![]()
Yazının başında biraz dedikodu yapalım.. (Ne o? Dedikodu deyince gözler hemen açıldı bakıyorum da..) Deep Purple'ın Türkiye'deki hayranları, bu grubu gelmiş geçmiş en büyük grup olarak görüyorlar. (INTERNET sitelerindeki bazı forumları inceledim de..) Şimdi onları incitmek de istemem ama, Deep Purple tarihini incelerken, eleman sirkülasyonundan başım döndü. Brezilya dizisi izler gibi oldum biraz da.. Grubun müzik tarzı da eleman sirkülasyonuna göre sık sık değişmiş.
Progresif rock'tan kulak patlatan heavy metal tarzına kadar değişen kariyer zıplamaları yaptılar. Hatta bir ara Guinnes rekorlar kitabına 'Dünyanın en gürültülü müzik topluluğu' olarak girdiklerini de ekleyelim.
İşte kısa Deep Purple tarihçesi:
Grup gitarist Ritchie Blackmore, vokalde Rod Evans, basçı Nick Simper, klavyeci Jon Lord ve davulcu Ian Paice tarafından 1968 yılında Hertford - İngiltere'de kuruldu. Daha ilk albümleri 'Shades of Deep Purple' çıkmadan, hemen İskandinavya turnesine çıktılar.
İlk albümlerinden "Hush" single'ı Amerikan Top 5 listesine girdiyse de, İngiltere'de pek farkedilmediler. İkinci albümleri "The Book of Taliesyn" 1969'da geldi ve sadece Amerika'da satışa çıktı. Kendi adlarını taşıyan üçüncü albümlerinde, Jon Lord'un klazik tarzlardan etkilenmiş klavye stili odak noktası olmuş ve şarkılar daha bir yoğunluk kazanmıştı. Bu albümün çıkmasından kısa bir süre sonra Rod Evans ve Nick Simper gruptan ayrıldılar. (Bir rivayete göre, gruptan atıldılar) Bir pop grubu olam Episode Six'ten basçı Roger Glover ve şarkıcı Ian Gillan Deep Purple'a katıldı.
Grubun yeni haliyle ilk albümü 1970 tarihli "Concerto for Group and Orchestra", rock müzikle klasik müziği kaynaştırma arayışındaydı. Kraliyet Filarmoni Orkestrası eşliğinde kayıt yapmak istemişler ama bu teklif reddedilmişti. Bunun üzerine Ritchie Blackmore inisiyatifi ele aldı Gillan'ın güçlü vokalinden yararlanarak, gitar ağırlıklı bir yaklaşım denedi. Bu değişiklik işe yaradı ve 1970'ler boyunca Deep Purple en yaratıcı ve ticari açıdan en başarılı devrini yaşadı. Bu albüm İngiltere'de bir milyondan fazla sattı.
1971 tarihli Fireball albümü ve bu albümden çıkan "Strange Kind of Woman" o kadar başarılı oldu ki, bir sonraki albümlerini Montrö'deki (İsviçre) Casino müzikholünde kaydetmeyi planladılar. Ama bu planlar suya düştü çünkü bu mekan Frank Zappa'nın gösterisi sırasında yandı. Bu olay da, Deep Purple'a "Smoke on the Water" şarkısını yazmak için ilham verdi. Bu şarkı sonradan Deep Purple'ın en uzun süre listelerde kalan ve en başarılı çalışması oldu.
1973 tarihli "Who Do We Think We Are" (Kim olduğumuzu sanıyoruz?) ve bu albümden çıkan "Woman from Tokyo" grubun başarısını iyice perçinledi. Ama dikkat: İngiliz rock gruplarında bir Japon kadın sözkonusu olunca işler karışır. (Bakınız Yoko Ono ve the Beatles) Zaten biz kim olduğumuzu sanıyoruz ki? Bu albümden sonra Ritchie Blackmore ile Ian Gillan arasında anlaşmazlık ortaya çıktı Gillan ve Glover gruptan ayrıldılar. Vokalist David Coverdale ve basçı vokalist Glenn Hughes gruba katıldıklarında takvimler 1974'ü gösteriyordu.
Grup bu haliyle 1974'te Stormbringer albümünü yaptı. Bu yazıda inceleyeceğimiz "Soldier of Fortune" bu albümde yer alır ve Blackmore-Coverdale ortak yapımıdır.
