ANA SAYFA
  YAZARLAR
Alper EĞMİR
İffet AYMAZ
Sebahattin TEZEL
Feride KAHLER
Oktay TEKCAN
YORUM / KRİTİK
Hatt-ı Müdafaa
Film Yazıları
Marka Olmak Lazım
  NOSTALJİ
Bir Ömürdü
Derman GAMSIZ
Nerelerdesin
Hamdullah BİBER
  VE DAHASI...
Röportajlar
Okurlardan Notlar
Bize Yazın
Gazoz Ağacı Kadrosu
ARŞİV

Başka hiç bir yerde bulamayacağınız ÖZEL ALBÜMLER

Nil Burak - Tatlı Tatlı

Ferdi Tayfur

Kibariye - Kimbilir

Enrico Macias

Al Bano-Romina Power

Semiramis Pekkan

Samime Sanay

Neşe Karaböcek

Arif Susam

Başrolde Emel Sayın
Alper EĞMİR logo
Yazara E.Mail Göndermek İçin TIK'layın
Stephen King anlatsın:
NELER OLUYOR BİZE?

Acaba Stephen King bir roman yazıp 2000'li yılların başından beri Türkiye'nin başına gelenleri olduğu gibi anlatsa, şu anki hallerimizin ne kadar vahim olduğu anlaşılır mıydı?

Stephen King'in Cell romanını okurken (Türkçe'ye Cep adıyla çevrildi) aklıma gelen bu oldu.

Üstadın bu eserinde, cep telefonlarından yayılan bir sinyal neticesinde insanların korkunç bir değişime uğraması anlatılıyor.

Kitapla ilgili bilgi için TIK'layın

Cep telefonları hayatımıza gireli bizi çok değiştirdi, orası kesin. Bu değişimin her yönüyle olumlu bir gelişme olduğunu söylemek ne kadar doğru olur bilemem.

Geçen yüzyılda homo-economicus diye tanımladığımız 'modern' insanı 21.Yüzyıl'da homo-telecommunicus olarak adlandırmamız daha yerinde olacak belki de...

Stephen King'in 'cep telefonlarından yayılan' bir kötülüğü romanına konu yapmış olması bu bakımdan çok yerinde olmuş. Ancak CELL romanını okurken konuyu Türkiye'nin hallerine benzetmemin nedeni, konunun cep telefonlarıyla alakalı olması değildi.

Geniş sayıda insanın -sayıları giderek azalan 'normal ve aklıbaşında' insanları azınlıkta bırakacak ve dehşete düşürecek şekilde- çok kısa sürede 'irrasyonel ve tehlikeli bir şeylere' dönüşmesi fikri, bana sorarsanız, Türkiye'nin şimdiki hallerine çok uyuyor.

Kitabın konusuna bakacak olursak:
Bir sonbahar öğleden sonrası bütün cep telefonları aynı anda çalar. Telefonlarını açan insanlar duydukları sinyalin etkisiyle birden akıllarını ve insanlıklarını yitirirler.

Cep telefonlarına cevap veren insanlar bir tür zombiye dönüşmüşlerdir. Şu farkla ki bu insanlar aslında ölmemişlerdir. Teknik olarak hala canlı ve insandırlar. (Ki bu durum sonradan onlara karşı mücadeleye girişecek roman kahramanları açısından bazı ahlaki soruların ortaya çıkmasına da sebep olacaktır.)
Yani bir gün birden bakıveriyorsunuz ki Türkiye'yi yöneten siyasi kadrolar son derece irrasyonel şekillere bürünmüşler.

Normal ve mantıklı bir insanın ilk aklına gelen "Bütün bunlar kötü bir şaka olmalı. Bunda bir yanlışlık var.." demek oluyor. Oysa dışarıdaki kalabalıkların çoğu garip çığlıklar atarak bu oluşumu destekliyor.
..ve teknik anlamda onların da 'insan' olduğu gerçeğinden hareketle, bu 'dönüşümün' demokratik bir sonuç olduğunu düşünmeniz isteniyor mesela?..

Biz dönelim Stephen King'in eserine:
Roman boyunca biz okurlar o sinyalin aslında ne olduğunu, kim tarafından nasıl ve hangi amaçla gönderildiğini bilemeyiz.

Roman kahramanlarını oluşturan akıllı ve 'normal' insanlar daha sonraki bölümlerde 'söz konusu telefon sinyalinin sebep ve etkileri' konusunda bazı teoriler ve tahminler geliştirecektir elbette. Ancak neyin ne olduğu asla kesin olarak bilinemeyecektir.

Söz konusu sinyal tüm cep telefonlarına gönderildiği sırada cep telefonları yanlarında olmayan -veya cep telefonu denen aletle hiç işleri olmayan- insanlar içinse dünya artık bir cehenneme dönmüştür. Bildiğimiz anlamdaki uygarlık sona ermiş , 'normal' insanlar -sayıca azınlıkta kalmaları bir yana- çok zorlu ve vahşi bir yaşam mücadelesi vermek zorunda kalmışlardır.

