ANA SAYFA
| ![]() STEPHEN KING OKUMA KILAVUZU
Stephen King hakkında bir yazıya Chris de Burgh'den bir alıntıyla başlamam sizi şaşırttı mı? Oysa bu iki isim benim için hiç de alakasız değil. Robert Browning'in Childe Roland to the Dark Tower Came şiirinden etkilenip de Dark Tower roman dizisini yazmaya girişen Stephen King; kendisi de şarkılarında birbirinden ilginç hikayeler anlatan Chris de Burgh'ün mesela Spanish Train veya Don't Pay the Ferryman şarkılarından ne romanlar çıkarabilirdi, hep düşünürüm. Kimileri onu pop yazar diye tanımlayıp hafife alırken, kimisi de Dean Koontz vb. ile kıyaslayıp duygusal değerlendirmelere girişebiliyor. Hatta INTERNET vasıtasıyla görüşlerinden haberdar olduğum İsveçli bir Stephen King hayranı, onu dünyanın gelmiş geçmiş en iyi yazarı diye tanımlıyordu. Ben bu kadar abartacak değilim. Stephen King'in dünyanın her yanında fanatik okuyucuları var. INTERNET üzerinde onunla ilgili sayısız sayfa ve kaynak bulmak mümkün. İşbu yazının amacı Stephen King ve kitapları hakkında Türk okuyucuya genel bilgiler vermekten ibaret. Ötesi haddi aşmak olurdu zaten. Amerika'da ona televizyon çağının yazarı diyorlar. Televizyon denilen alet toplumsal dokumuzu ve düşünce biçimimizi kökten değiştirdi. Bu değişim kaçınılmaz olarak edebiyat formlarını da dönüşüme uğrattı. Attila İlhan'ın "Çağımız roman yazarı, artık okuyucularının aynı zamanda sinema ve televizyon seyircisi olduğunu hesaba katmak zorundadır" diyerek 'sinematografik roman' tarzı diye önerdiği tarzı Stephen King en başından beri uygulayagelmekte zaten. Ciddi ve entelektüel edebiyat çevreleri ise Stephen King'i görmezden gelir ve onu ciddiye almaz. Çok üstelerseniz "modern toplumunun okuyucusuna tüketilecek meta sunan bir yazar" der çıkarlar işin içinden.(2) Bu da bana neyi hatırlatır bilir misiniz? Bizim edebiyat çevreleri ve eleştirmenlerinin Aziz Nesin'i bir türlü kaale almamalarını... Çetin Altan üstad bu konuda şöyle demişti: "Bir türlü aralarına almak istemediler Aziz Nesin'i. Çünkü çok yetenekliydi..." Aslında biraz düşünecek olursak, modern toplumların okuyucularına bu kadar geniş çapta kendini kabul ettirecek bir yazarın; yalnız iyi bir yazar değil aynı zamanda okuyucuyu çok iyi anlayan bir pazarlamacı da olması gerekir ve bu da deha işidir.(3) Stephen King'in roman veya hikayelerinden uyarlanarak yapılan sinema filmlerinin pek azının kaynağa sadık kaldığını söylemek gerek. Üstad filmlerinin bazılarında figüran olarak rol almış ve sanat danışmanlığı yaparak senaryolarına kişisel olarak onay vermiş de olsa, Stephen King en iyi sayfalardan takip edilir. Beyazperdeden değil. (4) Stephen King 21 Eylül 1947 Portland, Maine'de doğdu. Kendisi de bir yazar olan Tabitha King'le evli ve üç çocuk babası olduğunu siz de zaten bir yerlerden duymuş olabilirsiniz. Hikaye ve romanlarının büyük çoğunluğu da zaten Maine eyaletinde geçer.
