Yazara E.Mail Göndermek İçin TIK'layın
Bana ne kadar uzak ve inanılmaz geliyor şimdi: Ben bir zamanlar bankacıydım.
Hani sabahları servise binersiniz. Civardaki pastanelerden poğaça alırsınız, kahvaltınız o olur. Size verdikleri manyetik kartlarla turnikelerden geçersiniz. Sonra sizi içinde bir sürü bilgisayar, fax makinası, printer olan bir odaya koyarlar.
İşte ben oralardan da geçtim.
O klasik cendereden bahsediyorum canım. Okulu bitirirsiniz, sonra bir işe girersiniz. Size gösterilen yerde çalışırsınız.. çalışırsınız... yarınınızın bugünden daha iyi olacağını umarak çalışırsınız... yazın veya Bayram Tatilinde gitmeyi düşündüğünüz bir yerlerin hayalini kurarak çalışırsınız...
Sonra bazen, bütün bunları aslında neden yapmakta olduğunuzu merak ettiğiniz bir an gelir. Bunalıma girmek istemiyorsanız bunu düşünmemeye gayret edersiniz. Kafanızdan kovmaya, kendinizi işinize gömerek saklanmaya çalıştığınız o soru işaretleri bir ara gene sizi yoklayacaktır.. Bunu da bilirsiniz.
Akşam pestiliniz çıkmış bir şekilde evinize dönersiniz. (Orada da başka sorunlar sizi beklemektedir muhtemelen) Ve, yorgunluğun son kalan enerjinizi de bitirdiği bir sırada, ertesi sabah aynı rutine uyanmak üzere yatarsınız.
Bütün bunlara alışınca da, dış dünya ürkütür artık sizi. Dışarıdaki hayat gailesi çok daha çetindir çünkü. Kredi kartı borçlarınızı ödeyebilmek ve tatil hayallerinizi sürdürebilmek için işinize ve işinizden gelen sosyal prestijinize ihtiyacınız vardır. Bunları kaybetmek istemezsiniz ve bunda da haksız sayılmazsınız: Elinizde size ait başka bir şey kalmamıştır çünkü.
Bu kurumsal kimliğin pekiştirilmesi ve elemanların bu kimlik altında kaynaştırılması, benim eskiden çalıştığım bankada çok önem verilen bir konuydu. O kadar ki, eğitim seminerlerinde ve orta düzey yöneticilerin geniş ölçüde katıldığı toplantılarda 'kurum şarkısı' söyletilir hatta bunun eşliğinde aptal görünüşlü bir dans bile ettirilirdi. Bu iş için animatörler tutulduğuna bile şahit oldum. Ne maskaralık! Üst yönetime aslında ne kadar 'güvenilir ve ciddi' bir çalışan olduğunu göstermek için "Hadi bu şarkıyı söyleyip dans edin!" dendiğinde onlarca kişinin buna uyduğunu gözlerimle gördüm. (Dalga geçtiğimi düşünüyorsanız, size bankanın adını ve olayın geçtiği tarih ve mekanı da söyleyebilirim, ama şimdilik buna gerek yok. Şu an zaten sanal alemdesiniz, hiç görmediğiniz birinin yazdığı satırları okuyorsunuz.. Tadını çıkartın!) Bir bankacıysanız eğer, her an dikkatli olmalısınız: Yaptığınız işte para dönmektedir ve bu para size ait değildir. Yapabileceğiniz en ufak bir hatada birilerinin para ve zaman kaybetmesine yol açarsanız, bunu size pahalı ödetirler.
Bu durum, sizde zamanla oluşacak bir tür savunma refleksi yaratır: Hata yapılmasından değil, yapılacak herhangi bir hatanın sizin üstünüzde kalmasından korkarsınız. 'Hata yapmak' ile 'Suçun sizin üstünüze kalması' arasındaki farkın ne kadar büyük olduğunu anlamak için illa da Dostoyevski'nin 'Suç ve Ceza' romanını okumuş olmanız gerekmez. İnsanların olduğu her yerde mutlaka hatalar ve yanlış anlamalar olur. Ama hata ortaya çıktığında Tanrılar cezalandırılacak bir kurban ararlar. Bu gerçeği kavradığınızda (meslekteki ilk altı ayınızda mutlaka kavrarsınız) sizin tüm çalışma stratejileriniz 'Hata ortaya çıktığında kurban olmamak' üzerine inşa edilecektir. Yani kronik bir paranoya geliştireceksinizdir artık. Dışarıdan danışmanlık ve eğitim hizmeti veren bir takım iş geliştirme uzmanları ve psikologlar, ara sıra düzenlenen toplu seminerlerde size 'iş arkadaşlarınızı nasıl sevmeniz ve güvenmeniz gerektiğini' söyleyip akıllar satarlar. 'Kurumsal öğrenme' veya 'hatalardan ders alma' gibi, kendilerinin de inanmadığı şeyler anlatırlar size. Sonra paralarını kapıp giderler. Bu uzmanların, 'sizin onları niçin hiç ciddiye almadığınızı' merak ettikleri olur mu? Vallahi bilmiyorum. Sivrisinek ve bataklık örneğini verecek olursak... Bu danışmanların yaptığı iş, sivrisinekleri toplayıp "Lütfen sıtma yaymayın arkadaşlar.." diye öğüt vermeye benziyor. Asıl çare bataklığı kurutmak mı? Hey, siz kendinizi o uzmanlardan ve psikologlardan daha mı akıllı sanıyorsunuz, ha? Çıkıntılık yapmayın! Hala dalga geçtiğimi veya kafayı yediğimi düşünüyorsanız, çevrenizdeki herhangi bir bankacı veya eski bankacı arkadaşınıza sorun, bakalım size bu konuda neler anlatacak? |