece bir film. Bu kadar abartmaya değmez!

  MÜZIK
Melancholy Man
Duran Duran
WHAM - Where did
Hotel California
Bon Jovi: You Give
Nothing Compares
  CİNSELLİK
Sanal Pezevenk
Heartbreak Hotel
Erkeklik Ölürken
Medyamız Buyuruyor:
Zibidi Kimdir?
Bunun Baymayan
  YAŞAM
İstikamet Gökçeada
Tahin Helvası
Sen Türkünü Söyle
Siz Uzlaştıramadıkları-
Reklamlar ve
Batılı Harbi Konuşunca
  EDEBIYAT
A Practical Guide
Hava Cıva Raporu
Bir Başkadır
İslamcı Medya =
Doğru Cevabın
Muhabbet Nasıl Yapılır?
  SİNEMA
Cats Müzikali
Korku Filmleri
Sinema:
Rocky
Kung Fu Sinemasının
Ayşecik ve

Ajda Pekkan'dan

Semiramis Pekkan

Samime Sanay

Neşe Karaböcek

Arif Susam

Başrolde Emel Sayın

Ümit Besen

Zeki Müren

The Best of MFÖ

Fecri Ebcioğlu Sunar

Çeşitli Albümlerden

Fransızca & İtalyanca

Edip Akbayram

Yıldırım Gürses

Best Memories

A Glimpse of

Enrico Macias &
Ajda Pekkan

Sezen Aksu - SERÇE

Beş Yıl Önce

Best of STYX

The Beach Boys

BoneyM