"Batılılar bizi yanlış tanıyor.."
"Dinler arası dialog.."
"Medeniyetler çatışması değil medeniyetler uzlaşması istiyoruz..." diye kendi kendimize konuşuyoruz.
Karşı tarafın bizi anlamasını istediğimizin hiç olmazsa yarısı kadar biz de onları anlamaya çalışıyor muyuz? Hiç sanmam!
Bir de "Bu Avrupalılar iki yüzlüdür.. Çifte standart uygularlar.. Harbi konuşacak cesaretleri yoktur.." diyoruz ya? Acaba 'harbi konuşurlarsa', yani akıllarından geçeni olduğu gibi söylerlerse bizim tepkimiz ne olur?
Buyrun işte size bir örnek:
18 Ağustos 2005 tarihli İngiliz The Times gazetesinde Cherry Potter imzasıyla yayınlanan makalede, İslamcı teröristlerin cinsel profili inceleme konusu oldu.
Öfkeye kapılmadan ve sadece karşı tarafın ne düşündüğünü anlamaya çalışarak okumanız umuduyla yazının çevirisini aşağıda veriyorum:
Genç ve bekar erkekler... aşırı agresyon... cinsel bastırılmışlık.
Arada bir bağlantı var mı?
Müslüman köktendincilerin düşünce yapısını gerçekten anlamak istiyorsak, cinsel politika konusuna öncelikle başvurmamızın zamanı geldi. Köktendinci toplumlarda kadının tamamen baskı altına alınmış olması, erkekleri tam olarak nasıl etkiliyor? Seks söz konusu olduğunda her iki cins de bir şekilde etkileniyor demektir. Ve agresyon ve şiddetin en uç şekilleri söz konusu olduğunda, bastırılmış cinsel korku ve cinsel baskılar sıklıkla problemin kökünde yer alır.
Mesela genç Müslüman kadın Fatma'nın (adını ben değiştirdim burada) acıklı öyküsünü alalım. Psikoterapi için gelmişti. Onu bekleme salonunda ilk gördüğüm anda köşesine büzülmüş ve hayat enerjisini kaybetmiş gibi görünüyordu. O kadar derin bir depresyondaydı ki kaldığı mülteci yurdunundan hemen hiç dışarı çıkmıyordu. İngilizcesi mükemmeldi. Nispeten gelişmiş bir Orta Doğu ülkesinden geliyordu. Batı'ya kaçmadan önce kendi ülkesinde bir üniversite okutmanıymış. Daha ergenlik çağındayken ablasının eşi tarafından tecavüzüne uğramış. Annesi ise, aile onurunu korumak adına, bu olayı kimseye anlatmaması için ona yemin verdirmiş. Yıllar sonra, başarılı kariyerine rağmen annesi, Fatma'nın arzusu hilafına- çok yaşlı bir adamla evlendirmeye kalkmış. Kaybolan bekaretini gizlemek için de annesi Fatma'nın kızlık zarının dikmesi için bir doktorla anlaşmış. Umutsuz bir çabayla Fatma fare zehiri içerek intihara kalkışmış. Annesiyse, aileyi bir skandaldan korumak için Fatma'yı alenen evlatlıktan reddetmiş.
Eğer Fatma evine dönseydi, ağabeyleri 'aile adını lekelediği için' onu öldüreceklerdi. Töre cinayetleri, Fatma'nın bana dediğine göre, onun ülkesinde son derece yaygınmış. Yetkili makamlar bu olayları ya görmezden geliyor ya da sadece altı ay gibi hafif sayılabilecek hapisle cezalandırıyorlarmış.
Fatma'nın yaşadığı zorluğu 'kadınsal bir mesele' diyerek küçümsemek çok kolay. Ama erkeklerin de aynı düşünce yapısının kurbanları olduğunu; evlilik öncesi bekaretlerini kaybettiklerinden şüphelendikleri kızkardeşlerini veya zina yaptıklarından şüphelendikleri karılarını öldürerek erkeksi üstünlüklerini göstermek zorunda bırakıldıklarını gözönünde bulundurmamız gerekiyor.
Köktendinciler, kadınların ergenlikten itibaren çarşafa bürünmesini ve toplumun her kesiminden izole edilmesini istiyorlar.
Kocayla karısı arasındaki şefkat ve sevginin diğer insanların yanında gösterilmesi yasak. Kadınların dövülmesi çok yaygın ve pek çok kişi bunu evliliğin normal bir parçası olarak düşünüyor. Yataktaysa, kadının üstte olduğu her cinsel pozisyon haram veya yasak. Herhangi bir cinsin -kadın veya erkek- böyle bir iklimde cinselliğin hakkını verebileceği ve tadına varabileceğini düşünmek çok zor.
Gelişen cinsellikleri hakkında pek çok korkuya sahip bulunan genç ve bekar erkeklerde bunun etkisi nedir?
