Demokrasi, insan hakları, ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı gibi kavramlar insanlık tarihine gireli ne kadar oldu şunun şurasında?
Oysa şimdi sanki onlar olmadan düşünemiyor, konuşamıyoruz. Bu kavramlar oluşmadan önce -çok yakın tarihlerde- dünyada bir hayat varolmamış gibi davranıyoruz.
Şimdi bir düşünelim...
Türkiye'de Cumhuriyet rejiminin kuruluş şiarı "muasır medeniyetler seviyesine çıkmak" olarak belirlenmedi mi?
Çok büyük ve önemli bir hedeftir bu! Devasa bir dönüşüm projesi..
Sosyopolitik bir değişim ve gelişim iradesinin ortaya konmasıdır.
Hakkını da teslim etmek gerek: Türkiye, kim ne derse desin, Cumhuriyet rejimi altında muazzam bir gelişme elde etmiştir.
Bu gelişmeyi eksik bulanlar çıkabilir, o ayrı bir konudur.
Bu ideal, çağın gerisinde kalınmış olduğu ön kabulünden yola çıkar ve çağdaş uygarlık seviyesine varmak hedefi böylece oluşturulur.
Öyle ya, zaten çağdaş uygarlık seviyesinde bulunsaydık, oraya varmak için neden hedef konulsun?
Fakat şunu da teslim edelim: "Muasır medeniyetler seviyesine çıkmak" ideali Türkiye dışındaki pek çok ülkede yoktur.
Mesela alın İspanya'yı.. "çağdaş uygarlık seviyesine ulaşmak" gibi bir hedefleri hiç olmadı. "Eh, onlar zaten medeni Avrupalı.." diyeceksiniz... Oysa 1975'te Franco ölünceye kadar durumları neydi, hiç merak ettiniz mi?
Gidelim Meksika, Arjantin veya Brezilya'ya... Hindistan ve Endonezya'yı ele alalım. Acaba bu ülkelerin vatandaşları "Toplumsal gelişimin anlamı ve gerekliliğini" nasıl değerlendiriyorlar?
Bu konuda belirlenmiş ortak siyasal ve toplumsal hedefleri yoktur.
Demokrasi idealine gelince...
Türkiye, "Demokratikleşme arzusunu ve idealini" sadece son 60 yıldır beyan eder olmuştur.
Muasır medeniyet seviyesine ulaşma ideali ortaya konurken, "demokratikleşme" diye bir kavramın gerekliliği tartışılmamıştı bile.. Buna gerek görülmemişti. Gerek görülmesi için de herhangi bir neden yoktu.
Dikkatinizi çekerim, Türkiye'nin demokratikleşmesi bahsi, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra akıllara düştü. Bunun da siyasal ve tarihi gelişimi apayrı bir inceleme konusudur.
Aslında 'demokratikleşme' dünyadaki pek çok ülke insanının değil gündeminde, idealinde bile yoktur. Mesela alın Arap dünyasının en modern ülkeleri Mısır ve Ürdün'ü.. Sorun bakalım Kahire veya Amman sokaklarındaki herhangi bir aklıbaşında Mısırlıya veya Ürdünlüye: "Ülkenize demokrasi lazım mı?"
Onları demokrasinin gerekli ve yararlı bir şey olduğuna inandırmanız çok şüphelidir.
Örneğin hiçbir Suriyeli kendi ülkesinin demokratik olduğunu iddia etmez. Demokratik olması yönünde bir çaba sarfedilmesi gerektiğini bile söylemez. Ülkesinin demokratik olmasını gerçekten ister mi, valla emin değilim. Aynı şey Rusya, Türki Cumhuriyetler ve Çin için de geçerlidir.
Mesela Avrupalılar "Türkiye'de demokrasi eksiktir.." falan dediklerinde, Türk makamları "Türkiye'nin demokratik bir ülke olduğunu" ileri sürerler.
Bu ülke vatandaşlarının hepsi Türkiye'nin demokratik bir rejimle yönetildiğine inanmasa bile, Türkiye'de herkesin genel anlamda kabul ettiği husus demokrasinin yararlı ve gerekli olduğudur.
Türkiye'nin en ücra köşelerinde, en ufak köylerinde yaşayanlar bile "Türkiye'de demokrasinin varolması gerektiğini" ifade ederler, buna da yürekten inanırlar. (Ben de inanırım..)
Diyeceğim o ki, Türkiye'de öyle veya böyle bir 'demokrasi ideali' vardır. Türkiye'de demokrasinin gerekliliği konusunda geniş bir mutabakat vardır. Bu mutabakatı Batı dünyası dışındaki ülkelerde nadiren görebilirsiniz. Kabul etmeliyiz ki, 'demokrasi ideali' 21. Yüzyıl'da halen bütün insanlıkça paylaşılan ortak bir ideal değildir.
Bu saptamayı yapmak şu bakımdan önemli: Demokrasinin gerekliliğine ve vazgeçilmezliğine inanan ülkelerin insanları (bu arada biz Türkler de) sanıyorlar ki dünyanın diğer tüm ülkeleri de 'gelişme ve demokratikleşme' arzusu ve çabası içindedir. Halbuki yok böyle bir şey..
Muasır medeniyetler seviyesi ve demokrasi arasındaki bağıntıyı iyice anladığımıza göre Türkiye'de halkın demokrasiye bakış açısını irdelediğimiz diğer dersimize geçebiliriz.