|
SAVAŞ VE SAVAŞ KARŞITLARI Bu seferki röportajımız oldukça gergin bir zamanda, bir hayli elektrikli geçti. Kıbrıs gazisi Niyazi Boztepe ile Kıbrıs ve Irak konularını görüştük. Niyazi Boztepe: - Mobilya imalatıyla uğraşıyorum, gördüğünüz gibi. G.A.- Siz Kıbrıs gazisisiniz aynı zamanda? N.B.- Doğrudur. Birinci harekat sırasında denizden çıkarma yapan mekanize birlikteydim. G.A.- Sıcak savaşın bizzat içindeydiniz yani? N.B.- Evet. Elde silah, karşıda düşman ateşi.. Anavatandan uzakta, bize verilen vazifeyi yapmaya çalışıyorduk. G.A.- Kıbrıs görüşmelerinde son gelinen noktayı nasıl görüyorsunuz? N.B.- Git başımdan ya! (Gözleri doluyor) İki arkadaşım gözümün önünde can verdi, bir şey yapamadım. Abdullah çavuşum sakat kaldı, kahrından öldü sonradan. Şimdi el kadar bebeler çıkmış televizyonda "Hani benim geleceğim? Türk askerleri adadan çıksın, tekrar Rumlarla bir olalım.." diyor. Biz, bu bebeler özgürce doğsun, büyüsün diye bunların ana-babalarının hayatını kurtarmaya gittik oralara. Onların namusunu kendi namusumuz bildik, oralarda can verdik bu yüzden. Bunlar ne diyor böyle ya? Yazıklar olsun! G.A.- Ama Avrupa Birliği'ne girecekler... N.B.- Nah girecekler! Rum gelip onların evlerini, malını, mülkünü elinden alsın, çırılçıplak ortada koysun, o zaman görürler Avrupasını da birliğini de.. Allah'ıma çok şükür, biz orada muvaffak olduk. Denktaş Bey ve bizim askerler müsaade etmez böyle terbiyesizliklere, densizliklere.. G.A.- Peki siz savaşa karşı mısınız? N.B.- Kimse savaş istemez! Ama Rumlar oradaki Türkleri kesip öldürüyorlardı, ya başka ne yapacaktı Türkiye? G.A.- Hayır, yani Irak diyorum... N.B.- Ben de merak ediyorum, 1974 senesinde olsaydık şimdi, bu savaş karşıtları çıkıp "Kıbrıs'ta savaşa hayır! Türkiye Kıbrıs'tan defol!" diyecek miydi? Diyemezlerdi. Niye? Orasını siz söyleyin... G.A.- Ama konu bu değil ki... N.B.- Biz Kıbrıs'a çıktığımızda, Avrupalılar ciyak ciyak bağırıyordu "Türkler masum Rumları öldürüyor" diye.. Gene bilip bilmeden bağırıyorlar. Aha Avrupa'dan bir sürü adam gelmiş, bizimkilerle birlik olup gittiler canlı kalkan olmaya. Beri yanda Saddam Türkmenleri öldürmüş, Barzani Türkmenlerin mallarına, tarlalarına el koymuş.. Kimse demiyor "Bu ne iş?" diye. G.A.- O zamandan beri dünya konjonktürü çok değişti.Uluslararası hukuk ve meşruiyet zemini lazım değil mi? N.B.- Başlatmasınlar şimdi.. Ecevit adaya harekat emrini verdiğinde, dünyada hiçbir millet bu harekatın meşru olduğuna inanmıyordu. Ne yapsaydık yani? Oturup beklese miydik, gelsin Rumlar adadaki Türkleri kessin bitirsin diye? Bosna'da ve Kosova'da Müslümanlar öldürülürken de gıkları çıkmadı bu Almanya ve Fransa'nın! G.A.- Ben Irak'tan bahsediyorum. Kıbrıs'tan değil.. N.B.