| ![]() TV EĞLENCE PROGRAMLARI Medya eleştirisi hep seyirci açısından yapılmıştı. Televole türü programlar özellikle boy hedefi olageldi. Biz bu konunun bir de 'yapımcı' gözüyle nasıl göründüğünü incelemek istedik. Gazoz Ağacı: - Adınızı vermek istememenizi saygıyla karşılıyorum. Size bu röportaja P.Y. kodunu vereceğiz, Program Yapımcısı anlamına... Program Yapımcısı: - Aslında ben yönetmen yardımcısıyım. Ama sizin için nasıl uygunsa öyle olsun. G.A.- Şöyle başlayalım: Showbiz'de yer almak nasıl bir duygu? O dünya hakikaten renkli ve eğlenceli mi? P.Y.- Biraz öyle. Ama içine girip 'çalışmaya' başladığınızda bu iş sizin için detaylar ve sorunlarla dolu bir programa dönüşüyor. Falanca artistin göğüslerine veya bacaklarına değil, çekime zamanında gelip gelmediğine bakıyoruz sonuçta. Bir yerden sonra, o işin renkli ve canlı tarafı bize sıradan ve bazen sıkıcı geliyor. G.A.- Bir programın yapımı aşamasında halkın beğenisini nasıl biliyorsunuz? Neye göre ayar verip karar alıyorsunuz? P.Y.- Şimdi şöyle.. Eğlence programı konsepti üç aşağı beş yukarı bellidir. İçinde çok fazla esnekliğiniz yok yani. Bir iki minik detay değiştirebilirsiniz. Konuklarınızı da işte o günün popüler isimleri arasından seçersiniz. Programı yapmadan önce önceki programların ratinglerine bakarsınız, kendi programınız bitince de kendi programınızın ratinglerine bakıp, yaptığınız işin olumlu sonuç verip vermediğine fikir edinirsiniz. G.A.- Biraz el yordamıyla, azıcık da körlemesine yani? P.Y.- Yapımcı ve yönetmenin uyması gereken bazı kuralar, limitler vardır. Dünyada denenmiş ve başarısı kanıtlanmış formatları kendi seyircinize uyarlayacaksınız. G.A.- Ama çıkış noktanız izleyicinin beğenisi değil, eldeki format olmuyor mu böyle? Elinizde bir reçete var, onu koyuyorsunuz. Seyirci bunu sever, umduğunu değil bulduğunu yer, diyorsunuz bir yerde? P.Y.- Ama gerçekten beğeniyorlar. Ratingler bunu söylüyor. Yoksa niye seyretsin seyirci? G.A.- Eğlenmeyi seviyoruz halk olarak, ha? P.Y.- Yani insan televizyonu niye izler? Eğlenmek için. Günlük hayattaki olaylar zaten insanı yoruyor, bezdiriyor. Akşam eve geldiğinde önemsiz ve kafa yormayan şeyler seyretmek istiyor televizyonda. Şarkı olsun, şanslı müzikli falan.. işte bir iki esprili muhabbet dinlesin, bir de yarışma olur da heyecan verirse... daha ne olsun işte? Seyirci bunları ister. G.A.- Ya televizyonun eğitici yönü? P.Y.- Bakın, onu bana değil, Açık Öğretim programcılarına soracaksınız. Ben kendi işimi bilirim. Tatil için otele gittiğinizde, akmayan musluk için animatöre müracaat etmezsiniz değil mi? Ben işte animatörüm, işin eğlence kısmıdır beni ilgilendiren. G.A.- Peki.. Şarkıcılar ve ünlüler, programlarınıza çıkmak için çok ısrarlı ve isteklidir herhalde? P.Y.- Tahmin bile edemezsiniz. Menajerleri veya bizzat kendileri sabahtan başlarlar oraya buraya telefon etmeye, televizyona çıkmak için. Ama dışarıdan baksanız veya siz onları arayacak olsanız, sanki çok meşgullermiş de hangi programa yetişeceklerini bilemezlermiş gibi bir pozlar takınırlar.. Yalan! Programa çıkmak için kırk takla atarlar. G.A.- Bu işten para alıyorlar ne de olsa? P.Y.- Değil. Bizim programlarımızdan para almazlar. Bizim programlar onlar için daha ziyade vitrin görevi görür. Piyasa değerlerini arttırır. İmkan olsa, bizim programlara çıkmak için para bile öderler. G.A.- A-Ha! Meşhur olmak isteyen 'sanatçı' ve onu meşhur edecek 'yapımcı' arasındaki yatak olayına geldik şimdi ha? Valla çok heyecanlandım şu anda... P.Y.- Bu konuda detaya girmeyelim. Şöyle diyeyim: iki yetişkin insan, özel hayatlarına kimse karışamaz. İş ilişkilerini de özel hayatlarından büsbütün ayrıymış gibi de düşünemeyiz değil mi? G.A.- Bu cevapta biraz kıvırtıyorsunuz gibi geldi bana? P.Y.- Heh he.. Gazetecilerin, hele de sizin gibi INTERNET gazetecilerinin dedikodu ve üçkağıtçılığa ne kadar yatkın olduğunuzu biliyorum. G.A.- Hooop, sataşma var! P.Y.- İstediğiniz cevabı alamayınca böyle oluyor değil mi? Olay şu: ima ettiğiniz şeyler tabii ki var. Ama söz konusu olaya müdahil taraflar, meseleyi sizin gördüğünüz gibi görmüyor. Onların düşündüğü şekliyle, olay 'karşılıklı profesyonel dayanışma'. Bundan fazlasını bana söyletmeyin artık. G.A.- Siz de böyle karşılıklı profesyonel dayanışmalara taraf oluyor musunuz? P.Y.- Hayır! Ya siz? G.A.- Evvet sayın okurlarımız, bir röportajımızın aha sonuna gelirkeeen..... .... (Röportaj bandının bundan sonraki kısmı çözülemedi. Okurlarımızdan özür dileriz.) |