![]() Yazara E.Mail Göndermek İçin TIK'layın
Beni konuya ilk uyandıran, arkadaşımın ettiği telefon oldu:
Nasıl yani?
Stephen King'in Wolves of the Calla romanındaki Peder Callahan gibi hissettim kendimi: Birisi gelip "Sen aslında gerçek değilsin, sadece bir hayal ürünüsün..." diyor.
Gel de paranoyak olma! Hem de en şizofren cinsinden...
Borat filmini gördükten sonra "Bu filmi beni taklit ederek çekmişler.." diyen Internet Mahir'i hatırladım şimdi. Tabii ben Internet Mahir kadar meşhur olmadığım için "Issız Adam filmini beni taklit ederek çekmişler!" demeyeceğim.
Ama aşağıda belirttiğim noktaları siz sayın jüri üyelerinin dikkatine sunarım:
1 - Bu Issız Adam filmini çeken Çağan Irmak'ın 'araklamacı sinemacılık' yaptığı öteden beri bilinir.
Çağan Irmak'ın Babam ve Oğlum filmindeki ağlatma numaralarını da Macar yönetmen István Szabó'dan yürüttüğü konusu bir zamanlar çokça yazılıp söylenmişti.
2 – 1967 yılından beri adım Alper ve 1993 yılından beri sahaflardan eski plak toplarım. Hatta elime geçen bazı nadir plaklarla ilgili yazılarım yıllardır Internet'te durur.
5 - Issız Adam filminde kullanılan Une Belle Histoire şarkısını Türkçe anlamıyla birlikte anlattığım yazım Temmuz 2006 tarihli.
Orijinal film müziği diye CD basıp satan bu arkadaşlar Michel Fugain'e herhangi bir telif ücreti ödemişler midir dersiniz? Yoksa 'araklamacılık' bu konuda da devam ediyor mu?
6 - Şimdi inanmayacaksınız ama benim 2005 tarihinde yazmış olduğum Nerede Benim Issız Adam? başlıklı yazım bile var yahu!
Yani bu Issız Adam filmini yapan adamların gündüz gittiği yerlerden biz gece geçtik. Onlar giderken biz dönüyorduk...
Issız Adam filminin sinematografik eleştirisine girmek son derece gereksiz. Çağan Irmak tek kameralık donuk sahne çekimleri üstüne alt tarafı dört tane eski şarkıyı kullanarak bir film(?) yapmıştır. Cukkayı da kapmıştır! Gişe başarısını tebrik ederiz.
Gişe getirisinin başarı için yeterli kriter olduğu postmodern Türkiye'de insanlar Recep İvedik'le gülerler, Issız Adam'la hislenip ağlarlar.
Sanat eserlerinin değerinin o esere harcanan para ve o eserin getirdiği ticari başarıya endekslenmesi kapitalizmin dayattığı bir görgüsüzlüktür aslında.
Ama "Hollywood'da bütün zamanların en yüksek bütçeli filmi.. Amerika'da gişe rekorları kırdı.." diye bir filmi 'iyi ve başarılı bir film' diye tanımlayabiliyoruz?
O filmin yapılması için harcanan bütçe ve o filmin kazandığı gelirler, aslında rakkamsal bir takım göstergeden ibaretken, söz konusu filmi 'iyi film' diye değerlendirmemize neden oluyor.
Aynı şekilde, en yüksek rating alan kanal kendini en iyi kanal ilan ettiğinde, nicel kriterler kullanararak, kendine nitel değerler atfetmiş oluyor. Biz de bunu normal karşılıyoruz.
İşte, aldığı resmin sanatsal değerini ona ödediği parayla ölçtüğü için kızdığımız ve hatta acıdığımız adamın yaptığı şeyi; kendimiz de seyrettiğimiz film veya televizyon kanalını nitelerken yapıyoruz ve bundan rahatsızlık duymuyoruz. Bu bize ters ya da yanlış gelmiyor. Neden? Kitle kültürünün , postmodernizm marifetiyle, üstün kılınmasıyla.
