İş lafa gelince demokrat görünmek şarttır.
"Herkes düşüncesini özgürce söylesin.." dersiniz.
"Düşünceler yasaklanamaz, fikir hürriyeti kısıtlanamaz.." dersiniz
"Herkesin doğrusu kendine, kimse başkasına fikrini empoze edemez.." dersiniz...
Bu liste böyle uzar gider. Modern dünyada "Ben demokrat değilim" demek herkesin harcı değildir çünkü.
"Ben her türlü fikrin söylenmesinden yanayım. Zaten koskoca Voltaire bile ne demiş ayol? Fikirlerinize katılmıyorum ama söz söyleme hürriyetinizi sonuna kadar savurunum dememiş mi? Ben de aynen öyle düşünüyorum işte.."
(Umarım ortalık yerde böyle desteksiz sallarken münasebetsizin biri çıkıp da "Peki Voltaire'in başka bir sözünü de biliyor musun mesela?" diye size sormaz.. Yoksa maazallah kulaktan dolma bilgiler ve şablonlara yaslanarak oluşturduğunuz 'demokrat' imajınızın cilası bozulabilir)
En demokrat geçinen kişilerin ve söz söyleme hürriyetinin en hızlı savunan insanların bile "Yok ama.. O kadar da olmaz artık" dediği bir nokta vardır.
"Hayır efendim, ben hiçbir fikrin açıklanmasından korkmuyorum..." diyen gazetecilerin bile geçmişini kurcalarsanız, bazı kirli çamaşırlar çıkabilir.
Nokta dergisinin son günlerdeki serencamını ibretle izlemekteyim. Bu konuda çok yorumlar yapıldı.
".. Ancak dergiyi ve söz konusu haberi detaylı bir şekilde inceledikten sonra şu sonuca vardım ki bu Nokta dergisi, yirmi yıl öncesinin efsanevi Nokta dergisi değil.
O zamanki dergi, entellektüel birikimi yüksek ve sol tandanslı bir yayın organıydı. O Nokta dergisinde çalışmış olan gazeteciler oradaki çalışma atmosferinden ve bunun kendi kariyerlerine yaptığı olumlu katkılarından hala özlem ve takdirle bahsederler.
Biz okurların gözünde de o zamanki nokta dergisi 'Türk dergiciliğinde çıtayı yükseltmiş' saygın bir yayın organıydı.
Şimdiki Nokta dergisi ise, İslamcı kökenden gelen kişiler tarafından hazırlanıyor. Bu kadro, ağdalı ve muğlak bir dil kullanarak entellektüel bir görüntü vermeye çalışıyor. Ama sonuçta bir gazetecide olması gereken 'şüpheci ve sorgulamacı' özelliklerden yoksun oldukları için kendi 'ideolojik saplantılarını' yansıtan metinler koyuyorlar önümüze. İnandırıcı olduklarını söylemek çok zor.
Sansasyon yaratan 'andıç' haberlerinde bile, yazdıkları şeylerin hangilerininin 'ele geçirilen belgeden alıntı' hangilerinin kendi yorumları olduğunu belirtmeyip orataya karışık bir metin çıkarmışlar.
Bunu 'kafa karıştırmak' amacıyla özellikle yapmış olabilirler mi? Yoksa onların gazetecilik çapı sadece bu kadar mı? O kadarını bilemiyorum.
Derginin diğer sayfalarında yazılarını okuduğum Ümit Kıvanç ve Murat Menteş gibi yazarlar(?) estetik ve bilgi birikimi gibi kavramları esgeçmekle kalmamışlar, mantık kurallarını da hiçe sayarak 'metin oluşturulabileceği' ve buna 'yazı' denebileceği iddiasındalar mesela...
Postmodern Türkiye'nin kafası bir hayli karışık. Günümüz Türkiye'si kendi anadilini doğru kullanamıyor ve yazamıyor. Bu durumda 'üslubu muğlak ve derdini anlatmaktan aciz' yazarların(?) varlığını normal mi kabul etmeliyiz? Yoksa bu tür kişilerin 'karaladığı metinler' ortalıkta boy gösterdiği için mi Türkiye'nin fikir hayatı berraklığını kaybetti? Bu soruya doğru cevap vermek beni aşıyor.
diye yazdığım GAZETECİLER BU SINAVI GEÇTİ Mİ? başlıklı yazım işte arşivde duruyor!
Bu dergiyi hazırlayan İslamcı/dinci kadroya şu konuyu hatırlatmak istiyorum:
Bir zamanlar 2000'e Doğru diye bir dergi vardı. Doğu Perinçek ve ekibi 1987-1991 arasında bu dergiyle gündem yaratıyorlardı. İzledikleri ideolojik çizgi (Kürtçülük ve yer yer PKK yandaşlığı) nedeniyle çok ağır eleştirilere ve davalara muhatap oldular.
TSK ile ilgili olarak yaptıkları haberlerde bir tür 'psikolojik yıpratma' yaptıkları hala söylenir durur. Ama yazdığı haberlerin hemen hiç biri yalanlanmadı.
Bir derginin yazdıklarını beğenirsiniz veya beğenmezsiniz. O ayrı konu. TSK'yı yıpratıcı tarzda haberler yapan o dergi için "Haber kaynakları kimdir? Bu dergi hangi amaca hizmet etmektedir?" sorularını sorup "Haber kaynakları işte şu şu çevreler olduğu için bu dergi güvenilmez ve 'zararlı' bir dergidir.." diyenler bizzat bu İslamcı/dinci kadrolardı.
Buyrun Zaman gazetesi arşivlerinden Haziran 2000 tarihli bir yazı
Şimdi biraz daha vaktim ve sabrım olsaydı AKSİYON dergisinin arşivlerini de tarayıp buraya koyardım. Fethullahçılardan 'demokratlık' dersi almaya ihtiyacımız yok!
Bir zamanlar başka bir dergi için "CIA'dan gelen bilgilerle gündem oluşturmaya çalışan MOSSAD ajanları" suçlamasını yapmış bir görüşün çıkardığı dergiye de
"Utah'dan gelen bir takım yönlendirmelerle gündem saptırmaya çalışan gazeteciler" yaftası yapıştırılır.
Sıkıyı görünce de "başka bir isimle dergi çıkarmak adına" ortadan kaybolmayı seçebilirler. Üstelik bunu bir "kahramanlık ve demokratlık" kisvesine büründürerek yaparlar bunu...
Akit gazetesi de sıkıyı görünce Vakit olmamış mıydı?
Bu Nokta kapanıyor diye seviniyor değilim. Ama şunun da altını çizelim:
Bu dergi kapatılmıyor, sıkıyı görünce kaçmayı tercih etti.
Biz de buna da 'demokrasi mücadelesi' diyeceğiz öyle mi?
Teşekkürler, ben almayayım!