ANA SAYFA
|
Yazara E.Mail Göndermek İçin TIK'layın
YUTTURULAN MASALLAR
İnsanlar hayal kurmayı severler. İnsanlar mutlu hayaller kurmak isterler. İnsanlar, hayat denilen oyunda kazananlardan olmak isterler.
Eğer insanlara; duymak isteyecekleri, duymaktan mutlu olacakları, dinledikçe kendilerini iyi hissedecekleri hikayeler anlatırsanız sizi severek dinlerler.
Gerçekler ise biraz daha farklıdır.
"Ben masal değil, gerçekleri duymak istiyorum.." diyen insanların çoğu salaktır.
(Kabul ediyorum, insanların çoğu zaten salaktır. Dolayısıyla
Buna totoloji denir ve iyi bir yazarın kendi argümanlarını oluştururken totolojik önermelerden kaçınması gerekir. Bu noktada affınıza sığınıyorum)
Pek çok insanın gerçekleri görmeye cesareti yetmez. Gerçeklerin dillendirilmesi de işlerine gelmez.
İşte orada devreye medya girer. İnsanların beynini safsatayla doldurur. Onlara duymak istediklerini söyler, görmek istediklerini gösterir. (Eskiden kralların müneccimleri ve soytarıları da aynen bu işlevi görürlerdi.)
Alan razı, satan razı bir tür alışveriştir bu. Sonra da medyacılar Yazının buraya kadarki kısmı ortazekalılar içindi. Çok uzun zamandır -özellikle Amerikan pop-kültürü ve medyasından kaynaklanan- bir gözboyama tarzı var ki buna 'başarı öyküsü' diyorlar.
Bence bu başarı öyküsü dedikleri şey 'gerçek bir öyküye en yakın' olduğu izlenimini verdiği halde, kandırmacaya en yakın bir fasarya anlatma tarzıdır.
İş, sanat veya medya dünyasında bir şekilde 'yırtmış' ve başarılı(?) olmuş kişilerin yaptıkları ve söyledikleri şeyler 'bir başarı öyküsü' başlığı altında izleyenlere pazarlanır.
Oysa bu başarı öyküleri, parayı bastıran herhangi birinin de kolaylıkla yazdırabileceği sipariş methiyelerdir bazen.
İster sipariş olsun isterse olmasın, bu başarı(?) öykülerinin anlatmadığı, karanlıkta bıraktığı, esgeçtiği belki de anlatamadığı başka gerçekler de vardır ki eğer ortaya çıkacak olsalardı bütün hikayenin ne kadar sahte olduğu belli olacaktı!
Size kendi hikayesini bir 'başarı öyküsü' şeklinde sunan kişinin 'başarıya ulaşması' sürecinde kendisiyle aynı noktadan yola çıkan, aynı yollardan geçen pek çok kişi aslında hüsrana uğramıştır.
İşte bunu size söylemezler!
Çünkü başarısızlık öyküleri prim yapmaz. Daha fenası, 'başarısızlık öyküleri' eğer anlatılacak olursa, başarı öyküsü diye lanse edilen şeyin kof bir aldatmaca olduğu ortaya çıkacaktır. Masalın büyüsünü bozmak kimsenin işine gelmez.
Yüzlerce atletin katıldığı bir maraton yarışını düşünün. Saatlerce süren zorlu bir mücadele vermiş olan atletlerden yalnızca birisi ipi göğüslerken; diğerleri yorgunluğa, talihsizliğe ve daha kimbilir nelere bağlı olarak arkalarda kalmışlardır. Hatta kimisi sakatlanmış ve yarışı tamamlayamamıştır bile...
Birinci gelen atlete mikrofonlar uzatılır ve bu sonucu nasıl değerlendirdiği sorulur. İşte size bir başarı öyküsü: "İnançlıydım, çok çalıştım..."
Sanki diğer yarışmacılar inançsız ve tembelmiş gibi.
Gazetelerde, dergilerde veya televizyonda birileriyle röportaj yapılır ve nasıl başarılı oldukları anlatılır ya?
Medyada ve show dünyasında olsun, moda ve iş dünyasında olsun, şu anda bulundukları konumu 'başarıymış' gibi lanse eden kimselerin hemen hepsi de başka birilerinin omuzlarına basarak, haklarını çiğneyerek veya sadece 'şansları yaver gittiği için' oradalar!
Yoksa bu kadar yeteneksiz, bu kadar cahil ve bu kadar habis ve hasta ruhlu kişilerin bize 'başarı öyküsü' anlatması nasıl mümkün olabilirdi?
Böyle bir şeye başka türlü nasıl cüret edebilirlerdi?
|