Çıkan kısmın özeti: Ülkede medya sektörünün rezilliği ayyuka çıkmıştır. Hiç kimse gazetelerde okuduklarına veya televizyonda gördüklerine inanmamakta fakat gene de herkes televizyona çıkabilmek, gazetelerde kendinden bahsettirmek... kısaca meşhur olmak için elinden geleni yapmaya devam etmektedir. Vay anasını...
Kendisine 'halkı bilinçlendirmek ve kendi egosunu tatmin etmek' gibi bir misyon yüklemiş olan kahramanımız A.E. bir nevi çağdaş Don Kişot pozlarında kendini madara etmeye kararlıdır. Kader onu bir şekilde medya sektörüne sokmuş ve gerçek bir gazetenin 'genel yayın şeysi' koltuğuna kadar savurmuştur.
(Merak edenler için söyleyelim: Bu koltuk pek o kadar rahat bir koltuk da değildir. Bildiğiniz büro sandalyesidir işte. Kıçını sallayıp ayaklarını yerden kesmeye istekli herkesi fırıl fırıl döndürebilmektedir. 360 derece hem de..)
Medya dünyasının içine sızmayı başarabilmiş kahramanımız, kendi halkına ve konuya ilgi duyan Türk gençliğine medya dünyasının bütün üçkağıtlarını açık etmeye devam edecektir. Maksat vatana ve millete hizmet...
(Ağustos ayı başları, saatlerden bir öğle üzeri)
- Ne istiyorum biliyor musun Alper? 4. sayfaya şöyle çıplak bir kadın koyalım.
- Biz ciddi bir gazete değil miydik patroncuğum?
- Tabii ki öyleyiz. Pornografik resim demedim ben zaten. Erotik olacak. Milletin gözü gönlü açılsın bakınca..
- Erotik diyosun? Altına ne yazalım peki? "Alman Helga geldi, Türk erkeklerine bayıldı" veya "Mualla kalın boru döşetti rahatladı" falan mı?
- Hayır, hayır. Biz ciddi gazeteyiz. Öyle hafiflikler olmaz.
- Nasıl olsun peki?
- Ya işte, oraya bir karı resmi koy. Altına da öyle şeyler yaz ki, ciddi gazete imajımıza zarar gelmesin..
- Patroncum, babanız beyefendi de bu gazeteyi okuyor. "Bu ne rezillik? Bizim gazetede bu resmin işi ne?" diye fırça çekmesin sonra. Bana göre hava hoş ama...
- İşte orada sen ustalığını göstereceksin. Öyle bir haber yaz ki, yanına çıplak karı resmi koyduğumuzda "Bu haberin yanına bunu koymayacağız da ne koyacağız? Toptancı halindeki lahanaların resmini mi?" diyebilelim...
* * *
(Aynı günün gecesi. Hatta gecenin ilerleyen saatleri. Kahramanımız büroda tek başına bir aşağı bir yukarı dolaşmakta, e.maillerine bakmakta, Yahoo üzerine briç falan oynamaktadır. Bir ara çiş molası vermesi gerekir.)
- Kendi kendine mi konuşuyorsun oğlum?
- Hayır salak evladım. Şu anda düşünüyorum yalnızca. Ama bunu okurlara anlatmak gerektiğinde kendi kendime konuşuyormuşum gibi olacak..
- Haa anladım, yalnız kenarlara taşırma. Tuvalet adabını bilmediğini düşünürler sonra..
- Şu sesini kes de hedefe odaklanabileyim..
- Japonlar bir alet yapsa da, çişini yaparken hedefe odaklanmak için uğraşmak gerekmese...
- Japon? A-ha! Yapıştırıcı ve çıtır çekirdek markası değil miydi o?
- Bir de çekik gözlü oluyorlar..
- Çekik mi dedin! Dur yahu, aklıma bir fikir geldi...
On dakika sonra kahramanımız, Google üzerinde 'asiatic women' resimleri aramaktadır. Yaptığı araştırmalar onu Akane Kanazawa adlı bir Japon seks filmleri oyuncusuna, bilahare Japon erotik sineması üzerine yıllar önce yazılmış bir inceleme kitabına götürür. Hatta sinemasever Japon bir kardeşimizin İngilizce yazdığı "1970'lerin erotik Japon sineması" makalesi de bulunup okunur.
(Budha kendisinden razı olsun. Ben de oturup Türk Seks Filmleri hakkında bir yazı yazmıştım ama onu İngilizce yazmak hiç aklıma gelmedi. Halbuki şu dakikada belki de bir Japon gazeteci, çıplak kadın resmi basıp altına "Erotik Türk Sineması" hakkında haber uydurmak zorunda olduğu bir gazete sayfası için fellik fellik benim 'olmayan' yazımı arıyor olabilir? Bulsa, belki de bana hayır duası edecekti.)
Kahramanımız A.E. eldeki malzemeye bir göz atar: Bir Japonun yazdığı makale, İngilizce bir kitabın tanıtım yazısı ve Akane Kanazawa'nın resmi. (Bu sonuncusu, topladığım malzemeler içinde en cazip olanıydı tabii ki.) Parmaklarını çıtlatır, sonra masaya "Tıkıdam..tıkıdam.." diye vurarak bir dakika kadar düşünür.
(Bütün bu olayın en uçuk yeri burası olmalı: Bir dakika kadar 'düşünme sürecini' devam ettirebilen bir Alper? Onu tanıyanlar için fazlaca uzun bir süre bu. Özellikle de karşısında çıplak bir kadının resmi varsa...)
Sonra aynı parmaklar klavye üzerinde tıkırtılar çıkarmaya başlar.
Sonucu aşağıda görüyorsunuz: Bizim gazetenin ilgili sayısının 4. sayfası
Hiç abartmasız söylüyorum: Gazetecilik okullarında 'case study' olarak işlenecek, ders kitaplarına girmesi gereken bir yazı oldu. Alkış veya övgü beklemiyorum, bana bu iş için yeterince YTL veriyorlar zaten.
Kendi patronlarım dahil hiç kimse -bangır bangır bağırmama rağmen- bu haberin asparagas olduğuna inanmadı. "Bunu nereden bulduğumu" sordular. Neremden uydurduğumu söyledim, dalga geçtiğimi sandılar.
Oyunun bir de final perdesi var: Onu kaçırmayın! 8 Eylül 2005 tarihinde önemli bir gazetenin Genel Yayın Yönetmeni, kendi köşesinde aşağıdaki yazıyı yazdı. (İlgili yeri kırmızıyla çizdim. Yazının orijinali için resme TIK'lamanız yeterli olacak)
* * *
Ne diyorduk? Ha evet, hatırladım. Medyanın inandırıcılık sorunu ve bu memleketin halleri... Siz beni izlemeseniz de Türk medyası beni izlemeye devam ediyor olacak. Bense nereye kaçacağımı şaşırmış haldeyim.
KONUYLA ÖZEL OLARAK İLGİLENEN ARKADAŞLAR İÇİN TAVSİYELER