ANA SAYFA
  YAZARLAR
Alper EĞMİR
İffet AYMAZ
Sebahattin TEZEL
Feride KAHLER
Oktay TEKCAN
YORUM / KRİTİK
Hatt-ı Müdafaa
Film Yazıları
Ne İş Olsa Yapar mısın?
  NOSTALJİ
Bir Ömürdü
Derman GAMSIZ
Nerelerdesin
Hamdullah BİBER
  VE DAHASI...
Röportajlar
Okurlardan Notlar
Bize Yazın
Gazoz Ağacı Kadrosu
ARŞİV


Ferdi Tayfur

Fecri Ebcioğlu Sunar

20. Sanat Yılı

Zeki Müren

Ümit Besen

Edip Akbayram

Samime Sanay

Enrico Macias &
Ajda Pekkan

Arif Susam

Çeşitli Albümlerden

Beş Yıl Önce

Ajda Pekkan'dan

Al Bano-Romina Power

Semiramis Pekkan

Gülden Karaböcek

Oktay TEKCAN logo
Yazara E.Mail Göndermek İçin TIK'layın
HOW DEEP IS YOUR LOVE

13 Ocak 2003 tarihinde Maurice Gibb'i maalesef kaybettik. 44 yıldır bir arada olan Bee Gees artık yok. Bu yazımı da onlara ayırmak istedim.

Yahu ben mi fazla duygusal oldum, yoksa bu adamlar geçip gitmiş bir zamana ait kaybolmuş güzel bir ses miydiler? Cevap veriyorum: C şıkkı: Kabul etmem gerek, ben yaşlanıyorum artık!

1970'lerde tepeye vuran bir tarzları vardı. Asla basitleşmeden ve kolaya kaçmadan, sofistike bir şairliğin ürünü sözleri müthiş bir ses armonisi içinde sunuyorlardı. (Not: Bu adamların müziklerini özellikle uzun yolda giderken arabanızda dinlemenizi tavsiye etmem! Sizi öyle bir alıp götürürler ki, maazallah kaza falan yapabilirsiniz)

Bu üç kardeşin büyüğü Barry Gibb, 1 Eylül 1946, Manchester doğumlu. Diğer iki kardeş Robin ve Maurice Gibb, çift yumurta ikizleri olup 22 Aralık 1949'da aileye katıldılar.

Öykümüz ise 9 yaşındaki Barry'nin 6 yaşındaki kardeşleriyle birlikte ortak bir armoni yaratarak şarkı söylemesiyle başlıyor. Yarattıkları vokal armoni o kadar etkileyicidir ki, anneleri üç kardeşin sesini duyduğunda radyodan müzik yayını yapıldığını zannetmiştir. Ah evet, hakkını teslim etmeli, baba Hugh Gibb zaten bir müzik grubu yönetmektedir ve anne Barbara Gibb eski bir şarkıcıdır. Çocuklarındaki müzik yeteneğini farkeden bu çift, onları her fırsatta destekleyecek ve cesaretlendireceklerdi tabii ki.. Aile 1958 yılında Avustralya'ya göç etti. (Üç kardeşin bir ablası da var: Leslie. Andy ise en ufak kardeş olarak arkadan geliyor) Bu nedenle Bee Gees grubunun ortaya çıkması Avustralya'da oldu. Bu adın nereden geldiğini merak ediyorsanız, ufak bir İngilizce denklem çözeceğiz: Brothers Gibb adının baş harflerini alalım. B ve G. Şimdi bu harfleri İngilizce okuyalım Bee Gee . Ama çoğul takısını da unutmayalım: S. Ve ne oluyor? Bee Gees!

Brisbane'de -ilkin barlarda ve klüplerde kendi yazdıkları şarkıları söylemeye başladılar. Yerel bir radyonun DJ'i Bill Gates (Hayır, hayır.. Microsoft'un kurucusu olan değil. Bu başkası) dikkatini çektikten sonra da radyo ve televizyonlara çıktılar. Mart 1960'ta Brisbane televizyonunda yarım saatlik kendi programlarını yapmaya başladıklarında Barry 13, Maurice ve Robin 10 yaşındadır. Sonra Bill Gates (ismin baş harflerine dikkat) onlara BG adını önerdi ve kısa süre sonra grubun adı Bee Gees oldu.

1963'te ilk plak anlaşmalarını yapmış ve "Three Kisses of Love" adlı single'larını çıkarmışlardı.

