ANA SAYFA
  YAZARLAR
Alper EĞMİR
İffet AYMAZ
Sebahattin TEZEL
Feride KAHLER
Oktay TEKCAN
YORUM / KRİTİK
Hatt-ı Müdafaa
Film Yazıları
Mağduru Oynayan
  NOSTALJİ
Bir Ömürdü
Derman GAMSIZ
Nerelerdesin
Hamdullah BİBER
  VE DAHASI...
Röportajlar
Okurlardan Notlar
Bize Yazın
Gazoz Ağacı Kadrosu
ARŞİV

Başka hiç bir yerde bulamayacağınız ÖZEL ALBÜMLER

The Best of MFÖ

Fecri Ebcioğlu Sunar

Yıldırım Gürses

Fransızca & İtalyanca

Edip Akbayram

Best Memories

Çeşitli Albümlerden

Zeki Müren

Gülden Karaböcek

Gökben

Ajda Pekkan &
Alper EĞMİR logo
Yazara E.Mail Göndermek İçin TIK'layın
OKUMUŞ YAZMIŞ ADAM HİÇ KAVGA EDER Mİ?

Şöyle ağız tadıyla bir kavga etmeyeli çok uzun zaman oldu. Hasret kaldım adrenalin ve testosteron kokteylinin damarlarda gürül gürül akmasına...

"Okumuş yazmış adamsın, sana yakışıyor mu?" diyorlar. En çok da karşımdaki adamın üstüne yürümeye başladığımda kolumdan tutanlar söylüyor bunu.

Okumuş yazmış adama kavga etmek niye yakışmasın ki?
Bir nevi fikri takiptir bu. Entellektüel tutarlılık. Eyleminize sahip çıkma basireti.

Zaten "Kavga etmek yakışıyor mu hiç?" diye diye entellektüelliğin ve fikir namusunun canına okudular. Bugün 'okumuş yazmış adam' deyince bizim milletin aklına hımhım ve sinameki tipler gelmesi bundan.

Ve hatta iddia ediyorum bak: Bizim millet, okumuş yazmış adamları ciddiye almıyorsa, hatta okuma-yazma işinden soğumuş ve tiksinmişse, sebebi işte bu entellektüel pasifizmidir!

Büyük İngiliz düşünürü Gordon Sumners (ki kamuoyunda Sting olarak bilinir) Englishman in New York adlı eserinin bir yerinde
"Confront your enemies, avoid them when you can.." demiştir.
(Centilmen olmak uğruna yiğitliği böyle batırıyorlar işte. Asıl lafı söylüyor, sonra arkasına ufacık bir cümle sıkıştırıyorlar ki, argüman tam tornistan.)

Muhabbet esnasında kendisine sordum. "Beni yeme, Gordy.." dedim, ".. esaslı bir kavga çıksa bizi kim tutar? Misal benim bir olayım olsa sen tabanları yağlayıp kaçacak mısın?"

Dilin kemiği yok, anasını satayım. Benim gibi münasebetsiz adamlar
(ki ben buna 'harbi adamlar' diyorum aslında) yeri geldi mi lafı oturtur işte böyle...
(Ama dost acı söyler, be birader... Dostunun söylediği lafı kaldıracaksın. Kaldıramazsan kaldırırlar. İşte o kadar!)

İngiliz düşünürü Gordy (dikkat ederseniz
'Büyük İngiliz düşünürü' demiyorum artık) yutkundu şöyle. Gözleri buğulandı falan.
"Abi.." dedi "..Ben o lafı 'Seven Pillars of Wisdom'dan almıştım, T.E.Lawrence hesabı."

Hay senin kalıbına! Arabistanlı Lawrence'ın Erdemin Yedi Direği adlı kitabından bahsediyor..

Yahu o adamdan ne Araplara, ne Türklere ve hatta ne de İngilizlere faydalı bir iş, bir söz çıkmış mı hiç?

Öyle denyoların peşinden gide gide koskoca Britanya İmparatorluğu'nu batırdınız! Aynen böyle söyledim Gordon'a..

Eskiden mesela Shakespeare düelloya gitmekten hiç çekinmezdi.

Kendisine ters bakan oldu mu TAK! kafayı yerleştirir, kılıcı uygun yerlere dürterdi.

Sonra da eve döner, kaldığı yerden artık Othello mu olur Hamlet mi olur, yazmaya devam ederdi.

Dünya edebiyatında saygın bir yer edinmek kolay mı sanıyorsunuz? Charles Dickens'ın kendisi hakkında dedikodu eden adamlara nasıl giriştiğini hiç anlatmayayım en iyisi.

Tolstoy ve Dostoyevski'nin de kavgadan, dövüşten kaçtığı hiç görülmemiştir.
(Tamam yahu, biliyoruz, bu son ikisi Rus'tu, İngiliz değil. Ama hiç biri çıtkırıldım adamlar değildi. 19. Yüzyıl Rusya'sında devrin entellektüelleri düellolarını, kavgalarını yaparlar; sonra da sağ kalan taraf evine gelip daha elindeki kanları silmeden Puşkin'den şiirler okurdu.)