- Ee, bu meşruiyet dediğin Irak'ta başka Kıbrıs'ta başka mı oluyor? Şimdi bu 'Amerika'ya hayır!' diyenler, Suriye ordusu Lübnan'a veya Irak ordusu Kuveyt'e girerken niye ses etmedi? 'Türk askerini Irak'a sokmayın!' diyorlar. Bunu diyenler PKK ile aynı şeyi diyorlar aslında. Türk askeri zaten yıllardır kuzey Irak'ta, çok şükür. Bu adamların bir şey bildiği yok, Kadıköy'de cam çerçeve indirirler sadece.. Hindistan Keşmir'i işgal etmiş, Müslümanlara zulmediyor, ona sesleri çıkmaz ama. G.A.- Ama bu sefer dünya kamuoyu büyük bir kararlılık gösteriyor. Dünyanın her yerinde insanlar savaşa karşı.. N.B.- Hee, aynı adamlar PKK'yı da destekliyorlardı Avrupa'da. Bugün bizim saf gençlerin, kimlerle kolkola girdiklerine çok dikkat etmeleri lazım. G.A.- Müslüman Irak halkının, masum sivillerin ölmesi söz konusu... N.B.- Bu Iraklıların dedeleri de İngilizlerle bir olup Türkleri keserlerken "Bu Türkler de Müslüman, insaf edelim yahu..Gavurun sözüyle Müslüman kanı akıtmak caiz midir?" demediler zamanında.. G.A.- Ama Amerikan emperyalizmi çok haksız ve zalim değil mi? N.B.- Bana ne ya Amerikalılardan? Ben, Türk milletinin, Türk devletinin hayrı nerdedir, ona bakarım. Türkiye'nin selametidir benim için önemli olan. Gavur bunun gereğini bilmez, eyvallah. Ama kendi milletinin aleyhine iş gören adamları diyorum. Onlar bozuyor kafamı. G.A.- Ama 'Yurtta sulh, cihanda sulh'. Atatürk öyle demedi mi? Bizim milli şiarımız.. N.B.- Bak dinle, bunu komutanımız anlatmıştı ben askerdeyken. 1937 senesi, Atatürk cumhurbaşkanı. Hatay meselesi var gündemde, Hatay o sırada Türkiye'ye bağlı değil. Mecliste tartışıyorlar, ne yapalım, ne edelim diye. Rahmetli Atatürk o vakitler epey hasta zaten. O istiyor ki, Meclis karar alsın, Hatay anavatana katılsın. Sonra işte meclis karşı çıkıyor buna 'Hatay bizi ilgilendirmez, ne işimiz var orada?' falan diyerek. Atatürk buna öyle bozulmuş ki "Bırakacağım bu Cumhurbaşkanlığını da.. Gidip Hatay'da Türk çetecilere katılacağım.. Bıktım bunlarla uğraşmaktan" diye dert yanıyor yakın çevresine. Ömrü vefa etmedi, ama sonra Hatay anavatana katıldı, çok şükür. Diyeceğim, Atatürk öyle korkak bir adam değildi, milletin hakkı neyse gider alırdı. Irak ne? Osmanlı mülkü değil mi? G.A.- Dünya barışı ve uluslararası hukuk ne olacak peki? N.B.- Onu da, keşke imkan olsaydı da, kucağında bebeğiyle Halepçe'de ölen kadınlara sorsaydınız. Bugün televizyonda gördüm, bir Türk kadın gitmiş Irak'a canlı kalkan, "Saddam bu ülkeye lazım.. Bütün Orta Doğu'ya lazım.." diyor. Niye? Saddam'ın Irak'ta öldürdüğü masum kadın ve çocukların sayısı az geldi bu hanıma herhalde.. G.A.- Peki, anladım.. Hadi size kolay gelsin.. N.B.- Selametle, kardeşim.. Allah Türkiye'yi düşmanların ve hainlerin şerrinden korusun! |