ANA SAYFA
  YAZARLAR
Alper EĞMİR
İffet AYMAZ
Sebahattin TEZEL
Feride KAHLER
Oktay TEKCAN
YORUM / KRİTİK
Hatt-ı Müdafaa
Film Yazıları
Soytarılık Marifet Değil
  NOSTALJİ
Bir Ömürdü
Derman GAMSIZ
Nerelerdesin
Hamdullah BİBER
  VE DAHASI...
Röportajlar
Okurlardan Notlar
Bize Yazın
Gazoz Ağacı Kadrosu
ARŞİV

Başka hiç bir yerde bulamayacağınız ÖZEL ALBÜMLER

Charles Aznavour'dan

Al Bano-Romina Power

Ferdi Özbeğen

Zeki Müren

Ajda Pekkan'dan

Ajda Pekkan &

Semiramis Pekkan

Yıldırım Gürses
Feride KAHLER Logo Yazara E.Mail Göndermek İçin TIK'layın
BAŞARI ÖYKÜSÜ DİYE
YUTTURULAN MASALLAR

İnsanlar hayal kurmayı severler. İnsanlar mutlu hayaller kurmak isterler. İnsanlar, hayat denilen oyunda kazananlardan olmak isterler.

Eğer insanlara; duymak isteyecekleri, duymaktan mutlu olacakları, dinledikçe kendilerini iyi hissedecekleri hikayeler anlatırsanız sizi severek dinlerler.

Gerçekler ise biraz daha farklıdır. "Ben masal değil, gerçekleri duymak istiyorum.." diyen insanların çoğu salaktır.

(Kabul ediyorum, insanların çoğu zaten salaktır. Dolayısıyla
"Çekirdek çitleyen insanların çoğu salaktır.." veya
"Televizyon izleyen insanların çoğu salaktır.." ya da
"Televizyon izlerken çekirdek çitleyen insanların çoğu salaktır..." gibi cümleler kurduğunuz her durumda haklı olursunuz.

Buna totoloji denir ve iyi bir yazarın kendi argümanlarını oluştururken totolojik önermelerden kaçınması gerekir. Bu noktada affınıza sığınıyorum)

Gerçekleri duymak, okumak veya görmek istediğini söyleyen insanların pek azı gerçeklere dayanacak ve gerçekleri olduğu gibi kabul edecek kadar güçlüdür.

Pek çok insanın gerçekleri görmeye cesareti yetmez. Gerçeklerin dillendirilmesi de işlerine gelmez.

İşte orada devreye medya girer. İnsanların beynini safsatayla doldurur. Onlara duymak istediklerini söyler, görmek istediklerini gösterir. (Eskiden kralların müneccimleri ve soytarıları da aynen bu işlevi görürlerdi.)

Alan razı, satan razı bir tür alışveriştir bu. Sonra da medyacılar
"Ama halk bunu istiyor.." mazeretine sığınırken, ahalinin geneli ise "Biz aslında daha çok belgesel seyretmek istiyoruz..." diye yalan söyler.
(Bloglara ve internet gazetelerinin okur yorumlarına bakarsanız, okur kitlesinin zeka ve algılama seviyesindeki hızlı düşüşe siz de şahit olacaksınız)

Yazının buraya kadarki kısmı ortazekalılar içindi.
Onlar yazıyı burada bırakıp daha başka bir yere TIK'layabilirler.

Duyarlı ve zeki okurlarım içinse esas mesajıma şimdi geliyorum:

Çok uzun zamandır -özellikle Amerikan pop-kültürü ve medyasından kaynaklanan- bir gözboyama tarzı var ki buna 'başarı öyküsü' diyorlar.

Bence bu başarı öyküsü dedikleri şey 'gerçek bir öyküye en yakın' olduğu izlenimini verdiği halde, kandırmacaya en yakın bir fasarya anlatma tarzıdır.