Biz dönelim İngiltere'ye.. Britanya İmparatorluğu'nun en parlak dönemlerinde akademi çevreleri de kavgadan, gürültüden hiç kaçmazdı.

Isaac Newton'ın hayatı kavgalarla doludur.


ISAAC NEWTON hakkında ayrıntılı bilgi için TIK'layın

Daha ilkokuldayken kendisine sataşan irikıyım bir çocuğu haşat etmişliği vardır. (Yeminle)

İlerleyen yaşlarında da enerjisinden hiç birşey kaybetmedi. Veba salgınını hastalanmadan atlatması bundandır.

Yeri geldi, akademik çevrelerle de dövüşten kaçmadı.
O zamanlar kimse ona "Sir Isaac, koskoca profesör oldunuz, hiç yakışıyor mu size?" demedi, diyemedi.

Misal bir gün bir şayia çıkardılar:
"Isaac Newton iyice bunadı artık. Yerçekimi diye bir şey bulmuş. Böyle uçuk adamlara üniversitede kürsü verilir mi? Kraliçemiz uyuyor mu?" falan.

Sen Newton bunu duy. Yerinden fırladığı gibi haykır:
"Sıçarım babanızın şarap çanağına! Erkekseniz kılıcınızı kapın da üniversitenin arka bahçesine gelin. Alayım boyunuzun ölçüsünü!"

Hey yavrum be!

Dikkat ederseniz, o gün bugündür
"Yerçekimi var mıdır, yok mudur?" tartışması yapılmaz.

En fazla -o da kısık sesle-
  "Yerçekimsiz ortamda domates yetiştirilir mi?" veya
  "Yerçekimi olmasa duşta nasıl yıkanırdık, sular yukarı mı akardı?" ya da
  "Yerçekimsiz ortamda seks yaparken en uygun pozisyonlar hangileri olabilir?" gibi hipotetik sorular sorulur.

Işığın kırılması ve renklere ayrışmasını adamcağız deneyle ispat ediyor ve hala birileri çıkıp lagaluga edebiliyor "Böyle saçma şey mi olurmuş?" diyerek. (Valla ben de sinirlendim şimdi)

Eh tabii Newton da haklı olarak kızıyor ve prizmayı kaptığı gibi adamların uygun yerlerine sokuşturuveriyor hiç çekinmeden... Adamdaki fikir namusunu, entellektüel dürüstlüğü ve medeni cesareti görüyor musunuz?
(Bu kısmı biraz abarttım, kabul. Newton çok akıllı bir adamdı, prizmalarına kıyamamıştır. Odun veya baston kullanmış olacağını tahmin ediyorum.)

Cambridge ve Oxford'un niçin bu kadar saygın üniversiteler olduğunu.. 'yeni fikirlerin ve buluşların peşinde koşan cesur adamlara' nasıl destek çıktığını ve onları baştacı ettiğini... bu yüzden İngiltere'nin o zamanlar nasıl Büyük Devlet olabildiğini anladık mı şimdi?

Aferin! Örnek vererek anlatınca hemen konuyu kapıyorsunuz bakıyorum.

Değil mi ki 'Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur', çıtkırıldım vücutta sağlam kafa olmaz. Peki sağlam kafa, sağlam vücut nasıl anlaşılacak?
Er meydanında tabii ki!

Düşünüyorum da üniversite rektörlerimizi, adayları güreştirmek suretiyle seçecek olsak Türkiye'nin akademik özerkliği ve bilimsel seviyesi ne kadar yükselirdi.

Bu konuda sabit fikirli değilim. İlla güreş olacak diye bir şart yok. Duruma ve adayların mutabakatına bağlı olarak Kickboxing veya Thai-Chi de olabilir. (Hatırlatırım: Stephen Hawking de rektör olamadı!)

Konunun anafikri: Fikrinde doğruysan, yanlış yapanların veya ters konuşanların üstüne gitmekten tırsmayacaksın arkadaş!

Bırakın lan beni, tutmayın.... Tutmayın leyyn!!!!

  SİNEMA
Film Seyrederken
Kill Bill
Emmanuelle
  CİNSELLİK
Kadın Müşteriler İçin
Aşk Acısı Bitsin Artık
Aşk-Meşk Yazısı
  YAŞAM
Her Derde Deva
O Kral Kapıma Gelsin
Efendiliğinizi Bozmayın
  MÜZİK
Çok Geç Olmadan
I Know What It is
Billie Jean
  EDEBİYAT
Kahraman Ne Yapsın?
Gizemli Uzak Doğu'nun
Mekan Adabı

A Glimpse of

Ajda Pekkan

Enrico Macias &
Ajda Pekkan

Enrico Macias

Al Bano-Romina Power

Beş Yıl Önce

Best of STYX

BoneyM

Edith Piaf - SELECTION

Nil Burak - Tatlı Tatlı

Ferdi Tayfur