ANA SAYFA
  YAZARLAR
Alper EĞMİR
İffet AYMAZ
Sebahattin TEZEL
Feride KAHLER
Oktay TEKCAN
YORUM / KRİTİK
Hatt-ı Müdafaa
Film Yazıları
Biz İyi İnsanlar
  NOSTALJİ
Bir Ömürdü
Derman GAMSIZ
Nerelerdesin
Hamdullah BİBER
  VE DAHASI...
Röportajlar
Okurlardan Notlar
Bize Yazın
Gazoz Ağacı Kadrosu
ARŞİV


Al Bano-Romina Power

Best Memories

Enrico Macias &
Ajda Pekkan

Beş Yıl Önce
İffet AYMAZ Logo Yazara E.Mail Göndermek İçin TIK'layın
KADINLAR VE KOCALARI

Kadınlara dayak atan, bu şekilde kendini 'daha erkek, en erkek' hisseden zontalar hayvanat bahçesine bile alınmamalı, orası kesin!

Ama bu erkeklerle hala beraber olan kadınların hiç mi suçu yok?

Cahil bırakılmış, işi ve mesleği olmayan, yoksul, eğer baba evine dönerse hiç de hoş karşılanmayacak kadınları kastetmiyorum, hayır!

Üniversite mezunu, gayet güzel işi olan, konuşmaya sıra gelince mangalda kül bırakmayan feminist kızlardan söz ediyorum.


Boşanırsa belki har vurup harman savuramayacak, her yıl yurt dışında tatile gidemeyecek, ama kocası hiç nafaka vermese de iki çocuğunu özel okullarda okutabilecek kadar geliri olanlardan... bu katlandığını aşkın ya da tutkunun esiri olmak olarak niteleyenlerden...

Aşk dediğimiz şey aslında coşku, yaşama sevinci, hayattan haz alma değil midir?

"Biz" olabilmek için "sen" ve "ben" kavramlarından vazgeçmek gerekiyor, doğru. Ama önce GEÇMEK gerekiyor, önce "ben" olmayı yaşamak, "ben" olabilmek, kendini sevebilmek ve kendine saygı duymak gerekiyor bir sevgiliye ve ilişkiye layık olduğu değeri verebilmek için.

"Beni seviyorsan kötü olmamı kabul et" ya da "kocamdır, sever de, döver de" triplerine oldum olası gıcık olurum. Bir zamanlar çok modaymış böyle tripler. Bütün Rus edebiyatı ve bir dönemin romantik akımı karşılıksız, yakışıksız sevgiler ve bu uğurda tüketilen hayatlarla dolu.

Hastalıklı bir şey "seviyorum" diyerek karşındakini ya da kendini harcamak. İnsanın kendini sevmemesi, saygı duymaması demek. Kendini sevmeyi beceremeyen biri bir başkasını nasıl sever? Saygıyı, saygın olmayı bilmeyen biri karşısındakine nasıl saygı duyar, anlamıyorum.

Böylesi durumlar, immatür ilişkiler... Her şeyi, insan olabilmeyi bile karşısındakinden bekleme tembelliği. Oysa kendini kaybetmek değil, kendini bulmaktır aşk.

Bir okul olsaydı keşke, sevilen olmayı öğreten. Sevilmek hepimizin en doğal hakkı ama seveni ezmek hak değil.

İnsanlar sevildikleri zaman "Bakalım beni hangi en kötü halimle sevmeye devam edebilecek?" zorlamasına giriyorlar. Oysa sevilenin sevgiye layık olmaya çalışması, iyi yanlarını ön plana çıkarması gerekmez mi?

Aslında aşk karşımızdakinin beyaz atlı prens veya kuledeki prenses olmasından kaynaklanmıyor. Sevebilme yetisi bize, kendimize ait. Kendi kalbimizi keşfetmekle ilgili.

Tutku ise hastalıklı gibi görünse de aslında yaşama dair, hayatın iyi ve güzel sürdürülmesine dair bir durum. Tutku kötüye, zarar verene değil; idealize edilmiş olanadır hep.

Tekrar soruyorum, bu kadınlar neden düzenli olarak dayak yedikleri kocaları, sevgilileri ile beraber olmaya ve etrafa mutluluk pozları vermeye devam ediyorlar? Kendilerini aşağılık, dövülmeye layık, kötü mü görüyorlar gerçekte?

Bu mudur karı-koca olmanın anlamı? İstemem, eksik olsun!

  MÜZIK
Oçi Çornye
We are the World
When the Rain
  SİNEMA
Biz Bunun
Çölde Çay
The Turkish Exorcist
  YAŞAM
Haçlı Zihniyeti
Üçkağıtçılar Gene
Bankacı Dediğin
  EDEBIYAT
Aziz Nesin - O. Pamuk
Televizyon Dizileri:
Siyaseten Doğru İfade
  CİNSELLİK
Postmodern Bir Aşk
Vatandaşın
La Donna e Mobile

Best of STYX

The Beach Boys

BoneyM

Edith Piaf - SELECTION