ANA SAYFA
  YAZARLAR
Alper EĞMİR
İffet AYMAZ
Sebahattin TEZEL
Feride KAHLER
Oktay TEKCAN
YORUM / KRİTİK
Hatt-ı Müdafaa
Film Yazıları
Kalp Kazanmak
  NOSTALJİ
Bir Ömürdü
Derman GAMSIZ
Nerelerdesin
Hamdullah BİBER
  VE DAHASI...
Röportajlar
Okurlardan Notlar
Bize Yazın
Gazoz Ağacı Kadrosu
ARŞİV

Başka hiç bir yerde bulamayacağınız ÖZEL ALBÜMLER

Fecri Ebcioğlu Sunar

Edip Akbayram

Best Memories

A Glimpse of

Çeşitli Albümlerden

Ajda Pekkan

Enrico Macias &
Ajda Pekkan

Enrico Macias

Fransızca & İtalyanca

Edith Piaf - SELECTION
Alper EĞMİR logo
Yazara E.Mail Göndermek İçin TIK'layın
VEYA DİYELİM Kİ AYŞE

Les hommes qui passent, maman
Ne m'donnent jamais rien que d'l'argent...

Patricia KAAS - Les Hommes Qui Passent

Patricia Kaas'tan
Les Hommes Qui Passent şarkısını her dinlediğimde
"Bunun kendime uyarlamasını yapıp 'Les Femmes Qui Passent' diye bir şarkı sözü yazabilir miyim acaba?" fikri aklıma düşer.

(Charles Bukowski'nin 'Kadınlar' adlı kitabı zaten o işi görmüyor mu? Geçiniz..)

Asıl adını ne yapacaksınız?
Varsayalım Fatma'ydı
... veya diyelim ki Ayşe...

Başka bir fahişeyle buluşmak üzere gittiğim randevuevinde tanışmıştık.
(Ah evet, şaşırmayın. Öyle yerler hala var..)
Oturması, konuşması ve tavırları o kadar asil ve karizmatikti ki, onun da bu işi yaptığını düşünememiştim.

Güzel günlerdi. INTERNET siteleri üzerinden laf kalabalığı yapmaktansa, vatana millete yararlı işler gördüğüm zamanlardı.. Sabahtan akşama düzgün bir işte çalışır, tüketimden üstüme düşeni yapar sonra da taksitlerimi paşa paşa öderdim. Bildiğiniz 'düzgün vatandaş' işte.. Neredeyse 'saygın bir adam' olduğumu bile söyleyebilirdiniz.

Daha Marmara depremi olmamıştı. Cumhurbaşkanı, Başbakan'a Anayasa fırlatmamıştı. New York'ta kuleler yıkılmamıştı.

Şimdi bir kaç ışık yılı ötede kalmış şeylerden bahsediyorum.

Sonrasında evden beraber çıkmıştık ve arabamla onu evine bırakmıştım. Ayrılırken yanaklarımdan öpmüştü.


Başka bir zamanda ve başka bir yerde, başka bir arkadaşım
"Her kadının içinde bir fahişe vardır." demişti.

Bu tezi çoktan aşmış
"En harbi kadın, bunu saklamayan kadındır.." fikrinin içinden geçip

"Her fahişenin içinde bir kadın vardır..." sonucuna varmıştık.

Tıpkı Matriyoşka gibi!..

Euraka! Hatta şerefe!
Kutlamaya değen bir saptama...


Fatma'yla (veya diyelim ki Ayşe) ilk defa sahaya çıktığımız gün, Türkiye - Finlandiya futbol maçı vardı. Türk milli takımının o günkü performansı hakkında aklımda bir şey kalmamış. Ama bizim maçımız süperdi.

İlk tanışmamızdan bir ay sonra telefon etmiştim.

Bir telekızdan, onun arkadaşı olan başka bir kızın telefon numarasını istemek kolay değil. Almak daha da yorucu olabiliyor.
(Teşekkürler Bay Ukala, çok faydalı bir bilgi bu..)

Telefonumdan bir kaç saat sonra evimdeydi.

Biz devre arası verdiğimizde, Finlandiya maçının ikinci yarısı başlamıştı. Televizyondan seyrediyorduk beraber..
"Bizim maçta ben 1-0 galibim.." diye takıldım.
Gözünü televizyondan ayırmadan parmağını bana doğru salladı gülerek:
"Bir - bir.."   (Bir de kadınların skora meraklı olmadığını söylerler)

Bu işi yapan pek çoğunun aksine, takma isim kullanmazdı. Nüfus cüzdanını incelemiştim, gerçek adı ve doğum tarihi nedir, memleketi neresidir diye... Bana söylediği ismi gerçekti.

Son seçimlerde hangi partiye oy verdiğini bile söylemişti.
(Devre araları konuşmak için iyidir bazen)

Gelirken parayı sormamıştı, giderken çantasına tıkıştırdığım paraları da saymadı.

Ve tabii bütün bunlar bir Marmara depremi ve fırlatılan bir Anayasa önceydi.