Başka sanatçılar için de şarkı yapıyorlardı. Bir düzine single çıkartmışlar ama listebaşı olamamışlardı. Oysa 1965 ve 1966'da Avustralya'nın en iyi şarkı yazarı seçilmişler ve 1966'da Avustralya'nın en iyi grubu olarak adlandırılmışlardı. Evet, bu işler Avustralya'da ancak bu kadar oluyordu, tası tarağı toplayıp anavatan İngiltere'ye dönmeye karar verdiler.

Avustralya orijinli Olivia Newton John, Rick Springfield ve hatta Mel Gibson'ı düşünün.. Demek ki anadiliniz İngilizce olsa bile o topraklarda sanatçı olmak kolay değil, adınızı duyurmak için İngiltere veya Amerika'ya gitmek gerekiyor. Bunu bir yerlere not edelim, ilerde lazım olabilir...

1967 Ocak ayında İngiltere'ye doğru yola çıktılar ve gemi yolculuğu devam ederken "Spicks and Specks" adlı şarkıları Avustralya listelerinde bir numaraya çıktı. Çok geç Avustralya! senin aklın başına gelene kadar kaçırdın adamları elinden! (Bu son cümlenin sadece öznesini değiştirmek suretiyle bir sürü değişik yerde ve konuda kullanabilirsiniz. Bunu da atın zulaya, benden olsun..)

Kader hakikaten insana garip yollar çiziyor. Bu şarkıyı İngiltere'de dinleyen Brian Epstein ve çalışma arkadaşı Robert Stigwood bu şarkıyı çok beğeniyor.(ki Epstein, Beatles'ın menajeridir) Hani neredeyse adamlar İngiltere'de gemiden inmeden Stigwood onları arayıp kontrat öneriyor, şansa bak! Çok kısa süre sonra gitarist Vince Melouney ve davulcu Colin Petersen'i gruba alıp "Bee Gees First" albümünü yapacak ve 1967 ortalarında piyasaya çıkaracaklardır.

Bu ilk albümden hemen sonra 'Holiday'", 'To Love Somebody' ve'New York Mining Disaster 1941' single'ları çıkacak ve Gibb kardeşler hem Londra'da 'Top of the Pops'a çıkıp sahneye hızlı bir giriş yapacaklar hem de uluslararası üne kavuşacaklar. Şu sürate bakın: 1967'nin ikinci yarısında ise ikinci albümleri "Horizontal" piyasaya çıktı.

Bir yıldan biraz daha uzun bir süre içinde üç albüm yapmışlardı, single'ları İngiltere'de listebaşı olmuştu ve Amerikan televizyonlarına çıkmaya başlamışlardı. Allah'ın "Yürü ya kulum!" demesi böyle bir şey herhalde...

1969'da ise, iki LP'lik "Odessa" albümünün ilk plağının A yüzündeki ilk parça ne olacak?" gibi sudan bir nedenle aralarında anlaşmazlık çıktı.. Aslına bakarsanız en büyüğü 22, diğerleri 19 yaşındaki gençlerin bu kadar kısa sürede paraya ve üne kavuşması.. dedikodular, kıskançlıklar gibi bir sürü neden söz konusuydu. Neticede Robin solo çalışmak üzere gruptan ayrıldı, kısa süre sonra Vince Malouney ve Colin Petersen de "Hadi bize eyvallah!" dediler.

Robin stüdyoya tek başına girdi ve, prodüktörlüğünü ve aranjörlüğünü kendi yaptığı, kendi yazıp kendi okuduğu şarkılarından oluşan "Robin's Reign" (Robin'in Saltanatı) adlı albümü çıkarırken; Barry ve Maurice de (komedyen Frankie Howerd ve Eleanor Bron gibi isimleri yanlarına alarak) "Cucumber Castle" (Hıyar Kalesi) albümünü yaptılar. Tipik bir İngiliz ve Bee Gees mizahı. Bir yerlerde görürseniz bu albümü almanızı konunun uzmanları özellikle tavsiye ediyorlar.

Ama sonunda Barry ve Maurice de ayrıldı ve bu ayrılık 15 ay sürecekti.

Belli bir olgunlaşmanın ardından tekrar bir araya gelerek yaptıkları albümün adı "Two Years On" ve albümde yer alan ve Amerikan listelerinde bir numaraya kadar yükselen single'ın adı da "Lonely Days" olunca, aradaki alakayı görmek zor değil, sanırım.