İş, sanat veya medya dünyasında bir şekilde 'yırtmış' ve başarılı(?) olmuş kişilerin yaptıkları ve söyledikleri şeyler 'bir başarı öyküsü' başlığı altında izleyenlere pazarlanır.
(Ah evet, sonu mutlu biten masallara bayılır insanoğlu... Hikayenin kahramanının yerine kendisini koyar hep)

Oysa bu başarı öyküleri, parayı bastıran herhangi birinin de kolaylıkla yazdırabileceği sipariş methiyelerdir bazen.
(Biz ne 'duyarlı' yazarlar gördük, parayı bastırana 'aile belgeseli' çekip yağcılık yapan... ve sonra objektif gazetecilik yaptığını iddia edecek kadar alçalan...)

İster sipariş olsun isterse olmasın, bu başarı(?) öykülerinin anlatmadığı, karanlıkta bıraktığı, esgeçtiği belki de anlatamadığı başka gerçekler de vardır ki eğer ortaya çıkacak olsalardı bütün hikayenin ne kadar sahte olduğu belli olacaktı!

Nedir o atlanan, esgeçilen gerçekler?

Size kendi hikayesini bir 'başarı öyküsü' şeklinde sunan kişinin 'başarıya ulaşması' sürecinde kendisiyle aynı noktadan yola çıkan, aynı yollardan geçen pek çok kişi aslında hüsrana uğramıştır.

İşte bunu size söylemezler!

Çünkü başarısızlık öyküleri prim yapmaz. Daha fenası, 'başarısızlık öyküleri' eğer anlatılacak olursa, başarı öyküsü diye lanse edilen şeyin kof bir aldatmaca olduğu ortaya çıkacaktır. Masalın büyüsünü bozmak kimsenin işine gelmez.

Yüzlerce atletin katıldığı bir maraton yarışını düşünün. Saatlerce süren zorlu bir mücadele vermiş olan atletlerden yalnızca birisi ipi göğüslerken; diğerleri yorgunluğa, talihsizliğe ve daha kimbilir nelere bağlı olarak arkalarda kalmışlardır. Hatta kimisi sakatlanmış ve yarışı tamamlayamamıştır bile...

Birinci gelen atlete mikrofonlar uzatılır ve bu sonucu nasıl değerlendirdiği sorulur. İşte size bir başarı öyküsü: "İnançlıydım, çok çalıştım..."

Sanki diğer yarışmacılar inançsız ve tembelmiş gibi.

Gazetelerde, dergilerde veya televizyonda birileriyle röportaj yapılır ve nasıl başarılı oldukları anlatılır ya?
(Halbuki aslında bir tür menfaat karşılığı söz konusu kişinin reklamı yapılmaktadır)
O başarı öykülerine inanmadan önce iki kere düşünün:
Ailesi, torpili ve -belki de kanunsuz ve gayriahlaki yollardan elde edilmiş- serveti sayesinde 'istediğini elde edebilmiş' insanların bu 'şanslı' durumlarını 'başarı öyküsüymüş' gibi size satmalarına izin vermeyin.

Medyada ve show dünyasında olsun, moda ve iş dünyasında olsun, şu anda bulundukları konumu 'başarıymış' gibi lanse eden kimselerin hemen hepsi de başka birilerinin omuzlarına basarak, haklarını çiğneyerek veya sadece 'şansları yaver gittiği için' oradalar!

Yoksa bu kadar yeteneksiz, bu kadar cahil ve bu kadar habis ve hasta ruhlu kişilerin bize 'başarı öyküsü' anlatması nasıl mümkün olabilirdi?

Böyle bir şeye başka türlü nasıl cüret edebilirlerdi?

  VİDEO
Meiko Kaji
Thomas Fersen
Scorpions:
  SİNEMA
Araklamacı Sinemacılık
Cats Müzikali
Korku Filmleri
  EDEBİYAT
Aziz Nesin'den Bir Yazı
Geyik Muhabbeti
Stephen King
  YAŞAM
Internet Yalanla Dolu
Bankacı Dediğin
İstikbal Karanlık
  MÜZİK
Hélène Ségara
Led Zeppelin
The Cars
Why Can't I Have You
  CİNSELLİK
Kadınlar, Erkekler
Nikahta Keramet
Şu Zavallı Erkekler

Zeki Müren

Gülden Karaböcek

Başrolde Emel Sayın

Gökben

Nil Burak - Tatlı Tatlı

Chris de Burgh

Ferdi Tayfur

Kibariye - Kimbilir