![]() Yazara E.Mail Göndermek İçin TIK'layın
Şöyle ağız tadıyla bir kavga etmeyeli çok uzun zaman oldu. Hasret kaldım adrenalin ve testosteron kokteylinin damarlarda gürül gürül akmasına...
"Okumuş yazmış adamsın, sana yakışıyor mu?" diyorlar. En çok da karşımdaki adamın üstüne yürümeye başladığımda kolumdan tutanlar söylüyor bunu.
Okumuş yazmış adama kavga etmek niye yakışmasın ki?
Zaten "Kavga etmek yakışıyor mu hiç?" diye diye entellektüelliğin ve fikir namusunun canına okudular. Bugün 'okumuş yazmış adam' deyince bizim milletin aklına hımhım ve sinameki tipler gelmesi bundan.
Ve hatta iddia ediyorum bak: Bizim millet, okumuş yazmış adamları ciddiye almıyorsa, hatta okuma-yazma işinden soğumuş ve tiksinmişse, sebebi işte bu entellektüel pasifizmidir!
Büyük İngiliz düşünürü Gordon Sumners (ki kamuoyunda Sting olarak bilinir) Englishman in New York adlı eserinin bir yerinde
Muhabbet esnasında kendisine sordum. "Beni yeme, Gordy.." dedim, ".. esaslı bir kavga çıksa bizi kim tutar? Misal benim bir olayım olsa sen tabanları yağlayıp kaçacak mısın?"
Dilin kemiği yok, anasını satayım. Benim gibi münasebetsiz adamlar
Hay senin kalıbına! Arabistanlı Lawrence'ın Erdemin Yedi Direği adlı kitabından bahsediyor..
Yahu o adamdan ne Araplara, ne Türklere ve hatta ne de İngilizlere faydalı bir iş, bir söz çıkmış mı hiç?
Öyle denyoların peşinden gide gide koskoca Britanya İmparatorluğu'nu batırdınız! Aynen böyle söyledim Gordon'a..
Eskiden mesela Shakespeare düelloya gitmekten hiç çekinmezdi.
Sonra da eve döner, kaldığı yerden artık Othello mu olur Hamlet mi olur, yazmaya devam ederdi.
Dünya edebiyatında saygın bir yer edinmek kolay mı sanıyorsunuz? Charles Dickens'ın kendisi hakkında dedikodu eden adamlara nasıl giriştiğini hiç anlatmayayım en iyisi.
Tolstoy ve Dostoyevski'nin de kavgadan, dövüşten kaçtığı hiç görülmemiştir.
Biz dönelim İngiltere'ye.. Britanya İmparatorluğu'nun en parlak dönemlerinde akademi çevreleri de kavgadan, gürültüden hiç kaçmazdı.
Daha ilkokuldayken kendisine sataşan irikıyım bir çocuğu haşat etmişliği vardır. (Yeminle)
İlerleyen yaşlarında da enerjisinden hiç birşey kaybetmedi. Veba salgınını hastalanmadan atlatması bundandır.
Yeri geldi, akademik çevrelerle de dövüşten kaçmadı.
Misal bir gün bir şayia çıkardılar:
Sen Newton bunu duy. Yerinden fırladığı gibi haykır:
Hey yavrum be!
Dikkat ederseniz, o gün bugündür
En fazla -o da kısık sesle-
Işığın kırılması ve renklere ayrışmasını adamcağız deneyle ispat ediyor ve hala birileri çıkıp lagaluga edebiliyor "Böyle saçma şey mi olurmuş?" diyerek. (Valla ben de sinirlendim şimdi)
Eh tabii Newton da haklı olarak kızıyor ve prizmayı kaptığı gibi adamların uygun yerlerine sokuşturuveriyor hiç çekinmeden... Adamdaki fikir namusunu, entellektüel dürüstlüğü ve medeni cesareti görüyor musunuz?
Cambridge ve Oxford'un niçin bu kadar saygın üniversiteler olduğunu.. 'yeni fikirlerin ve buluşların peşinde koşan cesur adamlara' nasıl destek çıktığını ve onları baştacı ettiğini... bu yüzden İngiltere'nin o zamanlar nasıl Büyük Devlet olabildiğini anladık mı şimdi?
Aferin! Örnek vererek anlatınca hemen konuyu kapıyorsunuz bakıyorum.
Değil mi ki 'Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur', çıtkırıldım vücutta sağlam kafa olmaz. Peki sağlam kafa, sağlam vücut nasıl anlaşılacak?
Düşünüyorum da üniversite rektörlerimizi, adayları güreştirmek suretiyle seçecek olsak Türkiye'nin akademik özerkliği ve bilimsel seviyesi ne kadar yükselirdi.
Bu konuda sabit fikirli değilim. İlla güreş olacak diye bir şart yok. Duruma ve adayların mutabakatına bağlı olarak Kickboxing veya Thai-Chi de olabilir.
(Hatırlatırım: Stephen Hawking de rektör olamadı!)
Konunun anafikri: Fikrinde doğruysan, yanlış yapanların veya ters konuşanların üstüne gitmekten tırsmayacaksın arkadaş!
Bırakın lan beni, tutmayın.... Tutmayın leyyn!!!!
|