| ![]() Yazara E.Mail Göndermek İçin TIK'layın NELER OLUYOR BİZE?
Acaba Stephen King bir roman yazıp 2000'li yılların başından beri Türkiye'nin başına gelenleri olduğu gibi anlatsa, şu anki hallerimizin ne kadar vahim olduğu anlaşılır mıydı?
Üstadın bu eserinde, cep telefonlarından yayılan bir sinyal neticesinde insanların korkunç bir değişime uğraması anlatılıyor.
Kitapla ilgili bilgi için TIK'layın
Cep telefonları hayatımıza gireli bizi çok değiştirdi, orası kesin. Bu değişimin her yönüyle olumlu bir gelişme olduğunu söylemek ne kadar doğru olur bilemem.
Geçen yüzyılda homo-economicus diye tanımladığımız 'modern' insanı 21.Yüzyıl'da homo-telecommunicus olarak adlandırmamız daha yerinde olacak belki de...
Stephen King'in 'cep telefonlarından yayılan' bir kötülüğü romanına konu yapmış olması bu bakımdan çok yerinde olmuş. Ancak CELL romanını okurken konuyu Türkiye'nin hallerine benzetmemin nedeni, konunun cep telefonlarıyla alakalı olması değildi.
Geniş sayıda insanın -sayıları giderek azalan 'normal ve aklıbaşında' insanları azınlıkta bırakacak ve dehşete düşürecek şekilde- çok kısa sürede 'irrasyonel ve tehlikeli bir şeylere' dönüşmesi fikri, bana sorarsanız, Türkiye'nin şimdiki hallerine çok uyuyor.
Kitabın konusuna bakacak olursak:
Cep telefonlarına cevap veren insanlar bir tür zombiye dönüşmüşlerdir. Şu farkla ki bu insanlar aslında ölmemişlerdir. Teknik olarak hala canlı ve insandırlar. (Ki bu durum sonradan onlara karşı mücadeleye girişecek roman kahramanları açısından bazı ahlaki soruların ortaya çıkmasına da sebep olacaktır.)
Normal ve mantıklı bir insanın ilk aklına gelen "Bütün bunlar kötü bir şaka olmalı. Bunda bir yanlışlık var.." demek oluyor. Oysa dışarıdaki kalabalıkların çoğu garip çığlıklar atarak bu oluşumu destekliyor.
Biz dönelim Stephen King'in eserine:
Roman kahramanlarını oluşturan akıllı ve 'normal' insanlar daha sonraki bölümlerde 'söz konusu telefon sinyalinin sebep ve etkileri' konusunda bazı teoriler ve tahminler geliştirecektir elbette. Ancak neyin ne olduğu asla kesin olarak bilinemeyecektir.
Söz konusu sinyal tüm cep telefonlarına gönderildiği sırada cep telefonları yanlarında olmayan -veya cep telefonu denen aletle hiç işleri olmayan- insanlar içinse dünya artık bir cehenneme dönmüştür. Bildiğimiz anlamdaki uygarlık sona ermiş , 'normal' insanlar -sayıca azınlıkta kalmaları bir yana- çok zorlu ve vahşi bir yaşam mücadelesi vermek zorunda kalmışlardır.
Üstelik bu 'normal' insanlar kendi sevdikleri insanların (eşlerinin, çocuklarının, anababalarının) birer zombiye dönüştüğünü görmenin acısını ve şokunu da yaşamaktadılar.
Çocukken söyleyecek olsanız annenizden azar işitmenize neden olacak kadar terbiyesiz ve pis sözleri maliye bakanı meclis kürsüsünden söylüyor mesela!
Veya ilkokuldayken söyleseniz öğretmeninizin "Daha iyi bir yalan bulamadın mı?" diye size kızacağı kadar ucuz -ve dinleyeni aptal yerine koyan- yalanlar iktidar yanlısı medya organlarından fışkırıyor?
Romanın ilerleyen kısımlarda okuruz ki cep telefonundan duydukları sinyal neticesinde 'insanlıktan çıkan' kişilerin beyinleri 'yeni bir formatla' programlanmakta ve bu format onları 'sürüler halinde yaşayan' bir türe doğru dönüştürmektedir.
Bu 'yeniden formatlama' işleminin gerçekleştirilmesi amacıyla, gece olduğunda bu 'telefon insanları' sürüler halinde uyutulmakta ve onlara demode, kalitesiz ve hep birbirinin tekrar eden şarkılar dinletilmektedir.
Oysa dışarıdan bakan 'normal' kişiler için onlar korkunç ve 'tehlikeli' yaratıklardır.
Geliştirdikleri bir takım üstün yeteneklerine rağmen bu kişiler örneğin tuvalet terbiyelerini de unutmuşlardır.
Vücutları yara-bere ve pislik içindedir. Bir paket çikolata için birbirleriyle ölümüne kavga edebilmektedirler mesela.
Kitabın finaline doğru bu 'telefon insanları' normal insanlara bir şans(?) verecek ve onların da 'zombileşebilmeleri' için onlara da telefon sinyali dinletme yoluna gideceklerdir.
Mücadele etmekten yorulmuş ve bitkin haldeki 'normal' insanların bir kısmı -ki azımsanmayacak sayıdadırlar- bu çağrıya kulak verirler. Azınlıkta kalmamak adına kendi insanlıklarından vazgeçmeyi gönüllü olarak kabul ederler.
Ve o zombiler, asıl gidilmesi gereken yolun kendi seçtikleri yol olduğunu iddia edip bir de size hakaretler etmeye yeltenmiyorlar mı?
Türkiye'de sürmekte olan korku filminin nereye bağlanacağını ise henüz hiç kimse bilmiyor.
Sokakların hakimiyetini ele geçirmiş gibi görünen zombi kalabalıklarına veya televizon kanallarında çokça görünen pis heriflere bakınca siz de umutsuzluğa kapılıyor musunuz?
İşte o yüzden diyorum ya, bizzat üstat Stephen King'e sormamızın zamanı geldi:
Ne olacak bu memleketin hali?
|