Fakat sayın jüri üyeleri; Sezar'ın hakkını Sezar'a verelim:
1 - İşyeri Beyoğlu'nda olup Cihangir'de oturan biri olsam işime asla özel aracımla gelmem. Hele bu iş için Chrysler PT Cruiser modeli bir araç kullanmayı aklımdan bile geçirmem.
Zaten benim öyle bir arabam olsa onu Cihangir ve Çukurcuma'nın ara sokaklarında hiç bırakmam. Ama filmdeki Alper bu konuda farklı düşünüyor.
2 - O kadar para verip plak topluyorsan, pikabının üst kapağını kapalı tutacaksın! Tozlu raflardan çekip aldığın plakları nemli ve yumuşak bir bezle silmeden pikabına koymayacaksın. Filmdeki Alper, plak bakımından sınıfta kalmış oluyor bu durumda. Ben böyle angutluklar yapmam mesela...
Filmdeki Alper esasen kadın milletini idare etmekte aciz kalmış görünüyor. Bir rivayete göre, Çağan Irmak'ın cinsel konulardaki başarısızlığı ve bilgisizliği filmdeki Alper karakterinin kadınlar karşısında yalpalaması şeklinde ortaya çıkıyormuş.
Yattığı kadınla kendi öz annesini bir arada elalemin düğününe gönderen adam, Çağan Irmak kusura bakmasın, ne mutfakta ne de yatakta başarılı olabilecek bir erkek tipi değildir.
Filmdeki Alper'e bakıp da onun gibi olmak isteyen bir sürü genç kardeşimiz olduğunu duydum. Bu film karakterini 'kadınlarla ilişkilerinde başarılı' zannedip ona özenirseniz; kadın milleti sizi sulu dereye sulu götürüp susuz getirir. Yağmurlu günde susuz bırakır. Ayazda çıplak kalırsınız, kıçınız donar!
En iyisi siz filmdeki 'sanal' Alper'e değil, gerçek Alper'e kulak verin: Bir yazar olarak okurlarıma, bir abi olarak da genç kardeşlerimize işin doğrusunu öğretmek boynumun borcudur.
Buyrun bu konularda yazmış olduğum iki yazı:
Issız Adam ve Nostaljik Türk Pop Müziği Bu filmden aldıkları gazla eski şarkıların büyüsüne kapılan arkadaşlara neşeyle el sallıyoruz buradan... Oktay Tekcan'ın Nerde O Eski Şarkılar? yazısının 2004 tarihli olduğunu hatırlatalım bu arada... Issız Adam filminde Nil Burak'ın söylediği Yalnızım Ben ve
Bu arada meraklısına ufak bir not: Semiramis Pekkan'ın 'Bana Yalan Söylediler' adıyla seslendirdiği parça esasen José Feliciano'nun 'The Gypsy' (Çingene) adlı şarkısı olup Selçuk Ural tarafından da 'Son Şarkı' adıyla seslendirilmişti. Bilindiği kadarıyla; Semiramis Pekkan, Selçuk Ural, Çağan Irmak ve dahi bu kişilerle iş yapan diğer yapımcılar José Feliciano'ya tek kuruş telif ücreti ödemediler. Issız Adam filminden sonra eski plaklara, pikaplara ve gramofonlara bir ilgi patlaması olduğu da çeşitli yerlerde yazılıp söylendi. Filmden etkilenip 'plak işlerine' sardıran çok sayıda kişi bu konulardan hiç anlamadığı için kendilerini epey rezil etmişler etraftan duyduğum kadarıyla. Bu kişilerin daha fazla komik durumlara düşmemeleri için
Eh, sinema seyircilerini ve müzikseverleri aydınlatıp genç kardeşlerimize işin doğrusunu gösterdiğime göre artık gönül rahatlığıyla huzurlarınızdan ayrılabilirim. Helal olsun bana! |