Stephen King, roman formu dışında hikaye ve uzun hikayeler de (novella) yazmıştır. Televizyon dizisi senaryosu olarak yazdığı Storm of the Century ile; Amerikan edebiyat ve sinemasında korku öğesinin nerelerde nasıl işlendiğini ayrıntılarıyla işleyen, yer yer karşılaştırmalı analizler yaptığı, bazen de kişisel deneyim ve anılarını okuyucusuyla paylaştığı "Danse Macabre" adlı bir inceleme kitabı da vardır (Bu sonuncusu Türkçe'ye çevrilmedi. Bu türe ilgi duyanlar için referans kitabı sayılabilir) Genel kültürümüz artsın diye şu notları da iletmekte yarar var:
İnsan beyninin algılamakta ve yorumlamakta aciz kaldığı, hayatın (ve evrenin) bu karanlıkta kalan kısımlarını hayalgücümüzle irdelemeye ve tanımlamaya kalkışırız. Bu çaba ise bilinmezlik duygusunun yarattığı çaresizlik ve tedirginlikle koşut gelişir. Bilinmezlik ve çaresizlik, korku denen duygunun beslendiği kaynaklardır. İşte fantastik veya korku edebiyatının çıkış noktası da tam burasıdır. Stephen King'in fantastik/korku edebiyatına getirdiği boyut, içerikten çok işleyiş biçimi ve kurguyla ilgilidir. O; okuyucusunun bir televizyon izleyicisi, modern toplumun kendine yabancılaşmış bir bireyi olduğu gerçeğini özümsemiş olarak yazma işine girişir ve yazma macerasını okuruyla paylaşır. Özellikle son dönemde yazdığı romanların başında, o kitabı yazarken nerelerden ilham aldığını, hangi labirentlerden geçtiğini anlatır. Bazı kitaplarının sonunda da, öykünün gelişmesiyle ilgili yorumlarda bulunur. Hatta yer yer okuyucusuyla inceden şakalaşır da...(6) Bazan roman kahramanları bizzat "yazar" olabilir ve biz okuyucular, romanın akışı içersinde kendimizi bir de yazı yazma ve yazarlık dünyasının detaylarını izlerken buluruz. Stephen King romanlarında yer alan kahramanlar, bazı diğer romanlarda da tekrar karşımıza ama bu sefer yardımcı rollerde- çıkabilir. Ya da bir romanı okurken, diğer romanda olan bir olayın arka planda cereyan ettiğini izleyebilir veya sonrasına şahit olabilirsiniz. Stephen King, bazı romanlarında kendi adından da bahsetmekte sakınca görmez. Kara Kule roman dizisinin 6. ve 7. kitaplarında roman kahrmaanlarıyla bizatihi iletişime geçer. Hatta 1999 Haziran ayıonda geçirdiği ve ölümden kılpayı kurtulduğu trafik kazasını dahi Kara Kule romanının olay örügsü içine yerleştirmiştir. Okuma keyfini ve okurken keşfetme maceranızı baltalamamak için hangi romanlardaki hangi karakterlerin diğer hangi romanlarda tekrar göründüğünü burada anlatmayacağım. Yeteri kadar Stephen King romanı okuyacak olursanız, Maine eyaletinin Castle Rock, Salem's Lot, Augusta ve Derry kentleri eşrafıyla epey samimi olacaksınız.(7) Stephen King'in roman ve hikayelerinde pek mutlu son yoktur. Kötülük veya kötü karekterler kitabın sonunda yenilmiş gözükse de, yakın zamanda tekrar ortaya çıkabileceklerine dair ipuçlarıyla sahneden çekilirler. Sonunda ayakta kalmayı başaran iyilerin payına ise çoğunlukla Pyrrus zaferi gibi bir final düşer. Stephen King'in din ve din adamları hakkındaki görüşlerini de bir iki cümleyle belirtelim. Kendisi, yetiştirilme itibarıyla metodist olsa da, din olgusu ve din adamlarına karşı belli bir kuşkuyla yaklaşır. Korku Ağı (Salem's Lot) romanın bir yerinde, vampirlere karşı savaşan roman kahramanı "Bu akşam hepimiz Katoliğiz.." gibi bir söz eder. Sonradan bu roman hakkında görüş bildirirken, King, klasik