Aradan birkaç yıl ve birkaç albüm geçtikten sonra, kardeşler bir bakıyorlar ki, kendi kendilerini tekrarlamaktalar ve de istedikleri kadar başarılı olamıyorlar. Ne yapsak ne etsek diye düşünürlerken, Eric Clapton'ın uzun bir aradan sonra "461 Ocean Boulevard" albümüyle başarılı bir dönüş yapması onları etkiliyor. Eric de bizim biraderlere diyor ki "Miami'deki Criteria stüdyoları hakikaten insana ilham veren ve fark yaratan bir ortam. Gelin, siz de burada çalışın.." 1974'te Bee Gees 'bir fark yaratmak' adına Arif Mardin'le çalışmaya başlıyor, ama çıkardıkları Mr.Natural albümü, yeni arayışlara olumlu katkılarda bulunsa da, ticari bir başarı getirmiyor. Bunun üzerine hem Arif Mardin hem de Miami-Criteria opsiyonlarını bir arada değerlendiren Bee Gees 1975'te "Main Course" albümünü çıkarıyor: disco-dans müziğinin günü gelmiştir ve Bee Gees için işe yarar formül de bulunmuş olur sonunda...

Bu albümden çıkan iki single 'Nights on Broadway' ve 'Jive Tasking' 1975'te altın ve platin plak kazanır. 1976'da artık Arif Mardin'le çalışmayacaklardır ama işi de kapmışlardır. 1976 tarihli "Children of the World" albümünde yer alan 'You Should Be Dancing' ve 'Love So Right' çok sevilir ve listelerde üst sıralarda yer alır.

O sıralarda, (Bee Gees'i keşfeden) yapımcı Robert Stigwood, "Tribal Rites of the New Saturday Night" adlı bir makaleden etkilenmiş ve New York'ta dans kültürünü konu alan bir film çekmeye karar vermiştir. Bu filmin müziklerini yapacak birilerine şiddetle ihtiyacı vardır. Bee Gees tam o noktada stüdyo albümünün kayıtlarını tamamen bırakır ve "More Than A Woman", "If I Can't Have You", "How Deep Is Your Love", "Night Fever", ve de tabii ki "Stayin' Alive" şarkılarını yapmaya girişir. Başrolünde John Travolta'nın oynadığı o meşhur "Saturday Night Fever" filminden bahsediyorum. Bu filmin soundtrack'lerinin yer aldığı ve filmle aynı adı taşıyan albüm (Michael Jackson'un Thriller albümü çıkana kadar) o zamana kadar en çok satan albüm olur. 24 hafta Amerika listelerinde bir numara olur ve bu albümden çıkan single'lar 14 altın veya platin plak kazanır.

1980'e gelindiğinde Gibb kardeşler Barbra Streisand'ın "Guilty" albümü için şarkılar yazar. Barry bu albümün hem yapımcılığını üstlenir hem de bazı şarkılarda Barbra ile düet yapar. Bu albüm, Barbra Streisand'ın müzik kariyerindeki en başarılı albüm olur.

1980'ler Bee Gees'e şans getirmedi. Yeni arayışlara girip mesela 1987 tarihli "E.S.P." albümünde yeni sound'lar yakalamış da olsalar, İngiltere ve Amerika'da "Bee Gees=Disco" gibi bir anlayış vardı ama artık disco müziğin devri geçmişti. 1988'de küçük kardeş Andy Gibb öldü. "The One" albümü ona adanmıştır.

1997'de 'Rock'n Roll Hall of Fame' e girdiler.

1998'de "Live - One Night Only" albümünü çıkardılar ve dünyanın birçok yerinde "One Night Only" konserleri verdiler.

Hadi şarkılarımıza geçelim..


Bu şarkı NOSTALGIC WIND serisinin 4.CD'sinde yer almaktadır.

İlk Bee Gees şarkımız "Saturday Night Fever" filminden (1977). Karşınızdaki kişiye onu çok sevdiğinizi ve ona güvendiğinizi söylerken bile, aslında aşkının ne kadar derin olduğunu içten içe merak ederiz de, bunu itiraf edecek cesaretimiz var mıdır? Bu güvensizlik O'nu kaybetmek korkusundan mı geliyor? Yanınızdan her ayrıldığında bir daha gelmez diye mi korkmanız, aptallarla dolu bir dünyada yaşamamızdan mı kaynaklanıyor acaba? Siz düşünmeye devam edin, işte şarkının sözleri:
HOW DEEP IS YOUR LOVE

I know your eyes in the morning sun
I feel you touch me in the pouring rain
And the moment that you wander far from me
I wanna feel you in my arms again

And you come to me on a summer breeze
Keep me warm in your love and then softly leave
And it's me you need to show
How deep is your love

How deep is your love
I really need to learn
'cause we're living in a world of fools
Breaking us down
When they all should let us be
We belong to you and me

I believe in you
You know the door to my very soul
You're the light in my deepest darkest hour
You're my saviour when I fall
And you may not think
I care for you
When you know down inside
That I really do
And it's me you need to show
How deep is your love

AŞKIN NE KADAR DERİN

Gözlerini tanırım sabah güneşinde
Dökülen yağmurda bana dokunduğunu hissederim ben
Ve benden uzağa gittiğin anda
Seni tekrar kollarımda hissetmek isterim.

