![]() Yazara E.Mail Göndermek İçin TIK'layın
Üniversitede kürsü sahibi bir psikiyatrla derin bir fikir ayrılığına düştük geçenlerde.
(Psikologla psikiyatr arasındaki farklar benim uzmanlık alanıma girmiyor. Ama size 'Uluslararası İlişkiler' ve 'Halkla İlişkiler' arasındaki farkları açıklayabilirim. Eh bu da az şey sayılmaz, bazılarının 'ilişki'den anladığı tek ve aynı şeydir çünkü.)
Psikolog veya psikiyatrlarla tartışmanın yorucu tarafı nedir bilir misiniz?
Mesleki deformasyon mu yoksa?
Oysa en zayıf yönleri de budur. Böyle bir düşünce tarzıyla orta vadede kazanmaları imkansızdır.
Hatta bakın ne diyorum: Böyle bir tiple briç masasına oturmanız gerekirse, sakın ortak olarak seçmeyin! Tersine, rakibiniz olmasını sağlayın.
Sun Tzu'nun Savaş Sanatı kitabına göre kaybetme ihtimaliniz en fazla %25.
(Burada kullanılan olasılık hesapları için bir zahmet bkz. Lise 1 matematik kitabı.
Tartışma da bir çeşit mücadeledir, savaştır. Belki böyle olmaması daha iyi olurdu.
Ama gerçek hayatta öyle olmuyor işte!
Gerçek hayatın son derece somut gerçekleri gümbür gümbür üstünüze gelirken, Amerikan pop felsefesinin kalemlerinden çıkma self-help kitapları veya e.mail yoluyla dolaşan naif öğütlerin size bir yardımı olmaz!
Fikir ayrılığımızı müzakere ederken, bizim Mazhar Osman benim 'psikopat' olduğumu söyledi.
Durun bir dakika! Ben kesinlikle bundan daha iyisini hak ediyorum.
Eğer davranış bilimleri üzerine size bir üniversite kürsüsü verilmişse, karşınızdakine hakaret ederken:
"Sende ileri derecede şizoid paranoya belirtileri görülüyor...."
veya
"Bu seninki tipik bir obsesif-kompülsif davranış bozukluğu.."
gibi kulağı daha bir dolduracak ve böylece daha inandırıcı olacak laflar etmeniz beklenir. Yoksa muhatabınız 'hafife alındığını' düşünebilir.
(Ben alındım şahsen. Hem hafife alındım hem de bunu üzerime alındım.
Quentin Tarantino'nun Kill Bill Volume 1 filminin sonuna doğru O-ren Ishii (Lucy Liu) ile Beatrix Kiddo (Uma Thurman) arasında bir gatana savaşı yer alır. O-ren Ishii ilk yarasını aldığında rakibine olanca samimiyeti ve ciddiyetiyle "Seni daha önce hafife aldığım için özür dilerim.." diye seslenir.
Birbirini öldürmeye ahdedip kıyasıya savaşa girmiş iki kişinin herşeye rağmen nezaketlerini koruması kesinlikle takdire şayan bir asalet.
Bahsettiğim tartışma sırasında muhatabım ayrıca benim NAMUSSUZ, ŞEREFSİZ ve ALÇAK olduğumu da bütün samimiyetiyle ifade etmekten kendini alamadı. Ama itiraf edeyim bu değerlendirmeler bana yeterince orijinal gelmedi. Bu ülkede yaşayanların en az yarısı, kendileri dışındaki insanların bir çoğunun namussuz, şerefsiz ve alçak olduğunu düşünüyor zaten. (Tartışmamız sırasında *bne, g*toğlanı ve o*** çocuğu küfürlerini kullanmadığı için kendisine ayrıca teşekkür ederim bu arada. Böylece tartışmanın seviyesi de düşmemiş oldu) Ve bütün bu olayın beni en çok memnun eden yanına geliyoruz şimdi de... Tartışmanın bir aşamasında, muhatabımın INTERNET'te çıkan yazılarımı okumuş olduğu da ortaya çıktı. 'Yazılarımdaki geyik muhabbetlerinde bahsetmiş olduğum' bazı hususlara atıfta bulundu kendisi. "Yazılarını da okumaya kalktım ama beceremedim. O kadar kötüydüler ki herhangi bir insanı buna zorlamak işkence olurdu..." diyebilirdi. DEMEDİ! Deseydi kesinlikle KNOCK-OUT olmuştum. Bu lafın ağırlığını bir ömür üstümden atamazdım. ( İşte size altın değerinde bir tiyo: Bir yazara en öldürücü darbeyi indirmek istediğinizde
Bir tartışma sırasında rakibiniz eğer size 'kötü bir yazarsın' demenin akla, vicdana ve mantığa aykırı olacağını düşünmüş; bunu söylerse kendisinin zeka seviyesinden kuşku duyulacağına ve bilahare ileri süreceği diğer argümanların bu nedenle ciddiye alınmayacağına kesinlikle emin olmuşsa...
Not: Yukarıdaki kural kadınlar için geçerli değildir. Not 2: "Niye?" diye soruyorsanız bu kural sizin için de geçerli değildir Not 3: Evet, çok adiyim! Alçak ve namussuz olduğum da söylenir akademik çevrelerde. Son tahlilde psikopat olmaya katlanabilirim ('obsesif-kompülsif davranış bozukluğu' kulağa daha hoş geliyor gerçi) ama 'kötü' yazdığım bilgisine ASLA! |