|
Yazara E.Mail Göndermek İçin TIK'layın
Alev Alatlı Hanım'ın bu romanı yazmadan önce Rusya ile ilgili yirmi bin sayfa kitap okuduğu belirtiliyor. Arka planda çok derin ve sıkı bir çalışma olduğunu kitabın her satırında görüyorsunuz zaten.
Bu eserin Türk bir yazar tarafından, benim anadilim Türkçe'de yazılmış olması bana tarifsiz bir mutluluk veriyor.
Piyasa işi dandik kitaplardan ötesini okumaktan ve anlamaktan aciz güruhun bu büyük mutluluktan mahrum kalmasına üzülmeli miyim?
Türk okurlarının büyük çoğunluğu için Alev Alatlı'nın son kitabını okumak ve layıkıyla anlayabilmek zor bir iş olmalı. Ama bunda Alev Alatlı'nın bir kusuru yok! Romanda anlatılan olaylar ve kişiler hakkında asgari de olsa bilgi sahibi olan pek az Türk okur-yazar var.
(Kitabın sonlarına doğru bariz redaksiyon hataları da göze çarpıyor ama bunun sorumluluğu da yayıncı ve editörde. Muhtemelen onlar BİLE Alev Alatlı'nın kullandığı sözcüklerin zenginlik ve hızına yetişemediler.)
Kitabın asıl Rusça'ya çevrilince büyük ilgi, şaşkınlık ve hayranlık uyandırması bekleniyormuş. Bir Türk yazarının Rusya'yı bu kadar iyi kavrayabilmesi, özümseyebilmesi ve anlatabilmesi... ve bütün bunları yaparken Rus edebiyatının büyük yazarlarıyla boy ölçüşebilen bir üslup ve içerik zenginliği tutturabilmesi.. Ruslar için ŞOK EDİCİ olmalı.
Alev Alatlı Hanımla aynı görüşte olmadığımız bazı noktalar da yok değil tabii ki.. Sözgelişi, Batı'nın 'Aydınlanma'sını ben asla kötüleyemem. Hele Voltaire'in zekasına ve fikirlerine hiç çamur atamam! Kitabı bitirdikten sonra beni en çok düşündürenler şunlar: Evet, Doğu-Batı kültür çekişmesi halen ve giderek artan bir yoğunlukta devam etmekte. Evet, biz Doğu'luyuz. Doğu'nun enginliklerini inceler ve araştırırken tabii ki Batılı oryantalistlerden daha dengeli ve sağlam duracağız, durmalıyız. Ama son tahlilde, bir Doğu'lu olarak Doğu'yu anlamak için gene de Batı'nın bize verdiği, öğrettiği yöntemleri ve bilgi birikimini kullanmıyor muyuz? Attila İlhan'ın Fransa'yı görüp yaşamadan 'Hangi Batı'yı yazması mümkün olabilir miydi mesela? Eğer Alev Alatlı Hanım Japonya'da Amerikan okuluna gidip sonra da Amerika'da eğitim almamış olsaydı, Doğu'yu bu kadar net görüp değerlendirebilecek ve bu kitabı yazabilecek miydi? Ya da romandaki telmihlerle (bu sözcüğü Alev Alatlı Hanım çok kullanır) konuşacak olursak: Güloya Gürelli, TK1413 sefer sayılı uçakta Moskova'ya giderken yanında Theresa Kornblatt oturmasaydı, 'The Collected Short Stories of Nikolai Vasilyevich Gogol' kitabını nereden bulup okuyacaktı? Zaten Güloya Gürelli de kitabın 183.sayfasında "Kitabın İngilizce çevirisi Türkçe çevirisinden daha iyidir çünkü Batılılar Arapça dahil yabancı dilleri bizden daha iyi öğretir ve öğrenirler." diye teslim etmiyor mu?
Şu da var: İnsanın fıtratında kötülük olduğunu baştan kabul edersek, vicdan bekçiliğini KİME veya NEYE bırakacağız peki? Ve o bekçiye nasıl güveneceğiz? Ya o BEKÇİ veya VİCDAN SORUMLUSU, bizi manipüle veya istismar etmeye kalkarsa? Soljenitsin işte bu soruların cevabını veremediği için Ruslar tarafından BİLE ciddiye alınmıyor olabilir mi? (Bu son paragraf, kitabı okumuş olanların üzerinde düşünmesi için. |