Yazara E.Mail Göndermek İçin TIK'layın
Biz iyi insanlar mücadeleyi kaybettik!
Bugün Türkiye'nin dominant kültürü lümpenliktir. Avamlıktır, bayağılıktır. Varoş veya gecekondu kültürü de diyebilirsiniz buna...
Bu kültür -ki buna ne kadar 'kültür' denilebilir orası belli değil- Türkiye'de siyasi iktidara da gelmiştir, sokakları da zaptetmiştir.
Bunların bir kısmı, iktidar yalakalığını kendilerine çıkar sağlamak için yapıyorlar. (Emre Aköz buna tipik bir örnektir.)
Kendi adıma konuşmam gerekirse, ben bu yalancılardan bıktım, usandım.
Gerçekleri 'kendi kişisel ve maddi çıkarları' için çarpıtmaktan çekinmeyen ve bunu yaparken 'demokrasi havarisi' pozlarına bürünen bu tipler genellikle Radikal gazetesinde veya Bugün, Zaman, Yeni Şafak gibi sair Fethullahçı cemaat varakalarında arz-ı endam ediyorlar.
Bu taifenin ne zaman adlarını duysam veya eskaza onlardan birine televizyon ekranında rastlasam "Gün, hırsızla uğursuzun" deyimi aklıma gelir. Maalesef namuslu ve dürüst gazetecilerin kovulduğu ve fakat ilkesiz ve çapsız isimlerin parlatılıp önplana çıkarıldığı günler yaşıyoruz.
Türkiye'de başların ayak, ayakların baş olması konusu eskiden beri konuşulur. Türkiye 'demokratikleşip geliştikçe' bu sorunun bertaraf edileceğini, çünkü Türkiye'nin kendi insan sermayesini daha akıllı ve rasyonel şekillerde yetiştireceğini ve değerlendireceğini ummuştuk.
Ortada büyük bir terslik var:
Böyle bir soruya, başta Emre Aköz arkasından Nazlı Iıcak olmak üzere bilimum iktidar goygoycuları "Hayır, Türkiye'nin insan malzemesi eskiden daha kötü, kalitesiz ve ahlaksızdı. Şimdi herşey daha iyi bir yola girdi" yorumunu yapmaktan çekinmeyeceklerdir. Böylesine pervasız bir yalanı ortaya atarken en ufak bir utanma ve sıkılma emaresi göstermeksizin hem de... Bkz. Demokrasi, Halkımız Ve Gerçekler
Türkiye'nin insan malzemesini kötü bir şekilde değerlendirdiğini başka yazılarımda da irdelemiştim. Çocuklarımızı ve gençlerimizi doğru şekilde eğitecek bir eğitim sistemini kuramadık, oturtamadık.
Eğitim sistemimiz ve yukarıda da hal-i pür melalini açıkladığımız medyamız elele verdiler ve pırıl pırıl gençlerimizi köreltip yozlaştıracak yöntemler uyguladılar. Bkz. Yeni Nesil Daha mı Zeki?
Burjuvazimiz de eğitim sistemimize el attı ama, kapitalistleşmeyi de doğrudürüst beceremediğimiz için, onların ortaya attığı çözümler de yetersiz ve yanlış. Bkz. Memleket Nasıl kalkınır? Çünkü burjuvazinin tek kaygısı kar etekti. Türk insanı, insan olarak onların umurunda bile değildir. Bkz. Komprador Kafasından Türkiye'ye Fayda Yok
Kapitalist gelişme modellerinin ana amacı, maddi refahın sağlanması ve arttırılmasıdır. Bunun üstyapısı 'liberal demokrasi' ise, bireyin önündeki engellerin kaldırılması ve böylece elverir ki 'İnsanların kendi hayatlarını daha özgürce yaşamalarını ve kendilerini geliştirebilecek ortamlara kavuşmalarını' hedefler.
Oysa bu amaç tek başına ele alındığında, toplumsal gelişimin yönünü ve motorunu belirlemeye ve harekete geçirmeye yeterli değildir. İnsanların mutlu ve anlamlı hayatlar yaşayabilmesi, ait oldukları toplumla ilişkilerini 'olumlu' yönde değerlendirebilmeleri için bundan daha fazlasına ihtiyaç var.
Türkiye'deki lumpenleşme kültürü(?) ile atbaşı giden çarpık kapitalizm, toplumsal sorumluluklarını yerine getirmek adına, sivil toplum kuruluşlarını sahneye çıkarıyor. Oysa sivil toplum örgütleri olarak lanse edilen bu girişimlerin esas amacı toplumsal muhalefeti bölmek, etkisizleştirmek ve kitleleri uyuşturmaktır. Bkz. Sivil Toplum ve Örgütleri
Dolayısıyla bu sistemden iyi ve yararlı sonuçlar elde edilmesi mümkün değildir. Çünkü bu sistem yalanlar ve yanılsamalar üzerine bina edilmiştir.
O yüzden de, bu sistemin önerdiği reçetelerin hiçbiri sağlam ve tutarlı bir çözüm oluşturmaz. Aksine toplumsal ve ekonomik sorunları daha karmaşık hale getirir. Hatta çok daha büyük sorunlar yaratır.
Türkiye'deki toplumsal gelişimin bu sakatlığından bir yerde hepimiz sorumluyuz. Çünkü zamanında aydınlarımızı ve okumuş insanlarımızı dışladık ve olara çok cefa çektirdik.
Bugün Türkiye'yi sarmış olan boğucu ve tahripkar atmosferden çıkış yolunu gene biz kendimiz bulmak zorundayız. Çünkü dışarıdan birileri gelip de bizi kurtaracak değildir.
Bu anlamda bireysel olarak kendniz bir çıkış yolu bulabileceğiniz ve böylece kendinizi kurtarabileceğiniz fikrine kapılabilirsiniz.
Şansınızı denemekten geri kalmayın, umarım başarırsınız.
Evet ama nasıl ve nereden başlamalı?
Bu kadar lafın üstüne benim önerdiğim bir reçete var mı?
Daha sonraki adım ise, ortalığı saran bilgi kirlenmesini önleyecek bir takım filtrelerin oluşturulması olacaktır.
Giderek tekelleşen ve insanı insan yapan değerlere karşı kayıtsız kalan global medya karşısında sağlam bir duruş sergilenecekse, görev hepimize düşüyor! Bu hepimizin sorumluluğu...
Yoksa -şu ana kadar yaptığımız gibi- global sistemin bizim için öngördüğü 'uysal tüketici' profiline uygun davranıp 'plastik muhalefet ve polemiklerle' zaman mı geçireceğiz?
Dikkat: Bu saydıklarım çoktan seçmeli test soruları değildir!
Bunlara vereceğimiz cevaplar, önümüzdeki yıllarda hayatımızı doğrudan etkileyecektir.
Ve biz bu sorulara uygun cevaplar vermezsek, başka birileri bizim adımıza bu soruları kendileri cevaplayacaklar. Ama bizi hiç hesaba katmadan... Tıpkı şu ana kadar yapageldikleri gibi...
|