Ve bana bir yaz meltemiyle gelirsin
Aşkınla beni sıcak tutar sonra yavaşça ayrılırsın
Ve göstermen gereken benim
Aşkının ne kadar derin olduğunu

Aşkının ne kadar derin olduğunu
Gerçekten öğrenmem gerek
Çünkü aptallarla dolu bir dünyada yaşıyoruz
Bizi üzen
Aslında bizi kendi halimize bırakmaları gerekirken..
(Oysa) Biz birbirimize aitiz

Sana inanıyorum
Ruhumun içine açılan kapıyı sen biliyorsun
En derin ve karanlık saatte sensin benim ışığım
Düştüğümde kurtarıcım sensin
Sana değer vermediğimi düşünmüyorsun belki
Oysa derinlerde bir yerlerde biliyorsun
Sana gerçekten değer verdiğimi
Ve göstermen gereken benim
Aşkının ne kadar derin olduğunu


Bu şarkı NOSTALGIC WIND serisinin 4.CD'sinde yer almaktadır.

İkinci şarkımız 1967 tarihli Horizontal albümünden. İlgi duyduğunuz kişi bazen söylediğiniz bir tek kelimenin bile samimiyetine inanmaz, 'Bunlar sadece laf!' der çıkar. Onun kalbini kazanmak için kelimelerden başka bir şeyiniz yoksa ne yapacaksınız peki? İçten bir gülümseyiş günü kurtarmaya yeter mi? Barry'e soralım diyeceğim ama, o sırada sadece 21 yaşındaydı...

Ya da boşverelim bunları da gerçeklere dönelim: Romantik Barry, kızı kafalayabilmek için diller döküyor ama kızımız bunları yemiyor bir türlü... Ee? Ne olacak şimdi?

WORDS

Smile an everlasting smile,
A smile can bring you near to me.
Don't ever let me find you down,
Cause that would bring a tear to me.
This world has lost its glory,
Let's start a brand new story now, my love.
Right now, there'll be no other time
And I can show you how, my love.

Talk in everlasting words,
And dedicate them all to me.
And I will give you all my life,
I'm here if you should call to me.
You think that I don't even mean a single word I say.
It's only words,
And words are all I have, to take your heart away...

KELİMELER

Gülümseyiş. Hiç bitmeyen bir gülümseyiş
Bir gülümseme yaklaştırabilir bana seni
Sakın seni üzgün görmeyeyim çünkü ağlatır bu beni
Bu dünya güzelliğini kaybetti
Öyleyse yeni bir hikaye başlatalım
Hemen şimdi, başka bir zaman olmayacak
Ve sana nasıl olduğunu gösterebilirim

Konuş, hiç bitmeyen sözlerle
Ve hepsini bana ada
Ve ben sana bütün hayatımı vereceğim,
Buradayım eğer bana seslenecek olursan
Söylediğim tek bir kelimenin bile sahici olmadığını sanıyorsun
Yalnızca kelimeler..
Ve kelimeler sahip olduğum tek şey...
Kalbine girebilmek için

  SİNEMA
Rocky
Star Wars ve
Karamurat
  EDEBIYAT
The Colorado Kid
Üç Kağıdın Ayarı
Attila İlhan ve
  YAŞAM
Reklamlar ve
Peynirli Patlıcan Kayığı
Sakın Beni Yanlış
  CİNSELLİK
Arkadaşının Aşkıyım
Eski Aşk Yenisine Engel
İnsan Neden Evlenir?
  MÜZIK
Elton John - Shoot
Nothing Compares
Yalnızlar Garı

Semiramis Pekkan

Gülden Karaböcek

Ajda Pekkan

Zeki Müren

Boney M

Neşe Karaböcek

A Glimpse of

Nil Burak - Tatlı Tatlı

Fransızca & İtalyanca

Sezen Aksu - SERÇE

Ferdi Özbeğen

Her Dem Yeni Türkü

Charles Aznavour'dan

Ajda Pekkan &

Gökben-2 Albümlük CD