Yazara E.Mail Göndermek İçin TIK'layın
Uygarlık tarihi, daima ileriye giden bir yol izlemiyor. İnsanlığın kimi dönemleri maalesef geriye doğru bir gidişin, yani gerilemenin öyküsüdür.
İnsanlık tarihi denilen makro süreci daha küçük ölçeklerde incelediğinizde gene bu 'gerileme' dönemlerini farkediyorsunuz: Aydınlanma çağından başlayarak endüstri devrimiyle devam eden hızlı ve zorlu bir gelişme döneminden de geçmişti insanlık.
Bütün savaşlara ve yaşanan doğal afetlere karşın, dünya üzerindeki nesillerin bir önceki nesilden daha bilgili ve bilinçli olabildiklerini gördük.
Gelişimin bundan sonra hep ileriye doğru olacağına inandı uygar dünya. Karanlık çağların artık ebediyyen geride kaldığını düşünmeye başlamıştı insanlık.
Ama bizim neslimiz şu dönemde artık bu sürecin sona erdiğini gözlemlemekte. Okumuş ve entellektüel insanlarda, insanlığın gidişatına dair genel bir kötümserlik ve tedirginlik her zaman vardır da, bu sefer durum o kadar ciddi ki durumun gidişatından endişe duymayan herkesin aklından şüphe etmek lazım...
Eğitim sistemimizin rezil ötesi derecede başarısız olması bir yana; bilgi edinmek için hemen her türlü imkana sahip olduğumuz bu çağda bilginin değil de cehaletin hızla yayılıyor oluşu traji-komik bir çelişki gerçekten de...
Bir sürü televizyon kanalı, Internet, cep telefonları ve aklınıza gelen her türlü iletişim teknolojilerinin geliştiği bir ortamda nasıl oluyor da gençler bir önceki nesle kıyasla daha bilgisiz ve cahil olabiliyorlar?
Hadi diyelim ki Ortaçağ karanlığı, kilise baskısının bir sonucuydu. Belli bir dinsel görüşü hakim kılmak (bir anlamda insanları günahtan korumak adına) kitaplar yasaklanmış ve kütüphaneler yakılmıştı.
Böyle bir sürecin derin ve köklü bir cehalete yol açmış olması makul bir açıklamadır.
Artık iyice anlaşılıyor ki;
A) Rating kaygısı içindeki televizyon kanalları
B) Tiraj peşinde koşarken sansasyonel safsataların tuzağına düşen yazılı basın
C) ve önüne gelen herkesin kafasına göre palavralar sıkabildiği INTERNET ortamı
aslında insanlara doğru ve geçerli bilgi sunmak konusunda başarılı değildir!
Çünkü Bkz. Beyinsel Üretim ve INTERNET
Dünyanın egemen güçleri ve genel anlamda hükümetler, çok uluslu şirketler vs. yönettikleri kitlelerin bilgisiz ve cahil olmasından hoşnutlar.
Bu durumun sürmesini istiyor ve destekliyorlar. Çünkü bu sayede kitleleri daha kolay yönetebileceklerini ve yönlendirebileceklerini biliyorlar.
Bu sisteme kökten karşı olduğunu söyleyen devlet başkanları bile (ki bu liste Mahmud Ahmedinecad'tan başlar, Kaddafi ile devam edip Hugo Chavez ve Evo Morales'e kadar uzanır) insan aklına ve sağduyuya aykırı söylemlerini sanki 'kahramanlık ve erdem'miş gibi sunmaktan geri durmuyorlar.
Böyle bir durumda aydın insanlara düşen sorumlulukları
Ve son olarak:
Gezegenimizi tehdit eden sorunları yaratan şeyin kapitalizm (yani bir anlamda Amerikan yaşam tarzı) olduğu gerçeğini gözardı ederek belgesel film çeken ikiyüzlü politikacılara "Sen bunun sorumlularından bir değil misin? Güç senin elindeyken bu felaketleri önlemek için niçin hiç bir şey yapmadın? Sen aslında sadece SHOW yapmak derdindesin!" diye hesap sormak yerine, ödül verilen garip bir çağdayız.
Kapitalizm, kendi yarattığı felaketleri bile paraya çevirme derdinde.
Tanıl Bora'nın deyimiyle "Ekolojik sorunların yarattığı bunalım, kapitalizmin 'krizleri idare etme' yeteneğine meydan okuyor."
İnsan aklına ve doğru bilgiye en çok ihtiyaç duyulan çağda, cehaletin ve bilgisizliğin bu kadar hızla yayılıyor olmasıysa bende derin bir umutsuzluk yaratıyor. Anlaşılan insanlığın müstehakı buymuş.
|