Yazara E.Mail Göndermek İçin TIK'layın
Elime üç beş kuruş geçmişti, ben de arabanın ses tesisatını yeniledim. Arabayı yenileyemiyoruz madem, CD çalarlı bir otoradyo alalım, arkaya da şöyle güzel bir kolon takviyesi... Fonda şarkı çalarken ben de süper bir şekilde vokalimi koyarım. Sonra da yollar korksun benden!
"Sen sadece alt yazı geç, şarkının ne anlattığını açıkla. Sakın şarkıyı kendin söylemeye kalkma! Yoksa seni bırakıp kaçarlar..." dedi sözüne güvendiğim bir arkadaşım.
Vay canına! Sesim ve yorumum o kadar kötü demek ki?
Başka bir arkadaşım da ben sarhoş olup kafayı gayet güzelleştirmiş bir halde şarkı söylerken o hallerimi cep telefonuyla filme çekmişti. Ne zaman canı sıkılsa benim o görüntüleri seyredip neşeleniyormuş. Öyle söylüyor. Bunu söylerken de pis pis gülüyor.
Benim bira içip şarkı söylerkenki görüntülerim yakında INTERNET'e düşerse acayip rezil mi olacağım? Yoksa bir anda meşhur mu olacağım? İşte bu soruların cevabını bulamadığı için arkadaşım o görüntüleri cep telefonunda saklıyor şimdilik.
A-ha, Oktay Bey o noktada dikkatli ol işte! Şarkılar, kendilerine ihanet edeni asla affetmezler. Müzik başladığında herşeyin yoluna gireceğini umarken mesela bakakalmışsın bırakıp giden manitanın ardından?
Ben kendi kendime konuşuyorum ama lafım size, müzisyen gençlik: Şarkıları iyi anlamak şarttır ama onları söylemeye kalkmak bambaşka sonuçlar doğurabilir. Şarkı söylemeye başladığınızda karizmayı çizdirebilir veya manitayı ürkütebilirsiniz. (Ama siz korkmayın, yazının son kısmını okuyun. Ne dediğimi o zaman anlayacaksınız.)
Müzik başladığında gerçekler ortaya çıkar!
Engelbert Humperdinck'in The Music Played şarkısında anlatılan hikaye özetle şöyledir: Adamımızla manitası arasında bir kavga yaşanmış ve eskiden 'aşkın' olduğu yerde şimdi sinirli bir sessizlik hakim olmuştur.
Adamımız doğru kelimeleri bulup söyleyebilse belki de kadın onu bırakmayacaktı diye düşünmektedir. Tam konuşmak üzere ona döndüğünde müzik başlar. Salondaki diğer sevgililer pistte dans ederken, kadın kalkmış ve kapıya doğru yürüyüşe geçmiştir.
Oysa kapıya uzanan yolda kadının eski bir arkadaşı beklemektedir ve ona kalmasını söyler. Kadın o adamın elini tuttuğunda müzik başlar. Engelbert anlamıştır ki bu ikisi 'arkadaş'tan daha öte bir şeydirler.
Evet, adamımız kendi gururuna sarılmışken, öteki adam sessizce kenarda beklemekteymiş meğer. Ve evet, söylemesi gereken sözleri daha önce söylemediği ve kalbinin sesini dinlemediği için ödemesi gereken bir bedel vardır adamımızın.
Ve aşkını kaybettiği sırada müzik çalmaktadır hala...
(Bu şarkıyı Boş Sokak adıyla Ajda Pekkan ve Nilüfer ayrı ayrı yorumladılar. Ajda Pekkan'ın yorumu Nostaljinin Sesi tarafından hazırlanan Ajda Pekkan Nostaljik CD'sinde yer almaktadır.)
An angry silence lay where love had been
As lovers danced their way around the floor
Across the darkened room the faintest sign I saw
I couldn't say the things I should have said
And as I lost your love ... the music played
Ulu bilge Dandoldenyus demiştir ki...
Şaka bir yana, Oktay kardeşiniz der ki, yani bu yazının illa ki ciddi bir mesajı olacaksa o da şudur:
En maymun halinizi gördüğü zaman bile yanınızda kalacak birini aramıyor muydunuz? O zaman siz şarkınızı söylemeye bakın, gerisini boşverin...
|