Yazara E.Mail Göndermek İçin TIK'layın
Modern tüketim toplumu denilen şeye bir türlü aklım yatmadı. Nasıl bir modernlikse artık, 'minimum üretim - maksimum tüketim' gibi çelişkileri içinde barındırması bir yana, şahsiyetlerimizi de hiçe sayan bir kavram olup çıktı.
Durup durup yeni tanımlar, yeni icatlar, yeni modalar atıyorlar ortaya ama inceleyin bakın, hepsi de içi boş para tuzakları.
Oscar Wilde'ın da dediği gibi:
Şimdilerin modası da, 'marka olmak', kendinden bir marka yaratmak...
'Var olan kimliklerinizi çöpe atın ve derhal kendinizi bir marka haline getirin!'
Bu tuhaf ve anlamsız furyaya kendini kaptıranlar, bir orijinallikleri olsa da olmasa da, 'marka' olmayı hak etseler de etmeseler de, zorla ya da şike ile kendilerini 'marka' olarak ilan edip, hayatlarını ona göre sürdürüyorlar. Bir şirket gibi, bir proje gibi, ticari bir mal gibi!
Bir tür pazarlama tekniği yani.
Hani kimi firmalar maliyeti düşük tutup ucuz mal satar, kimileri de marka yaratıp pahalıya satar.
Bizim aklıevvellerin taktiği ise bambaşka:
Toplum olarak yiyor muyuz peki? Eh yemesek tüm bu olanlar başımıza gelmezdi değil mi?
Bir kere adınız markaya çıktıktan sonra gerisi kolay. Kitap yazıp "en çok satanlar" rafında yerinizi almanız an meselesi.
Bizim ülkemizde marka olmanın en basit aşaması kitap yazmak!
Üstelik maksat çok satmak olmadığı için diğer reklam ve pazarlama tekniklerine göre daha düşük maliyetli bir yöntem bu. Hal böyle olunca da önüne gelen kitap yazıyor.
Sonra ne mi oluyor?
İnsan olarak değeriniz nedir? Asıl ondan haber verin.
Katranı kaynatmakla olur mu şeker? Markasını sevdiğim, seni kim çeker?
|