Yazara E.Mail Göndermek İçin TIK'layın
Eskiden Bilim ve Teknik dergisinde bazı zeka soruları olurdu, bilmem hatırlar mısınız?
Mesela şöyle: Diyelim ki siz özel bir görevle Dumbo gezegenine giden bir uzay gezginisiniz. Bu gezegende iki ülke var, Zortek ve Bartok ülkeleri. Zortekliler kendilerine sorulan her soruya yanlış (yalan) cevap verirken, Bartoklular kendilerine sorulan her soruya doğru cevap vermektedirler. Bundan başka, Zortekliler Bartok ülkesine ve Bartoklular da Zortek ülkesine turist olarak da gidebilmekteler.
Dumbo gezegenine yaklaşırken uzay geminizin navigasyon sistemi bozuldu ve siz gezegenin karanlık tarafına körlemesine bir iniş yaptınız. Gezegenin hangi ülkesine (Zortek veya Bartok?) indiğinizi bilmiyorsunuz. O sırada karşıdan gelen birini gördünüz -ki bu kişi Zortekli veya Bartoklu ama siz hangisi olduğunu bilemiyorsunuz.
Şimdi gelelim yüz puan değerindeki uzman sorumuza:
Karşıdan gelen kişiye yalnızca İKİ soru sorarak, gezegenin hangi ülkesine indiğinizi ve konuştuğunuz kişinin hangi milletten olduğunu nasıl anlarsınız? (Bu tür soruların bir derece daha zoru da, söz konusu gezegende üç ülke olması ve üçüncü ülke vatandaşlarının bazen doğru bazen yalan söylediği durum.)
Bu tür bilmecelerde paradigma aşırı basitleştirilmiş ve düz bir mantık oyununa indirgenmiş ama sorun çok iyi ifade edilmiştir: Karşınızdaki kişinin doğruyu söyleyip söylemediğini bilmeden, o kişi ve çevresi hakkındaki bir bilgiyi kısıtlı zaman içinde nasıl alırsınız? İşte tam bunu düşünmeniz isteniyor. 'Doğru' soruyu soracak bir strateji geliştirmeniz gerekmekte.
Gerçek hayatta, mesleği özellikle 'gerçeği' bulmak olan insanlar, mesela polisler, araştırmacılar ve CİDDİ gazeteciler bu sorunla her gün karşılaşmaktalar.
Dikkat ederseniz televizyon habercilerini ve magazin editörlerini bu kategoriye dahil etmiyorum. Onların peşinde olduğu şey RATING ve sansasyondur, gerçek değil...
Türkçe'de isim haliyle kullanılan GERÇEK kelimesinin, Batı dillerinde birden fazla karşılığı bulunur ve bu karşılıklar arasında anlam farkları vardır. Bu yüzden Batılıların GERÇEK kavramına çok yönlü yaklaşabilmesi, Türkçe'nin ise böyle bir kavramsal açılıma etimolojik ve linguistik olarak ket vurması bir gerçektir (fact) ama Türkçe'den başka bir dil bilmeyen birinin bunu gerçek (truth) olarak kabul etmesi çok zordur. Aynı durum GERÇEK kelimesinin sıfat olarak kullanıldığı durumlar için de geçerlidir. Geçenlerde, şimdi detaylarını burada anlatmamın gereksiz olduğu bir proje çerçevesinde, bir siyasi partinin kongre delegeleriyle yüzyüze görüşmeler yapma fırsatı buldum. Projenin amacı bazı soruların objektif cevaplarını bulmaktı.
Bilgi almak için soru sorduğunuz kişi sizi yanıltmak veya manipüle etmek amacıyla kısmen gerçekleri, kısmen doğruları söylüyorsa işinizin zorluk derecesinin giderek yükseleceğini tahmin edersiniz. Ya da 'bilmece çözmenin' zevkine varırsınız, olaya bakış açınıza göre değişir. Nasıl, nerede, ne zaman ve ne amaçla söz söylediği, ne söylediğinden daha önemli kişiye politikacı denir zaten.
Sözünü ettiğim proje sırasında görüştüğüm delegelerin çoğundan duyduğum bir cümle vardı ki, bu yazıyı yazmama vesile oldu. Kullandıkları kelimeler ve cümle yapısı ufak tefek değişiklikler gösterse de, görüşmenin başında veya sonunda şunu söylemek zorunda hissettiler kendilerini: "Aslında politikacı dediğin doğru konuşmayan adamdır. Başka şey düşünür, başka şey söylerler.. Ama ben öyle değilim, ben her zaman gerçekleri söylerim.."
"Eee, ne var bunda? Kimse yoğurdum ekşi demez. Herkes kendini diğer insanlardan daha farklı ve üstün görmek eğilimindedir. Üstelik politikacılarda bu eğilim daha yüksektir.." diyeceksiniz. Haklısınız.
1986 yılında henüz üniversite birinci sınıf öğrencisiyim. Politikaya Giriş (POLS 101) dersinde Kay Lawson'un 'An Introduction to Human Polity' kitabından politikanın tanımını öğreniyoruz: "Politika, sınırlı kaynakların yeniden dağıtılmaya yönelik ayrılması (tahsis edilmesi)dır." (X) Hatta, "Sınavınızın bir sonraki haftaya ertelenmesini okutmanınızdan talep ettiğiniz anda bile politika yapıyorsunuz demektir" diye eklemişti ders kitabının yazarı. Buradan yola çıkarak diyebiliriz ki, bizi etkileyecek herhangi bir konuda birini ya da birilerini etkilemek için girişimde bulunduğumuz anda politika yapıyoruz demektir. Yani aslında hepimiz bir anlamda politikacıyız.
Nerede olduğunuzu öğrendiğinize göre, ikinci sorunuz
Sorunun cevabını siz bildiğinize göre, aldığınız cevabın doğruluğuna veya yanlışlığına göre bir Bartoklu ile mi yoksa bir Zortekli ile mi konuştuğunuzu anlayabilirsiniz..
Efendim? Üzerinde üç ülke ve üç değişik halk olan gezegene indiğinizde hangi sorular mı sorulmalı?
Tamam, itiraf ediyorum: GERÇEKLERİ ve aklınıza takılan soruların cevaplarını BENİM yazılarımda aramanızdan büyük keyif ve gurur duydum. Güveninize ve ilginize teşekkür ederim.
Ama benim Zortekli olmadığımı nerden biliyorsunuz?
|