|
Yazara E.Mail Göndermek İçin TIK'layın
Sinema büyülü bir dünyadır. Lalumiere kardeşlerin perdeye yansıttığı ilk hareketli görüntülerden bu yana geçen zaman içinde sinemada kullanılan teknikler kadar sinemanın anlatım dili de değişti, gelişti.
Geçenlerde yazdığım bir yazıda, toplumsal değişimimizin sinema ve şarkılara yansıması konusunu dile getirmiştim. Aynı konuya devamla bu sefer biraz da 'komedi' filmlerimize değinmek istiyorum. Türk insanının 'beyazperdede nelere güldüğü' belki de kendi kimliği hakkında ipuçları taşıyor olabilir.
1970'lerin ikinci yarısında Türk insanının popüler mizah anlayışı iki şekilde kristalize olmuştu: Gırgır dergisi ve Kemal Sunal filmleri. Bu birincisini ve onun devamında ortaya çıkan, giderek içeriği değişse de, muhalefet etme tarzı bakımından benzer çizgiyi koruyan mizah dergilerimizi bir başka yazıda inceleriz belki. (Konumuz sinemaydı değil mi?) Kemal Sunal filmlerine gelince... Bu filmlerin neden bu kadar beğenildiği üzerine çok kişi kafa yordu. Nedenleri hala tartışılıyor. Kesin olan şu ki: Kimi zaman küçümseyerek, kimi zamanda hayranlıkla bahsettiğimiz o filmler (hele de Hababam Sınıfı serisi) televizyonlarda hala 'sağlam ve kesin rating' anlamına geliyor.
Onu Türk halkına sevdiren nedir? Şaban, görsel ve çağdaş bir Keloğlan'dır. İyi yürekli, biraz saf ama yerine göre kurnaz da olabilen bir tip. Sonuçta iyiniyetin ve masumiyetin her zaman galip geleceğine bizi inandıran bir figür. Komik yüzü, konuşma tarzı, mimikleri, sakar ve sarsak hareketleriyle sürekli bir durum komedisi yaratır Şaban. Eksik ve yanlış mantık yürütmeler, çocuksu bir saflıkla ortalığı kırıp dökmeler ve illa ki 'Eşşoğlueşek' lafıyla taçlandırılmış argo-küfür karışımı bir üslup... Bu tarzın iyice popülerleşip sevilmesi, televizyona taşınmasıyla oldu. Meselenin ince noktası budur. Televizyon kendine has özellikler taşır.
Sadri Alışık'ın canlandırdığı bu karakter küfür etmezdi ama çok ağdalı bir argo konuşurdu. İki nedenle Turist Ömer, İnek Şaban kadar yaygınlaşamadı: 1- Bu tarz filmler televizyonda ilk yayınlanmaya başladığında, Turist Ömer'in modası geçmişti. (Bu figür ilk kez 1964 yılında ortaya çıktı) Başka bir deyişle, Turist Ömer, televizyon çağına yetişememişti. Onun en popüler olduğu zamanlar henüz televizyon hayatımıza girmemişti. 2- Sadri Alışık, aslında her an ağlamaklı bir hale de dönüşebilen yüzüyle, 'sahici bir komedyen saflığı' ifade edemedi. Bir sürü filminde 'acıların delikanlı adamı' olarak göründü. Sonuçta Turist Ömer sahici bir 'komik' olamadı, mahallenin gariban ama mert adamının 'komiklik yapmaya çalıştığı' bir figür olarak kaldı.
Şimdi bakıldığında bu filmler çok kötü ve aptalca görünüyor bana. (1973 tarihli 'Turist Ömer Uzay Yolunda' filmi başka bir alem, onu gerekirse başka zaman inceleriz.) Hulki Saner'in 1970'te çektiği Turist Ömer Yamyamlar Arasında ve 1971'de çektiği Turist Ömer Boğa Güreşçisi hakkında bir iki not ileteyim. Turist Ömer Yamyamlar Arasında filmindeki montaj görüntülerin sakil duruşu geliyor aklıma. Filmin hatırı sayılır kısmı Afrika'da çekilmiş belgesellerden alınmıştır. Yamyam kabilesinin dans ettiği sahne ise bence bunun şahikasıdır: Düzenli sıralar halinde danseden 'yamyam'ların tamtamları üzerinde 'Kenya National Tourism Agency' yazısı kocaman kocaman harflerle gözümüze girmekte, yamyamların(!) hemen yanında ilgiyle fotoğraf çeken beyaz turistler neşeyle gülümsemektedir. O sırada Turist Ömer "Bu yamyamlar adam yer mi?" diye yanındaki 'siyaha boyanmış' adamlara sorar (bu sahne Türkiye'de çekilmiştir, renk ve ses farklıdır) Yanındaki 'siyaha boyanmış' rehber "Yok, bunlar adam yemez..." der ama Turist Ömer daha "Oh!" diye rahatlayamadan ilave eder "..sadece adamı kesip pastırmasını yaparlar..." Akabinde Turist Ömer hemen oradan kaçacaktır ve bizim bu espriye gülmemiz gerekmektedir.
Yönetmen, 1800'lerin Meksikasıyla 1970'lerin İspanyasını ayırdedememektedir ya da sinema seyircisinin ayırdedemeyeceğini sanmaktadır. İnsaf ile söyleyin: elin yabancısı kendi yaptığı filmde Türkleri 'fesli' gösteriyor olsa sinirlenmiyor musunuz? Sonra o filmde Turist Ömer'in Erol Büyükburç'la giriştiği bir hapishaneden adam kaçırma sahnesi vardır. Hapishane, kovboylar devri Meksikası'na ait karakterler taşımaktadır. O yıllarda İspanya'yı yöneten General Franco'nun hapishaneleri hiç de öyle değildi oysa... Cilalı İbo bahsine şimdilik hiç girmeyelim ama bundan on - on beş yıl sonra Kemal Sunal filmlerinin nasıl değerlendirileceğini de merak etmiyor değilim hani. |