En son telefon ettiğimde
"Gelemem.. Ben o işleri bıraktım. Şimdi birlikte yaşadığım biri var, eğer duyarsa beni öldürür. Çok kıskançtır.." diyecekti.

Bu film onun için mutlu sonla bitmişti sanırım.

Aradaki buluşmaları boşverin, onlar bana kalsın müsaadenizle..
Ama aynı kadrajda birlikte olduğumuz son bir sahne daha vardı.

Son maçımızın devre arasında gene televizyon seyrediyorduk.

Ahlaksız Teklif filmi oynuyordu:
Robert Redford - Demi Moore.

(Bizse tıpkı Patricia Kaas'ın
Mon Mec a Moi şarkısının ikinci kuplesindeki gibiydik televizyonun karşısında)

Ben sonunu biliyordum, Fatma
.. (veya diyelim ki Ayşe)
o filmi daha önce görmemişti.

"Bak şimdi.. Şu kızıl saçlı adam çok zengin tamam mı? Ve bu adamın karısını beğendi.."

"Ee, sonra?"

"Karısıyla yatmak için bir milyon dolar teklif edecek adama.."

"Ne? Hayatta olmaz! Sakın kabul etme kız!"
(Televizyonda Demi Moore'a sesleniyor)

"Ama adam çok yakışıklı, baksana... Hem bir milyon dolar çok para. Kocası da razı olacak üstelik.."

"Olsun! Ben olsam asla kabul etmezdim..." dedi biraz öfkeyle.

Bir gülme krizi tutacaktı o anda beni, kahkahalarımı tutmayı becerebildim. (Arada sırada kendimi şaşırtabiliyorum gerçekten.)

"Her fahişenin içinde bir kadın vardır" diyecektim sonradan. Euraka!


HİKAYENİN SON SÖZÜ: GERÇEKLİK VE SANALLIK NOTLARI

Gazeteci ve yazar kısmının başına hep ilginç şeyler mi gelir?
Yoksa başlarına ilginç şey gelen tipler bunları yazmaya kalkınca 'yazar' mı olurlar?

Yoksa hemen herkesin başına gelen sıradan şeyleri abartıp 'sıradışı ve orijinal' şeylermiş gibi anlattıkları için mi bazılarına 'yazar' deriz?
(Bu işi iyi yapanlara "İnsana ve hayata dair olguları yakalayıp 'evrensel saptamalarda' bulunmuş başarılı bir romancı" falan gibi etiket yapıştırırlar bazen. Kendilerini tutamayıp ödül verdikleri de olurmuş... Öyle duydum.)

Belki de gazeteci ve yazar dediğin, zaman içinde mesleki deformasyona uğrayıp 'arıza' bir kişilik kazanmıştır da o yüzden 'arıza olayları ve insanları' mıknatıs gibi kendine çeker ve sonra bunları 'normal' şeylermiş gibi yazar. İş olsun diye.

Lise arkadaşlarımla e.mail grubumuzda tartışıyorduk geçenlerde.
"Bence bir yazardan kendi durumuna paralel yazılar yazmasını beklemek pek doğru değil. Yani her yazdığı kendi ağzından anlatılmış, onun gerçek düşüncelerini yansıtan, kendi yaşadıkları ile tutarlı olmak zorunda değil. ... Yazıları bence yazarın karakterinden soyutlamak gerekir." demişti bir arkadaşım.

Yukarıdaki hikaye gerçek mi? Yoksa ben bunları uydurdum mu?
Ya da belki olaylar tam olarak böyle değildi de, ben abartıp çarpıtmış olabilir miyim?

Adaaaam sen de... Kim takar ki? Sanki ben gerçek miyim?

Matrix içinde milyonlarca sanal karakterden daha fazla bir şey değilim. Elektronlara ve Byte'lara büründüm, INTERNET'te size göründüm.
Gerisi hikaye...

(Durmadan ve aksatmadan bana kredi kartı ekstresi yollayan bankaları veya fatura göndermeyi hiç unutmayan elektrik, su ve telefon idarelerini de buna inandırabilsem ne hoş olurdu değil mi?)

  VİDEO
Europe (1986)
Ferdi Özbeğen: Kimler
Jason Donovan:
  YAŞAM
Yalancı Dolma
İstikamet Gökçeada
Sen Türkünü Söyle
  EDEBİYAT
Siyaseten Doğru İfade
Gençlik Dediğin
Blog Yazarken
  SİNEMA
Turkish Star Wars
Biz Bunun
En İyi 20 Korku Filmi
  CİNSELLİK
Sanal Pezevenk
Kadınlar ve Kocaları
Bryan Adams:
  MÜZİK
Arkadaşımın Aşkısın
Renee & Renato
STING - Englishman

Her Dem Yeni Türkü

Beş Yıl Önce

Best of STYX

20. Sanat Yılı

Zeki Müren

Gülden Karaböcek

Gökben

Nil Burak - Tatlı Tatlı

Chris de Burgh

Ferdi Tayfur

Kibariye - Kimbilir

The Beach Boys

BoneyM