ANA SAYFA
  YAZARLAR
Alper EĞMİR
İffet AYMAZ
Sebahattin TEZEL
Feride KAHLER
Oktay TEKCAN
YORUM / KRİTİK
Hatt-ı Müdafaa
Film Yazıları
Avrupalıdan Delikanlı
  NOSTALJİ
Bir Ömürdü
Derman GAMSIZ
Nerelerdesin
Hamdullah BİBER
  VE DAHASI...
Röportajlar
Okurlardan Notlar
Bize Yazın
Gazoz Ağacı Kadrosu
ARŞİV


Boney M

Neşe Karaböcek

A Glimpse of

Nil Burak - Tatlı Tatlı

Sezen Aksu - SERÇE

Ferdi Özbeğen

Charles Aznavour'dan
Feride KAHLER Logo Yazara E.Mail Göndermek İçin TIK'layın
TÜRK SİNEMASI NEDEN HEP ÇUVALLIYOR?

Türk sinemasının gelişememesinin binbir türlü nedeni vardır.
Sinemanın 'görsel' bir anlatım sanatı olduğunu esgeçip işi 'kötü kotarılmış' bir epik tiyatroya döktürmekten...
... senaryonun olay örgüsünde bir tutarlılık ve bütünlük olması gerektiği gerçeğini unutup özensiz ve çarpık hikayeler silsilesini 'film' zannetmeye kadar, say sayabildiğince...

Türk sinemasının geri kalmasında, ilkel ve kötü olmasında; Türk sinema eleştirmenlerinin ve Türk seyircisinin payı da az değildir.
Bunu da yazalım bir kenara.

Sırf entellektüel tutuculuk ve ideolojik dayanışma uğruna, saçmasapan tabular ve idoller yaratmak, Türkiye'de sinema ve edebiyat çevrelerinin hep yapageldikleri bir hata oldu.

Türk sinema eleştirmenleri ve sinema seyircisinin beğenisini de uzunca bir süre işte bu entellektüel tutuculuk şekillendirdi.

Bu yanlış tutumun Türk edebiyatı ve Türk sinemasında yarattığı kısırlık ve kalitesizlik daha çok uzun yıllar etkisini sürdürecek gibi görünüyor.

Özel televizyonların patlama yapması ve bu patlamadan ortalığa yayılan iğrençlikler, işte yukarıda işaret ettiğim tutuma bir tepkidir belki de?

Varoş eksenli cahil kitle, estetik duygusundan yoksun müptezel yapımları pek sevdi. Çünkü bu kitle daha önceleri kendisine 'kaliteli' diye sunulan yapımların sahte olduğunu içten içe seziyordu. Ama 'estetik' kavramıyla daha önce tanıştırılmadığı için, eksiklik ve yanlışlığın nerede olduğunu da bir türlü kavrayamadı.

Bugünlerde piyasada adına sinema filmi diye dolaşan rezaletleri br de "Tür sineması gelişiyor..." diye yutturmaya kalkmıyorlar mı? İnsan ağlasın mı, gülsün mü bilemiyor.

Günümüzde Türk sineması ve televizyon dizilerinin sefil hallerini gördükçe "Acaba nerede yanlış yaptık?" diye düşünür dururum.

Digiturk'un Turkmax kanalında üstüste birkaç tane Yılmaz Güney filmi seyredince bu soruya bir cevap bulur gibi oldum: Entellektüel tutuculuğun ve ideolojik saplantıların yarattığı bir takım tabular yüzünden Türk sineması kendine sahte idoller yaratmış ve kendi kendini kandırıp durmuştu.

Sırf solcu diye, sırf Kürtçü diye, sırf hapis yattı diye Yılmaz Güney'in sinemasında boncuk arayıp durmuş Türk entellektüelleri...

Oysa aynı Yılmaz Güney'in başına komik şapkalar geçirerek kovboy filmine benzetmek istediği bir takım avantür filmler vardır ki, bunlar için 'kötü' kelimesini kullanmak bile gereksiz bir iltifat olur.

