Ankara Ticaret Odası tarafından 'Neler Oluyor Bize' başlıklı dört bölümlük bir rapor hazırlandı. Raporun 'Dilenen Türkiye' başlığı altındaki ilk bölümü Türkiye'deki dilencilik 'sektörünü' inceliyor. Rapor çarpıcı tespitlerle dolu. Gelin inceleyelim ve Çolak Efendi gibilerin bize ne zararı varmış, olara acımalı mıyız yoksa kızmalı mıyız, bir görelim:
- ATO'ya göre Türkiye'deki dilenci sayısı 50 bin.
Her 1400 kişiye bir dilenci düşen Türkiye'de, dilencilerin ortalama günlük kazancı 20-30 lira arasında değişiyor.
İşin inceliklerini iyi bilen bir dilenci bu rakamın da üzerine çıkabiliyor.
Aylık ortalama 750 - 1.000 lira kazançla bir dilenci, dilendiği işçi ve memurların bir çoğundan fazla kazanıyor.
Özellikle ramazan aylarında bu para iki katına yükseliyor. Mafyanın kontrol ettiği sektörde yılda 500 milyar lira dönüyor.
Bir de Çolak Efendiye kızıyorlar! Adam işçi ve memurdan çok para kazanıyor. Elbette 3 dairesi, 3 arabası, bilmem ne kadar da altını olacak. Siz de dilenin, siz de kazanın!
- Raporda, bazı dilencilerin birden fazla evinin olmasına, kredi kartı kullanmalarına, üzerlerinden yüklüce paralar çıkmasına dikkat çekiliyor. Mersin'de iki yıl önce yaşamını yitiren bir dilencinin evinde 2 kilo altın bulunmasının bu çarpıklığa örnek olarak veriliyor.
Sizin anlayacağınız, "Allah rızası" için verilen sadakalar, deste deste paralar ve kilo kilo altınlar şeklinde 'dilenci mafyasının rızkı' olarak kullanılıyor. Umarım bankalar 'zavallı' dilencilerimize ait kredi kartı borçlarını 'Bu adam dilenci yahu, bundan da mı para alacağız' diye almamazlık etmiyorlardır. Yoksa yeni bir hortumlama türü daha gündemimize oturacak.
-Dilenilen mekanlar, dilenci mafyası tarafından parsellenmiş durumda bulunuyor. Mekan ihlalleri ölüm ve yaralanmalara neden olan büyük kavgalara yol açıyor.
Eh rant o kadar büyük ki, haliyle birilerinin canı yanacak, birileri yetim kalacak, birileri öksüz kalacak, birileri sakat kalacak ve bu mağdurlar da sektöre iş gücü olarak kazandırılacak. Ne dersiniz? Kendi içinde çok tutarlı ve kazançlı bir sektör değil mi?
- Cuma ve bayram namazı çıkışları dilenciler için hasılat açısından en karlı günler olarak gözüküyor. Ramazan ayı boyunca ise küçük bir servet sayılabilecek kadar para toplanabiliyor. Yemek saatlerinde lokanta ve kafe benzeri yerlerin önleri tercih ediliyor. Mesai çıkış saatleri, öğle tatilleri, nikah, sünnet, düğünlerin yapıldığı saatler de dilencilerin 'prime time' dilimleri olarak nitelendiriliyor.
Bizim halkımızın hemen ajite olduğu, hızla tuzağa düştüğü ve başına 'prime taç' yaptığı, klasik sendromları iyi değerlendiren bir sektör daha! Zaten bir pop starlarımız, bir de dilencilerimiz var böyle arabesk motiflerle ve duygu sömürüsüyle yolunu bulan. Bir grup şarkılar türküler söyleyip SMS ile oy toplarken, bir grup da ağıtlar yakarak sadaka topluyor. Ekmeğini 'acı'dan çıkaran bir toplumuz vesselam.
- Dilenciler genellikle boş arazilerde kurulan derme çatma çadır, ve barakalarda göçer gruplar halinde yaşıyor. Dilenci mafyası sabah erken saatlerde dilencileri buralardan topluyor. Arabalarla parsellenen noktalara dağıtılıyor. Dilenme süresi boyunca da bu kişiler tarafından sürekli göz altında tutuluyorlar. Dilenen ile dilendiren arasında adeta bir emir-komuta zinciri kurulmuş durumda. Emirler harfiyen yerine getiriliyor. Dilencinin topladığı paranın çok azını bile gizlemesi büyük cezayı gerektiriyor.
Bu organizasyon, bu emir - komuta zinciri, bu ciddiyet devlet kurumlarımızda olsa, Türkiye çoktan muasır medeniyetleri cebinden çıkarır da AB'ye sadaka niyetine 'eh madem ısrar ettiniz beni de alın aranıza' diye hava atar da, nerdeee?
- Dilenci mafyasının adı sık sık çocuk kaçırma olaylarına karışıyor. Kaçırılan çocuklar sakat bırakılıp ilerleyen yaşlarda dilendiriliyor. Bunun için çeşitli yöntemler uygulanıyor. Kollarına, bacaklarına ya da görünür yerlerine sarımsak bağlanıyor. Günlerce deri üzerine bırakılan sarımsak korkunç bir yara ve görüntüye neden oluyor. Henüz kemik gelişimi sağlanmadan küçük yaştaki çocukların kıkırdakları üzerine baskı yapılarak bedensel deformasyon yaratılıyor. Kol ve bacaklar kırılarak kemiklerin yanlış kaynatılması gibi insanlık dışı yöntemler uygulanıyor. Çocuklar cinsel taciz dahil her türlü işkenceye maruz bırakılıyor.
Eh kolay para kazanılmıyor bu devirde. Her sektörün kendi içinde zorlukları, riskleri, iş kazaları var. O kadar kusur olacak ki, kadı kızları komplekse girmesin değil mi?!
- Dilenci mafyası elaman bulamadığında özellikle Doğu ve Güneydoğu'daki yoksul ailelerden aylık 200-250 lira karşılığında çocuk kiralıyor. Felçli ve engelli çocukların kirası iki katına çıkabiliyor.
Sezonluk işçi, part-time eleman, kiralık futbolcu, taşeron müteahhit olur da kiralık dilenci neden olmasın? Bal gibi olur!
Siz daha her 'Allah rızası için...' diye zırlayan dilenciye sadaka vermeye devam edin! Damlaya damlaya kayıt dışı ekonomi deresi olan ve suç şebekesi göllerine oluk oluk akan bu sadakalar, bir gün bu ülkeyi batıracak ve siz Allah rızası yolunda giderek fakirleşeceksiniz.
Dilenme sırası size de gelecek, sabırlı olun! Amma ve lakin o zaman hep beraber dilenci olacağız ve sadaka verenimiz olmayacak, hatırlatırım!