vampir film/roman şablonlarını kullandığını (dalga geçtiğini, diye okuyun) belirtmişti. (Bkz. Danse Macabre) Birden fazla hikayesinde ise din adamları bizzat kötü karakteri simgeler. Diğer durumlarda ise, iyi niyetli olsalar da, kötülüğün zararlarını bertaraf etmede aciz ve zayıf özellikler gösterirler. Stephen King'in Amerikalı bir yazar olduğunu belirttik. Konular daima Amerika'da ve Amerikan toplumunu ilgilendiren olaylar üzerinde gelişir. Yabancı karakter ve olaylar pek yer almaz. Bunun istisnası olan bir hikayeden bahsetmeliyim: Rüyalar ve Karabasanlar (Nightmares and Dreamcapes) kitabında yer alan Topsy adlı hikayede bir Türk'ten bahsedilir. Bu Türk, hikayede doğrudan görünmez, ama kötü adamı motive eden 'esas kötü adam' rolünde, çocuk kaçırma işi yapmaktadır.(8) Yıllar önce Bruce Lee'nin Enter the Dragon filmini seyrediyorum. Bruce Lee filmin başlarında bir yerlerde şöyle bir laf etti: "Gökteki ayı parmakla gösterdiğin zaman eğer ona dokunduğunu hissetmezsen, bu yaptığın anlamsız bir hareket olur yalnızca..." Korku türü kitaplar okumaktan hoşlanmayanlar tabii ki Stephen King'ten uzak durmaya devam edecek. Stephen King okumak yepyeni ve bambaşka bir deneyimdir. Bu deneyime girişecek dostlara tavsiyem: yaptığınız şeyin hakkını verin. Ayı parmakla gösterirken, ona dokunduğunuzu hissedin. Karanlıklar dünyasına adım atmaya niyetlendiyseniz, korkularınızla yüzleşmeye hazırsınız demektir. Ve bu da küçümsenecek bir şey değildir doğrusu. Hayalgücünüzü serbest bırakın ve bu deneyimin tadını çıkarın.
Hadi iyi okumalar! 1- Chris de Burgh da aslında incelenmesi için sayfalar dolusu yazı yazılmasını gerektiren apayrı bir şahsiyet.
3 -Yeri gelmişken üstadın söylediği iki ayrı vecizeye özellikle yer vermek isterim: "Yetenek dedikleri sofra tuzundan daha ucuz bir şeydir. Yetenekli adamı başarılı damdan ayıran şey çok çalışmaktır." "Bana "Nasıl yazıyorsunuz?" diye sorduklarında hep aynı cevabı veririm: "kelime kelime.." 4- Burada bir not düşelim: Yeşil Yol (Green Mile) ve Esaretin Bedeli (Shawshank Redemption) filmleri GERÇEKTEN aslına çok uygun yapılmıştı. Ama Hayvan Mezarlığı ve Geceyarısı Vardiyası vb. gibi filmler bol kanlı dehşet sineması örneği olabilirler ama iyi birer Stephen King uyarlaması sayılamazlar. 5- Maine eyaleti ABD'nin kuzey doğusunda, Atlantik kıyılarının Kanada - ABD sınırıyla kesiştiği yerdedir. Bu bölge, güneyde Massachusetts'e kadar, New England adıyla bilinir. Maine eyaletinin başlıca geçim kaynaklarının turizm ve tarım olduğunu da belirtelim. 6- Richard Bachman takma adıyla yazdığı Thinner (Falcı adıyla çevrildi) romanında, doktor hastasının anomali şikayetlerini ve korkularını dinleyip "Böyle şeyler ancak Stephen King kitaplarında olur..." diye yorumda bulunur gülerek. 7- Bir takım fanatik King okurları var ki, üstadın yazdığı her kitabı satır satır hatmekte ve bu yetmezmiş gibi bir de INTERNET üzerinde kendi kurdukları sitelerinde, bir romanda geçen olayın diğer bir romandaki anlatımlarını en ayrıntılı şekilde irdeleyerek buldukları çelişkileri de aktarmaktalar. 8- The Snatch (Kapışma) ve Usual Suspects (Olağan Şüpheliler) filmlerinde de "Türk" adı geçmekteydi. Stephen King'in kullandığı "Türk" kelimelerini bu bağlamda değerlendirmemiz doğru olur, diye düşünüyorum. Anglo-Saxon edebiyat ve sinemasında pek olumlu bir imajımız hiç olmadı zaten. |