Yılmaz Güney, belinde silahla gittiği bir lokantada, Yumurtalık savcısını gözünden vurarak öldürdü.

Bilmeyenler için not düşelim: Yumurtalık, Adana'nın bir ilçesidir.

Bu cinayet nedeniyle hapse girdi. Hapisten kaçtı ve soluğu Fransa'da aldı. Orada Türkiye'yi kötülemek için fırsat kollayan bir takım çevrelerle işbirliği içine girdi.

İşte 1974 tarihli Arkadaş filmi...

İdeolojik şablonları arka arkaya dizerek bir 'sinema dili' oluşturduğunu iddia eden adama sormazlar mı:

  * Filmin soundtrack'ında tekrar tekrar kullandığın Demis Roussos'un Forever and Ever şarkısıyla Christian Adam'ın Si Tu Savais Combien Je t'aime şarkılarının anlamını hiç merak ettin mi?

  * Bu şarkıların öyle bir filmde ne kadar alakasız ve saçma durduğunu kimse sana söylemedi mi?

  * "Emeği savunduğunu" iddia ettiğin bir film yaparken, filmde kullandığın o yabancı şarkıların sahiplerine telif ödemek aklına geldi mi?

Arkadaş filmindeki saçmalık ve tutarsızlıkları detaylı bir şekilde not aldım. Türk sinemasıın bu 'kağıttan kaplan' filminin ne kadar fos olduğunu örneklerle anlatan bir makale yazmaya koyuldum.
(Saçmalıklarla uğraşmak bazen bana iyi geliyor galiba?)

Ama siz sayın okurları bu azaptan uzak tutmak istediğim için o makaleyi yayınlamayı düşünmüyorum.

Hapishaneden kaçmış bir katilin yurtdışına çıkınca Türk güvenlik görevlileri ve adalet sistemine iftiralar atan Duvar adlı bir film çekmesi, eşyanın tabiatına uygundur belki de?..

Filmin çekimleri sırasında, gerçekten ağlasınlar diye, bizzat Yılmaz Güney'in filmde rol alan çocuklara fiziki şiddet uyguladığı bilinen bir gerçektir.

"Kendi amaçları doğrultusunda çocukları istismar etmek" Yılmaz Güney'in doğru ve yararlı bulduğu bir yöntemse, kendisinin o filmdeki gardiyanlardan farkı ne peki? Yılmaz Güney'in gerçek, ve filmde anlatılan karakterlerin hayal ürünü olması mı?

Gerçeğe ve adalete bağlılık konusunda Yılmaz Güney'in pek de matah bir sicili olduğunu kimse iddia etmiyor zaten.

Yaptığı sinema, sadece bunun tasdiknamesi anlamına geliyor.

Fakat tam da bu noktada

  - adalet ve doğruluk adına;

  - sahip olduğumuz ahlak ve estetik değerleri adına;

  - sinema sanatına saygımız adına...

Türk sinema seyircisine ve eleştirmenlerine sormak lazım:

Yılmaz Güney'in 'Duvar' filmini pek beğeniyorsunuz madem, Alan Parker'ın 1978 tarihli 'Geceyarısı Ekspresi' filmine niye kızmıştınız acaba?

  EDEBIYAT
Asparagas Nasıl
Farkı Neyse Verelim
Postmodernizm Nedir?
  YAŞAM
Uyanalım,
Depremi Beklerken
Vizyon ve Hedefler
  CİNSELLİK
Arkadaşının Aşkıyım
İnsan Neden Evlenir?
Esmeralda'nın Aşkına
  MÜZIK
Hit Me Baby
WHAM - Where did
Time After Time
  SİNEMA
Sinema:
Demem O ki - From Hell
Bruce Lee

Enrico Macias &
Ajda Pekkan

Arif Susam

Çeşitli Albümlerden

Beş Yıl Önce

Ajda Pekkan'dan

Al Bano-Romina Power

Semiramis Pekkan

Gülden Karaböcek

Ajda Pekkan

Zeki Müren