Yazara E.Mail Göndermek İçin TIK'layın
Modern insanın kafası adamakıllı karışık. Bu karışıklığı çözmeden huzursuzluğunun dinmeyeceğini bildiğinden; habire sorularına cevaplar ve sorunlarına çözümler arıyor.
Arıyor da... Bunları 'tüketime sunulmuş hazır paketler' şeklinde arıyor.
Kapitalizm bize her türlü konforu 'satın alınabilir bir metaymış' gibi gösterir oldu ya.. Derdimizin dermanını da kolay ve pratik yoldan elde edivereceğimizi sanıyoruz bazen. Modern insanın yanılgısı...
Dönüp dönüp en başa geliyoruz: Bütün bunlar niye böyle olup bitiyor? İnsanlar yaptıkları şeyleri niye yapıyorlar? Davranışlarının arkasındaki dürtü veya düşünce nedir?
İşin sayfalarca teorisini yazarsın. Olan biteni akılcı bir şekilde açıklamaya çalışırsın. Kabul etmek lazım: Çoğu kere bir işe yaramıyor.
Son iki yüz yıldır, olan biteni 'topluca' açıklamaya yönelik iki önemli girişim oldu. Diğerleri ya teori aşamasında çuvalladılar ya da bu iki temel akımdan yola çıkıp dala budağa takıldılar.
İnsan davranışlarını insanın çevresiyle ilişkilerini rasyonaliteye dayanarak açıklamaya kalkan iki adam Karl Marx ve Sigmund Freud'tur.
İnsan davranışlarını 'rasyonel' temellere oturtarak açıklamaya çalışmak bu nedenle beyhude bir uğraş gibi görünüyor.
Ancak gene de insanları 'alt kategorilere' ayırarak 'toplu davranış' kalıplarını gözlemek ve kısmen öngörmek mümkün.
Dikkat: İnsanlarla birebir iletişim kurarken sakın onları kategorize ettiğinizi belli etmeyin.
İnsanlar 'kendilerinin diğerlerinden farklı ve özel' olduklarını düşünme eğilimindedirler. Bu varsayımlarına ters düşen her türlü yaklaşımı daha en baştan reddederler.
Reklamları düşünün mesela, hele de kadınlara yönelik kozmetik ve giyim reklamlarını. Verilen en temel mesaj: "Siz özelsiniz ve diğerlerinden farklısınız. Kendi stilinizi yaratın, farklılığınızı ortaya koyun. İşte BU ÜRÜNÜ kullanın, çünkü siz buna değersiniz. Siz bunu hakkediyorsunuz. Kendinize bir iyilik yapın, BİZİM ÜRÜNÜMÜZÜ seçin..." vs. vs. vs.
Ne yani? Aslında reklamcının veya üreticinin gözünde sadece 'cebinden parası alınması gereken' ve bu nedenle 'harcama yapmaya ikna edilecek' müşteri kitlesinin sıradan bir ferdi olduğunuzu ve sizin onların gözünde zerrece öneminiz olmadığını mı söyleselerdi?
'Kendi stilini yarattığını ve özgün olduğunu' düşünen fakat dışarıdan bakıldığında -ve hatta yakından incelendiğinde bile- birbirine bu kadar çok benzeyen bir sürü kişiye hemen her yerde rastlamıyor musunuz?
Aman Tanrım, ben ne yapıyorum böyle? Yabancılaşma ve varoluşçu felsefe diskurlarına geçmeden konuyu burada kapatayım. Malum, bu tür konular pek popüler değil, insanların ilgisini çekmiyor.
Siz lütfen saçınıza, başınıza ve imajınıza özen gösterin. |