1976'da Coverdale'in Whitesnake grubunu kurmak için Deep Purple'dan ayrılmasıyla da, Deep Purple resmen dağıldı. (Ritchie Blackmore'un yerine aldıkları Tommy Bolin, aynı yılın sonlarına doğru aşırı dozda uyuşturucudan öldü)
1984'te grubun ilk kurucuları Blackmore, Gillan, Lord, Glover ve Paice tekrar bir araya gelip "Perfect Strangers" albümünü yaptılar. Bunu üç yıl sonra "The House of Blue Light" izledi. Ama eski kavgaların tekrar su yüzüne çıkmasıyla, Ian Gillan 1989'un ortalarında gene gruptan ayrıldı. (Düşünsenize, 'tekrar ekibi toparlıyoruz, tıpkı eski günlerdeki gibi...' diyorlar.. Hakikaten ekibi toparlıyorlar. Sonra gene kavgalar çıkıyor. 'Ben sana o zaman da demiştim. Sen hakikaten uslanmayacaksın be arkadaş!' gibi cümleler de sarfedilmiş midir acaba?)
1990'da "Slaves and Masters" albümünü yaptılar. Muhtemelen paraya sıkışan Gillan gruba tekrar geri dönünce de "The Battle Rages on" (Savaş Kızışıyor) albümünü çıkardılar. Ama bu albümün turnesinin orta yerinde bu sefer de Blackmore 'Madem savaş kızıştı..Ben gidiyorum arkadaş..' diyerek grubu bıraktı.
1994'te Steve Morse'un katılımıyla grup tekrar stüdyoya döndü ve 1996'da "Purpendicular" ve 1998'de "Abandon" albümlerini yaptı. (Sanki geride kalanlara 'Hadi artık siz de terkedin..' der gibi bir isim, değil mi?)
Biz gelelim şarkımıza....
Bu şarkının söz ve müziğini, Ritchie Blackmore ve David Coverdale birlikte yaptılar.
Oralarda buralarda sürtüp serseri bir hayat yaşayan kahramanımız (mesela onu, konser ve turnelerde ömür tüketen bir rock şarkıcısı gibi düşünün) aklıbaşında bir kızla birlikte kuracağı sakin ve huzurlu bir hayatı düşlemiştir. Hatta bu konuda o kıza (diyelim ki onu da konserlerden birinde tanıştığı taşralı saf ve masum bir kız olarak düşünün) ne hikayeler anlatmıştır.
Tabii bütün bu hikayeleri, o akşam o kızla birlikte olmak için uydurmuş da olabilir. Aslında ta başından hiç niyeti yoktu yani böyle işlere...
Fesatlık etmeyelim.. Belki de öyle bir kız yoktur. Kahramanımız, kafasında yarattığı sanal bir kızla, ilerde bir gün sakin bir hayat kurmayı düşlemiş de olabilir.
Fakat heyhat, kahramanımız anlamıştır ki, huzurlu ama sıradan bir hayatın adamı olamayacaktır! O, her zaman oraya buraya koşturan bir ganimet avcısı olarak kalacaktır. Giderek yaşlandığını bilmesine rağmen durum böyledir... Yapacak bir şey yoktur.Tabii kızla beraber olduğu gecenin sabahında, kıza ayak atıyor da olabilir: "N'ayır! N'olamaz küçüğüm.. Ben serserinin biriyim.. Ben sana uymam.. Zaten sen de benimle yapamazsın... Hem ben artık gitmeliyim..."
Kız bu ayakları yemiş midir? Yoksa "Alçak adam! Beni iğfal ettin... Şimdi Jonathan abime haber vereyim de seni bir güzel benzetsin!" demiş olabilir mi? Jonathan abisi gelip (meğer bu da tutucu bir İrlandalıymış, senaryoya bak!) Ritchie veya David'i dövmüş müdür? Bunları bilemiyoruz. En iyisi dedikoduyu bırakıp şarkımıza bakalım...
I have often told you stories
But I feel I'm growing older
Many times I've been a traveller
Now I feel I'm growing older
Yes, I can hear the sound Sana sık sık hikayeler anlattım
Ama giderek yaşlandığımı hissediyorum
Çok zamanlar bir yolcu oldum
Artık giderek yaşlandığımı hissediyorum
Evet duyabiliyorum |