Yazara E.Mail Göndermek İçin TIK'layın
Telefon geldi, gene Dışişleri Bakanlığı'ndan arıyorlar:
Başınız sıkışmasa arayıp sormazsınız! Demiryolu makasçısı mıyım ben?
Fakat en sonunda dediğimize geldiler. Biz yıllardır ne diyorduk? Bizim entel takımına, monşerlere falan işin doğrusunu anlatmak için yıllardır mabadımızı yırtarız. Kös dinlerler bizi. Delikanlıyı adam yerine koymazlar. Kendileri delikanlı olamamıştır ya? Onun acısı var içlerinde...
Bunlara bi lafı belletmek istiyorsan illa ki Avrupalı bir papağanı üflettireceksin bunların kulağına doğru...
(Avrupalılar ve delikanlı münasebetleri hakkında daha önce yazdığım 'Kralı Gelse Tanımam' ve 'Yürrü Anca Gidersin' başlıklı makalelerimi hala okumamış olan monşer ve entel varsa, gözlerine gözlerine sokarım... Makalelerimi yani... Okuyun da birşey öğrenin, yoksa yarın Avrupalı dostlarınız sizi döve döve öğretecek...)
Bu kadar reklam ve fırça yeter. Şimdi işimize bakalım.
1962 yazı geldiğinde memleketin hali durumu bambaşkaydı. O yaz iki delikanlı kardeşimiz Haydar ve Cabbar, Kilyos'ta fırtına gibi esmeye başlamışlardı. Gün boyu plajlarda, geceleri ise barlarda, klüplerde, otellerde... artık neresi lazımsa oralarda...
Çok Avrupalının kalbini kazandılar o yaz. Delikanlılıktan ve centilmenlikten zerre taviz vermeden, bir Türk delikanlısının yapacağı en güzel şekillerde bir çok Avrupalının gönlünü yaptılar...
Benim o vakitler İstanbul'da işim başımdan aşkın. Velakin fırsat bulduğum bir ara üç günlüğüne Kilyos'a ziyarete gittim bizim oğlanları.
Valla şahane iş görüyorlardı!
Hatta bir de resimlerini çektim, hatıra olsun diye...
(Bakınız resimde ayakta duran Cabbar, öteki Haydar)
Şimdi diyeceksiniz ki "Bunun memlekete ne faydası oldu?"
Olmaz mı?
O yaz bizim çocukların kalbini kazandıkları iki Avrupalı (şimdi isimlerini vermeyeyim artık) meğer milletvekili hanımı değil miymişler? Yaz bitip de evlerine dönünce öyle bir kulis faaliyeti yürütmüşler, kocalarını falan öyle gaza getirmişler ki "Ne yapın edin, bu Türkiye'yi Avrupa'ya alın..." şeklinde. Avrupalıların kalbi artık nasıl kazanılmışsa, bunlar Ankara'ya gelip, o zamanki Başvekil (Başbakan) İnönü'nün kapısına dayandılar "Paşam, şu kağıdı imzala... Sizi Avrupa'ya alacağız..." diyerek.
Paşa epey bir tereddüt gösterdi.
Nereden bilsin bizim Cabbar'la Haydar'ın katkılarını?
Neticede 1963 Ankara anlaşmasına Hükümet imzayı bastı.
Bu hikayeyi uydurduğumu sanıyorsanız, o günleri yaşamış büyüklerinize sorun. Bakalım size ne anlatacaklar?
Sebahattin Abinizde sallama yok! Poşet çay mıyız ulen biz?
Sonra işler tavsadı, orası ayrı... Bizim enteller ve monşerler, bu işi kendi başarılarıymış gibi lanse edip Haydar ve Cabbar gibi nice delikanlının çabalarını inkar ettiler. Hatta o kadar ileri gittiler ki, bir takım ucuz ve dandik gazetelerde saçma sapan şeyler yazıp hikayeleri saptırdılar.
Tatil yerlerinde falan turist Avrupalıların kalbini kazanmaya çalışan delikanlılara çamur attılar. Onları aşağıladılar, kalplerini kırdılar.
Neticede 1970'li yılların ortalarından itibaren Avrupa ile ilişkiler bozuldu. Enteller bizim delikanlıların kalbini kırdı... Avrupalıların da buna kalbi kırılmıştı haliyle... Bizim entel ve monşerler hala bunu anlamak istemez.
Sonrasında neler olduğunu biliyorsunuz zaten.
Netice-i kelam: İş delikanlılara düşüyor. Avrupalıların kalbini kazanacağız evelallah... Enteller ve monşerler kenara çekilsin, işi erbabına bıraksın. At binenin kılıç kuşananın... Onlardan destek istemiyoruz, köstek olmasınlar yeter...
|