Üstelik bu 'normal' insanlar kendi sevdikleri insanların (eşlerinin, çocuklarının, anababalarının) birer zombiye dönüştüğünü görmenin acısını ve şokunu da yaşamaktadılar.
Normal şartlarda olsa, ancak bir delinin ağzından çıkmış olabilecek kadar saçma, mantıksız ve aptalca lafların gayet normal bir olaymış gibi medya organlarında yer aldığınu gözünüzün önüne getirin. Tıpkı bugünkü Türkiye işte!

Çocukken söyleyecek olsanız annenizden azar işitmenize neden olacak kadar terbiyesiz ve pis sözleri maliye bakanı meclis kürsüsünden söylüyor mesela!

Veya ilkokuldayken söyleseniz öğretmeninizin "Daha iyi bir yalan bulamadın mı?" diye size kızacağı kadar ucuz -ve dinleyeni aptal yerine koyan- yalanlar iktidar yanlısı medya organlarından fışkırıyor?

Romanın ilerleyen kısımlarda okuruz ki cep telefonundan duydukları sinyal neticesinde 'insanlıktan çıkan' kişilerin beyinleri 'yeni bir formatla' programlanmakta ve bu format onları 'sürüler halinde yaşayan' bir türe doğru dönüştürmektedir.

Bu 'yeniden formatlama' işleminin gerçekleştirilmesi amacıyla, gece olduğunda bu 'telefon insanları' sürüler halinde uyutulmakta ve onlara demode, kalitesiz ve hep birbirinin tekrar eden şarkılar dinletilmektedir.
Ki bu kısım şu an itibarıyla Türkiye'de çokça tercih edilen televizyon programlarının kalitesizliği ve kötülüğüyle şaşılacak derecede örtüşüyor.

Zamanla 'telepati' ve 'uçabilme' gibi yetenekler de geliştirecek olan bu yeni tür, dünyanın yeni efendileri olma yolundadır.

Oysa dışarıdan bakan 'normal' kişiler için onlar korkunç ve 'tehlikeli' yaratıklardır.

Geliştirdikleri bir takım üstün yeteneklerine rağmen bu kişiler örneğin tuvalet terbiyelerini de unutmuşlardır.

Vücutları yara-bere ve pislik içindedir. Bir paket çikolata için birbirleriyle ölümüne kavga edebilmektedirler mesela.
Türkiye'de bugünkü iktidarla kendini özdeşleştiren veya bu iktidara geniş ölçüde destek veren kesimlerin kişisel hijyen ve çevre temizliği gibi konularda hiç de duyarlı olmadıkları zaten herkesin malumu. Giyimlerindeki ve yaşadıkları alanlardaki estetiksizlik ve uyumsuzluk gibi konulara hiç girmeyelim bile.

Kitabın finaline doğru bu 'telefon insanları' normal insanlara bir şans(?) verecek ve onların da 'zombileşebilmeleri' için onlara da telefon sinyali dinletme yoluna gideceklerdir.

Mücadele etmekten yorulmuş ve bitkin haldeki 'normal' insanların bir kısmı -ki azımsanmayacak sayıdadırlar- bu çağrıya kulak verirler. Azınlıkta kalmamak adına kendi insanlıklarından vazgeçmeyi gönüllü olarak kabul ederler.
Kendi maddi çıkarları için ahlaki değerlerini ve kişisel prensiplerini fırlatıp atan ne modacılar, ne medyacılar, ne bilim adamları yok mu bu memlekette? Onlara baktıkça midenizin bulandığını hissetmiyor musunuz?

Ve o zombiler, asıl gidilmesi gereken yolun kendi seçtikleri yol olduğunu iddia edip bir de size hakaretler etmeye yeltenmiyorlar mı?

Romanda anlatılan öykünün nasıl bir sonuca bağlandığını merak edenler, kitabın kendisini okuyabilirler.

Türkiye'de sürmekte olan korku filminin nereye bağlanacağını ise henüz hiç kimse bilmiyor.

Sokakların hakimiyetini ele geçirmiş gibi görünen zombi kalabalıklarına veya televizon kanallarında çokça görünen pis heriflere bakınca siz de umutsuzluğa kapılıyor musunuz?

İşte o yüzden diyorum ya, bizzat üstat Stephen King'e sormamızın zamanı geldi:

Ne olacak bu memleketin hali?

  CİNSELLİK
Zina Edeni Hapse
Yıllar İçinde Evlilik
Ayrılık Kapıyı Çalınca
  YAŞAM
Dinci Parti İktidarında
Peki Suçlu Kim?
Sivil Toplum
  MÜZİK
Cutting Crew - Died
California Dreamin'
The Hollies - Bus Stop
  EDEBİYAT
Cilalı İmaj Devri
Empati, Sempati
Muhalefet ve Eleştiri
  SİNEMA
Sinemada En Beğenilen
James Bond'un
Go Rattle or G.O.R.A.

Zeki Müren

Gülden Karaböcek

Orijinal Kayıt 21 Şarkı

Chris de Burgh

Enrico Macias &
Ajda Pekkan

Beş Yıl Önce

Gökben

Best of STYX

The Beach Boys

BoneyM

Edith Piaf - SELECTION