Bazıları diyor ki:
"İffet Hanım, siz bu memleketin insanını ve gerçeklerini tanımıyorsunuz.."
Bana cahil demeye mi, yoksa anlayışsız demeye mi getiriyorlar henüz çözebilmiş değilim... Zira, "Ne yani cahil mi demek istiyorsun bana?" diye sorduğumda: "Hayır, hayır yanlış anladınız. Fazla idealist düşünüyorsunuz ama toplumumuzun gerçekleri bu idealizmi kaldırmıyor" diye lafı geveliyorlar.
Oysa bakmasını bilen bir çift göz için, her taraf 'memleket gerçeklerini' yansıtan aynalarla dolu. Tabii eğer idealistseniz, lunaparktaki 'güldüren aynalara' bakıyor gibi oluyorsunuz. Demek istedikleri belki de bu. Lakin işin kolayına kaçıp her şeyi olduğu gibi kabul ediyorlar.
İşte toplumumuzun en büyük sorunu: 'Böyle gelmiş, böyle gider.. Her şeyde bir hayır vardır...' gibi kabullenişler. Bizim gibi toplumların en önemli geri kalmışlık sebebi bu kadercilik anlayışıdır zaten. Her şeyde bir hayır varmış. Adam 'aids' olsa bile hayır arayacaklar neredeyse. Hayrı mı kalmış bu işin? Adam nalları dikecek işte..
Neyse, konumuza dönelim... Bazı insanlar damardan halkçıdırlar. Kalabalıklara karışınca kendilerini mutlu hissederler.. Kalabalığa karışınca, halkla bütünleştiklerini zannederler. Cahil insanların laflarında bile keramet ararlar. Oysa onlar için söylenmiş bir söz vardır, bilirsiniz: 'Ol mahiler ki derya içredir, deryayı bilmezler.'
Bense insanlara ve olaylara daha mesafeli ve objektif yaklaşmaya çalışırım. İnsanları tanımak, anlamak istiyorsanız; dediklerinde keramet arayacağınıza, yaptıklarına bakın! Günlük hayatta saygılı ve anlayışlı olduğunu iddia eden adamların kaç tanesi kendi işini görürken klozet kapağını kaldırmayı akıl ediyor mesela?
Halkı tanımak ne demektir? Halkın kendi iradesiyle neler yaptığına, nelerden zevk aldığına, nelerden hazzetmediğine, alışkanlıklarına, yaşam biçimine bakmak ve bu suretle onu anlamak değil midir?
Bana sorarsanız, halkı anlamanın zevksiz ama en kolay yolu, televizyon seyretmektir bizim ülkemizde...
Huyum değildir ama, geçtiğimiz haftalarda sırf 'halkın beğenisini' anlamak adına oturdum, popüler televizyon kanallarını seyrettim.
Yok.. yanlış anlamayın; televole ve magazin programlarından bahsetmiyorum. Hani şu çok sevilen, çünkü 'bizi yansıttığı' söylenen yerli dizileri seyrettim çoğunlukla...
Bakın, dışarıdan bakan (bu memleketin insanını ve gerçeklerini tanımayan!) bir göz televizyona bakınca toplum hakkında neler görüyor, hangi gerçeklere tosluyor:
Batı toplumlarındaki eğitim düzeyi düşük sınıfların içinden çıkmış, kabiliyetsiz insanların sanat diye ortaya attıkları, kendini ifade etme biçimi olan 'Rap' Türk çocukları arasında en popüler müzik dalı haline gelmiş durumda. 3-5 tane kıyafeti üstüne iki beden büyük gelen çapulcu tepinip, dakika başına 182 kelime düşen bir şeyler zırvalıyorlar, buna da müzik diyorlar. İşte memleketimin genç insanının gerçeği bu!
Televizyon dizilerindeki oyuncuların çoğunda büyük bir kabiliyetsizlik var ya da yönetmenlerin önemli bir bölümü ebleh.
Seyrettiğim dizilerdeki sohbet sahnelerinde, oyuncuların neredeyse tamamı (eğer kadroda parasız kalmış birkaç eski tiyatrocu yoksa), sanki tek başlarınaymış gibi ve ezberlemekte hayli zorlanmış oldukları cümleleri sadece kameraya bakarak kerhen konuşuyorlarmış gibiydiler.
İnsan dizinin beşinci dakikasından itibaren, kendini ilkokul çocuklarının oynamaya çalıştığı bir müsamereyi izliyormuş hissine kapılıyor.
Oyuncular ve yönetmen, insanlar kameraya baksalar bile ona bakmıyor gibi konuşmaları gerektiğini bilmiyorlar mı mesela?
Komiklik yapma çabaları da son derece zavallı. Komik bir skeç yapılsa bile, oyunu sahneye koyanlar bu komikliğin izleyenlere mutlaka açıklanması gerektiğini düşünüyorlar. Yani birkaç cümle önce bitmiş, çoktan sona ermiş olan espri, açıklayıcı cümlelerle birkaç cümle daha uzatılıyor. Niye? Seyirci ya espriyi anlayamayacak kadar aptal, ya da senarist ve yönetmen seyircinin gerçekten aptal olduğunu düşünüyor. Her iki durum da birbirinden felaket...
Türk dizilerinde iki farklı lisan kullanılıyor. Bir tanesi normal Türkçe. Diğeri de genç oyuncuların, özellikle de genç bayan oyuncuların konuştuğu farklı bir lisan! Onun da Türkçe olması gerekiyor tanım gereği ama onların dedikleri kelimeler anlaşılmıyor. Bu yüzden Türkçe değil, lisan diyorum onların konuştuklarına. Genç kızlara musallat olan yeni bir illet bu. Ağızlarını fazla eğip bükerek konuşuyorlar. Sanki 24 saat bir avuç sakız çiğneyerek yaşıyorlar da, bu yüzden konuşmakta zorlanıyorlarmış gibi.
Böyle konuşan insanların, hiçbir derin düşünce üretebileceğini sanmıyorum. (Yaa, işte size halkın beğeni düzeyi hakkında ciddi bir saptama daha!)
Peki ya erkek oyuncularımız kendilerine konuşma stili olarak neyi seçiyor dersiniz? 'Milli bayramda kahramanlık şiiri okuma' modelini seçiyorlar. Bu da onların tribi. Tuvalete gideceklerini söylerken bile bu şekilde konuşuyorlar ve siz "işte savaş çıktı, delikanlı aslanlar gibi cepheye, milli görevini ifa etmeye gidiyor" falan diye hisleniyorsunuz. Halbuki yok öyle bir şey. Esasoğlan sadece küçük su döküp gelecek! Anlayacağınız, dizinin hangi bölümünde söylenen hangi repliğin daha önemli olduğunu ayrıştırmakta zorlanıyorsunuz. (Demek ki neymiş? Halkımız konuşulan şeyin önem derecesini pek umursamıyormuş.)
Yeni yetme oyuncularımızın bir başka gafleti de, yaptıkları işi 'abartılı rol keserek' kotaracaklarını sanmak. Gerçi onlara sorarsanız 'doğal davrandıklarını' söylüyorlar ama bana kalırsa baştan aşağı bir yanılgı içinde olduklarının farkında bile değiller. (Bir memleket gerçeği daha: sesimizi yükselterek konuştuğumuzda veya abartarak davrandığımızda; olduğumuzdan daha önemli görünür, sanki daha değerli olurmuşuz gibi genel bir fikir var.)
* * *
Peki ben şimdi sormakta haksız mıyım: Ne olacak bu memleketin hali?