İnsanoğlunun içgüdüsel bir açlığı var: Fark edilmek, özel ve diğerlerinden farklı olduğunu hissetmek, böylece kabul edilmek ve sevilmek istiyor insan evladı.
Bu içgüdüsel açlığın psikolojik nedenleri hakkında derinlemesine fikirler yürütecek değilim. Kimileri 'sevilme ihtiyacı'nın seks dürtüsünü tetiklediğini, kimileri ise seks dürtüsünün bir şekilde bu ihtiyacı ortaya çıkardığını iddia ediyor.
Seks dediğin; son tahlilde bio-mekanik ve endokronolojik bir olaydır. İnsan türünün devamı seks aktivitesine dayanıyorsa -ki öyle- bunun gerçekleşebilmesi için bir takım psikolojik süreçlerin devreye girmesi doğanın kanunu mu? Yoksa daha başka süreçler mi sözkonusu?
Olayın mantığını biliyor olmak, sorunun çözümüne katkıda bulunur mu? Kendi adıma konuşmam gerekirse: İnsan ruhunun karmaşık dehlizlerinden hep korkmuşumdur. Bu konular üzerinde düşünürken diğer canlılara -mesela ağaçlara ve terliksi hayvanlara- imreniyorum.
Çünkü onlar hayatlarını sürdürmek için bu tür karmaşık sorunlara kafa yormak zorunda değiller.
Meşhur olmak sevdası bile bununla ilgili: Kitleler tarafından sevilmek ve kabul edilmek arzusu. Aslına bakarsanız, 'ilişki' ve 'aşk' dedikleri süreçlerin temelinde de bu yatıyor. Özel birini bulup onunla 'ilişki' yaşamak istiyoruz. Niçin? O kişinin bizim hep farkımızda olması, bizi olduğumuz gibi kabul etmesi, bizi 'çok özel' hissettirmesi ve nihayet bizi sevmesi için..
İşin teorisini bırakıp da hayatın gerçeklerine geldiğimizde ne görüyoruz? 'Ruh eşini' veya 'ideal bir ilişkiyi' ya da 'hayatının aşkını' arayan bir sürü çok insan var etrafta.
Yıllardır evli olup çoluk-çocuğa karışmış insanlar bile aslında 'ideal eşlerini' bulamamış olmaktan, evliliklerinin bir hata olduğundan yakınıyorlar. Yakınmayan tipler ise ya bu gerçeği itiraf edecek kadar cesur değiller ya da bu konuları düşünemeyecek kadar akılları karışmış ve yorgun haldeler.
İşte buyurun, onlarca arkadaş ve eş bulma sitesi var INTERNET'te. Girin bakın, bunların da pek bir derman olamadığını göreceksiniz. İnceleyeceğiniz her profilde, ya geçmişte yaşanmış bir sürü hayalkırıklığının izlerini ve güvensizliği ya da yüzlerine sahte bir 'laylaylom' maskesi geçirmiş insanların 'gerçeklerden kaçıp sanal aleme sığınma' çabaları var...
Kendilerini sanal dünyanın kollarına atıp mutluluğu kovalayan insanlar... Peki aradığını bulabilenler kaç kişi? Var mı öyle birileri gerçekten?
"Aslında bildik bir hikaye, adam meğer evliymiş. Buna şaşırmadım. Ama niçin ben bu kadar şanssızım? Niçin bunlar hep benim başıma geliyor? Hangi dala el atsam kuruyor..." diye yakınıyordu kalender ve cefakar kankam.
Üzgündü ama yıkılmamıştı. Sakin bir tonda, samimi bir şekilde konuşuyordu.
Oysa onu teselli edecek veya sorduğu soruya cevap verecek sözcükler bende yoktu. (Bir kanka olarak pek bir işe yaramıyorum yani)
Ertesi gün dalgın vaziyetlerde arabamın beni götürdüğü yere giderken Orhan Gencebay'ın sesiyle kendime geldim:
Hangi dala el attık da kurumadı ki
Hangi yare sevsin diye kul olmadık ki
Aylar yıllar geldi geçti farkedemedik
Gönlümüzce bir sevgili bulamadık ki
Hakikatlar yordu bizi hayale daldık
Hayalde de mutluluğu saramadık ki
Gerçeklerden biraz kaçıp rüyaya daldık
Rüyada da bir sevgili saramadık ki
Düşünün ki Orhan Gencebay bu şarkıyı yazdığında daha Internet falan yok!
Orhan Baba'nın büyüklüğünü görüyor musunuz?
Ne aradığınızı biliyor olduğunuzu umuyorum...
Ve aradığınız şeyi iş işten geçmeden bulmanızı dilerim...