Baskıcı rejimlerin zemin yarattığı; ve o ana kadar keşfedilmemiş dişi dünyasının tahrikleriyle iyice ateşlenen -fakat sosyo-psikolojik olarak 'kabul edilemez' nitelikteki- cinsel fantazilerle karşılaştıklarında ne yaparlar bu genç insanlar?
Çok sıklıkla, kendilerine karşı geliştirdikleri iğrenme duygusunu arzu nesnesine yansıtırlar ve 'kendilerini fena düşüncelere tahrik ettikleri' için arzu nesnelerini suçlarlar.
Yirmi beş yıl önce Ayetullah Humeyni İran'ın kontrolünü ele geçirdiğinde, saçlarının bir perçemi bile başörtüsünden sarkan kadınlar, cinsel güçlerini kötüye kullandıkları için dövülürdü. Şah dönemindeyken makyaj yapmış veya Batılı şekilde giyinmiş kadınlar "Batının zehirlediği kişiler" olarak aşağılanıyordu. Cinsel konularda müsamahakar olduğu düşünülen Batı bu nedenle 'Büyük Şeytan' olarak adlandırıldı ve hala böyle görülmeye devam ediyor. Her türlü kötülüğün taşıyıcısı olan Batı'nın bu nedenle 'yok edilmesi gerektiği' vaazediliyor.
Cinsel baskı, aşırı şiddet, erkeklerin savaş ve ölümle ilgili takıntıları arasındaki bağlantılar Batı'da biliniyor. Köktenci bir tarikat olan America Christian Reconstructionists; zina, eşcinsellik ve 'evlilik öncesi bekaretin kaybedilmesi' (ama sadece kadınlar için) durumlarında idam cezası verilmesi gerektiğini düşünüyor.
Faşizm psikolojisi üzerine yapılan çalışmalar bugün bize göstermektedir ki, NAZİ'lerin führerlerine itaat etmesinin, ona tapınma derecesinde hayranlık duymasının ve ondan korkmasının kökleri ataerkil ailede babaya karşı duyulan itaat, tapınma ve korkuya dayanmaktadır.
NAZİ'ler, tıpkı bugünkü İslamcı ve Hristiyan köktendinciler gibi, bekaret saplantısına sahipti ve kadınların itaatkar evkadını ve mükemmel anneler olmasını isterlerdi. Kendi ekstrem erkeklik duyguları, diğer herşeyin üstünde olarak, anavatanlarının ırksal veya dini yüceliğe dair yüksek ideallerine 'şehadet yemini edecek derecede' bağlı olmalarını gerektiriyordu.
Faşist düşünce yapısı, saflığını kaybetmiş kadınların aşağılanmasını ve istismar edilmesini destekler. Bugünkü İslamist Tahran'da, giderek artan bir seks ticareti var. Tahminen 84.000 kadın fahişelik yapıyor ve binlerce genç kız seks köleleri olarak Arap ülkelerine satılıyor.
Bu toplumların kitle psikozu altında oldukları ileri sürülebilir. Paranoyak bir ruh hastası gibi dünyayı kesin çizgilerle ikiye ayırdıklarını, bir tarafa saf ve iyi olarak idealize ettikleri değerleri yerleştirdiklerini diğer tarafta kalan olguları ise 'şeytani ve kötü' olarak aşağılamak ve aslında 'yok etmek', tamamen ortadan kaldırmak istediklerini söyleyebiliriz. Paranoyak bir ruh hastasının kendi büyüklük hayallerini beslemesi ve Tanrı'ya uzandığına inandığı hayali bir bağa sarılması pek de alışılmadık bir şey değildir.
Batılı ve İslamcı feministler, Batılı kadınların sahip olduğu cinsel özgürlüklerin 'modern bir dünyada yaşamanın global standardı' olması için hangi hakka sahip çıkmamız gerektiği konusunda uzun süredir tartışıyorlar.
Tartışma, çokkültürlülük bahsine gelince takılıp kalıyor: İnanç ve geleneklerin arasındaki farklılıklara saygı göstermeliyiz, bu inanç ve gelenekler Müslüman ülkelerdeki kadınların insan haklarının ihlal edilmesine sebep olsa bile...
Ama çevremize bir baksak hemen göreceğiz ki kadının erkeğe eşit görüldüğü sofistike toplum seviyelerinde erkekler için de durum daha olumlu oluyor. Böyle toplumlarda erkekler daha müsamahakar, birbirlerine ve kadınlara karşı daha az agresif ve en önemlisi cinselliğin tadına daha çok vararak yaşıyorlar.
Bu yüzden cinsiyet ve cinselliğe yönelik tutumlar yalnızca kadınların tartışacağı feminist meseleler değildir, hele de erkekler 'terörle mücadele' işine girişmişken.
Köktenci faşist mantalitenin -cinsler arasındaki ilişkilerde yoldan çıkmış ve cinselliği bastıran- vahşetini anlamak, yüzeysel olmaktan çok öte bir yüzleşmeyi şart koşmaktadır.