Yazara E.Mail Göndermek İçin TIK'layın
Sinema nedir ve ne işe yarar?
Sinemanın bir sanat dalı olarak mı yoksa bir propaganda aracı olarak mı kullanılması daha doğrudur? Şüphesiz bu soruya herkes kendi fikrince cevap verecektir.
Seyrettiğiniz bir sinema filmi hakkında yazı yazmak zor bir şey değildir. Bu konuda alacağınız okur tepkileri ise, ülkemizde cehalet denizinin ne kadar derin olabileceği konusunda size çok belirgin örnekler gösterir.
İyi anlatılmış bir hikaye, sağlam bir görsellikle desteklendiğinde çok inandırıcı bir gerçekliğe dönüşür. Propaganda denilen şey de zaten budur.
Üstelik Türkiye'de hayalle gerçeği, kurguyla gerçek hayatı, hatta teoriyle pratiği birbirinden ayırmakta zorluk çeken bir çok insan var.
İşte bu yüzden bir sinema filmini 'sanatsal' açıdan incelemeye kalktığınızda, bu insanlar kendi 'propagandalarına' veya 'gerçekliklerine' hakaret edildiği fikrine kapılıyorlar.
Hangi filmin iyi hangisinin kötü sayılması gerektiğine karar verirken filmin kimin propagandasını yaptığına dikkat etmemiz gerekiyor anlaşılan? Yoksa vatanhainliğiyle suçlanıveririz alimallah!
Sırf 12 Eylül döneminin eleştirisini yapıyor diye Eve Dönüş filminin ne kadar kötü olduğunu söyleyemezsiniz mesela...
Aklı başında insanlar ve eleştirmenler bir şekilde sindirilince, yapımcılar da 'daha kötü filmler yapmak için' kendilerinde cesaret buluyorlar. Ortaya da 'Emret Komutanım/Şah-Mat' veya 'Maskeli Beşler Irak'ta' gibi şeyler ortaya çıkıyor.
Biz de "Türk sineması gelişiyor" diye alkış tutacakmışız öyle mi?
Türkiye'de derin devlet tartışması yapılır durur. İtirazımız yok, herşey tartışılsın. Ama artık Derin Halk konusunu da enine boyuna tartışmaya başlamamız gerekiyor.
"Türk'ün Türk'ten başka dostu yoktur. Bu vatan için kurşun sıkan şerefli bir iş yapmıştır" diye diye geldiğimiz yer ortada. Şiddeti yücelten bir toplum olduk, hiçbirimizin cangüvenliği kalmadı.
Çocuklarımız ve gençlerimiz ellerine silah alıp takır takır insan öldürüyorlar. Kimisi 'kahraman' muamelesi görürken, büyük çoğunluğu yeniden suç işlemek üzere -ve artık kan kokusunu tatmış ve sevmiş canavarlar olarak- aramıza salınıyorlar.
"Ne oldu da biz böyle bir toplum olduk? Bizi bir arada tutan ortak bağlarımızı bir bir kesip atıyoruz. Sonumuz ne olacak?" diye kara kara düşünüyor aklı erenlerimiz. Bu gidişe bir çare bulunmazsa sonumuz kötü, orası kesin.
Filmi izleyenler genellikle olumlu görüş bildiriyorlar. Buraya kadar güzel.
Oysa bu film "ezildiği ve haksızlığa uğradığını düşünen bir halkın, Batılılara (Hıristiyanlara? Türk düşmanlarına?) Osmanlı tokadı atarak yüreğini soğutma çabası" galiba... En azından "yükselen milliyetçilik dalgasından rant elde etmek isteyen film yapımcılarının" bir gayreti olduğunu söyleyebiliriz.
Hayalle gerçeği karıştırmak, kendisini bir hayal kahramanıyla özdeşleştirmek ve bunu bir tür 'yabancı düşmanlığına' bağlamak, işte ancak bu kadar 'öz' ifade edilebilirdi.
Cüneyt Arkın'ın 1970'li yılların sonlarında çektiği avantür filmleri de aşırı şiddet içerdiği gerekçesiyle Almanya'da 16 yaş altı gençlere yasaklanmıştı. Oysa Türkiye'de böyle bir kısıtlama yoktu.
Şimdilerde çok kişi unuttu 12 Eylül öncesi ortamda gençlerin ellerine silah alıp takır takır insan vurduğu o günleri... Oysa otuz yıl önce seyrettiğimiz bir filmin yeniden yapmıyla karşı karşıyayız. Ürpermem bundan.
Son Osmanlı adı Mohikanların Sonuncusu adlı eserden esinlendi.
Son Osmanlı filmini seyrederken kendimize belki de şöyle sormalıyız: Derin halkımız 'kafasını çalıştırma' işini bir becerebilse, bu konuları da düşünmeye başlayacak inşallah! Ama biz görür müyüz, orası ayrı...
O ukalalara cevabım hazır:
1920 tarihli Mohikanların Sonuncusu filmi için bkz. http://www.imdb.com/title/tt0011387/
1936 tarihli Mohikanların Sonuncusu filmi için bkz. http://www.imdb.com/title/tt0027869/
Türk seyircisi olarak bu eseri BBC'nin hazırladığı 1971 tarihli dizi film olarak TRT televizyonlarında seyrettiğimizde ise, şimdiki 'hem ukala hem cahil' veletlerin hiç biri doğmamıştı henüz.
O tarihlerde BBC televizyonu 19.Yüzyıl edebiyatını klasiklerini televizyon dizisi olarak çeker, TRT televizyonu da bunları gösterirdi.
Tek televizyon kanalına sahip Türkiye'de o zamanki televizyon seyircilerinin sinema ve edebiyat kültürü, şimdiki tıfılların hayal bile edemeyeceği düzeydeydi.
|