İstanbul ahalisi envayi çeşittir, cinstir. Her cinsini bulmak mümkündür yani. Benim hasseten gıcık kaptığım bir cinsi vardır ki, bunlara sorsan asildirler, kibardırlar hesapta.. Onlara sorsan, diğer herkes dağdan gelmiştir. Bir tek bunlar yedi göbekten İstanbulludurlar.
Bunların bildik bir lakırdısı vardır ki nerde duysanız bilirsiniz:
"Aman efendim, eskiden böyle miydi? Beyoğlu çok nezih bir yerdi, kravatsız girilmezdi.." vır vır.
Filhakika doğrudur, İstanbul bir vakitler bambaşka bir alemdi ama Beyoğlu mevzuunda kulağınıza her üfürülene inanmayın! Altında başka türlü çapanoğlu vardır.
Misal... Beyoğlu'nun o şişirilip anlatıldığı zamanlarda, arka sokaklarda bin bir türlü dolap gene döndürülürdü. Aklınıza gelen, gelmeyen her türlü karanlık iş, fuhuş vs. o zaman dahi mevcuttu.
Anadolu'dan kopup gelen saf vatandaş eğer buradaki çakallara yutulmazsa, çakallığı bunlardan öğrenirdi. Çakallık İstanbul sokaklarında zaten mevcut olmasa, taşradan gelen saf köylü nerden öğrenecek? Televizyonlar, televoleler falan yok ki o zamanlar.
Velhasıl Beyoğlu'nun arka sokaklarındaki pisliğin artık iyice taşıp arsızlığın arş-ı alaya çıkması 1970'lerin sonuna denk gelir ki, 1980'lerin başına kadar da önü alınamadı.
Bundan yirmi küsur sene önce Bedretttin Dalan çıktı, dedi ki arkadaş yeter artık. Tarlabaşı'ndan şöyle geniş bir bulvar açalım, hem trafik rahatlasın; hem de Beyoğlu'nu taşıt trafiğine kapatalım ki, ahali sokakta rahat dolaşabilsin.
Tarlabaşı'ndaki pek çok pislik o vesileyle temizlendi atıldı. Pislik temizlenince Beyoğlu'nun yüzü gözü açıldı.
"Aman efendim nerede o eski Beyoğlu?" diye her daim sızlanan tatlısu çirozları bundan memnun olur sanırsınız değil mi? Hayır efendim, Bedrettin Dalan'a en büyük şamatayı onlar yaptı. Entel taifesi de bunlarla birlik olup "Tarihi doku, aman gitmesin bu koku..." şeklinde halay çekiyordu..
Ulan doku mu kalmış? Her taraf pislik yuvasıydı, gitmesin dediğin koku da ne kokusuydu bilen bilir. Bu enteller o kokudan veya düpedüz korkudan Tarlabaşı'ndan geçemiyorlardı o zamanlar ama?
Aradan yirmi küsur yıl geçti, şimdi durum nedir?
Her zaman bildiğimiz şey ama işte insanın gözüne gözüne girince kafaya daha bir dank ediyor: Beyoğlu eski pis günlerine geri döndü, gözünüz aydın enteller!
Geçen gün Tünel'e doğru yürüyorum Beyoğlu'ndan aşağı..
Tinercisi, serserisi, kapkaççısı, hırsızı, uğursuzu, yavşağı...
Hepsi orada gene!
Diyeceksiniz ki hani bunun belediye başkanı? Yok mu bu işlere el atacak bir vatan evladı?
Şimdiki Beyoğlu belediye başkanı
(Bakın dikkat ederseniz çok kibar bir üslup kullanıyorum. O adamın yerden bitme halini belirtip 'mantar cücesi' demiyorum. Aklı, boyundan da kısa çünkü) dinci partiden geliyor diye, içki içenlere gıcık oluyor..
Bu adam ne yaptı? Millet Beyoğlu'na gelmesin diye cuma ve cumartesi akşamları, yani ahalinin en yoğun bir şekilde iki kelam sohbet etmek veya iki kadeh demlenmek için için Beyoğlu'na geldiği vakitler, tuttu buldozerleri caddeye soktu. Niye? İçki içmesin, keyif yapmasın bu insanlar diye.
(Ey enteller.. Uyanın! Bedrettin Dalan'ın ahı tuttu.. A.M. Demircan diye biri Beyoğlu'na belediye başkanı oldu. Hadi şimdi oturup ağlayın!)
Bu şimdiki Beyoğlu belediye başkanının babası da bir alemdi. 'İslamda Cinsel Hayat' diye kitap bile yazmıştı. Düşünün yani, olayın esası nerelere gidiyor.
Efendim? Büyükşehir Belediye Başkanı bu konuda ne mi yapıyor?
Ne yapacak?
Rögar kapağını yerine koymayı akıl edemeyen şirkete avanta yedirmekle ve de üstüne vazife olmayan konularda boş boş konuşmakla meşgul.
O adam makam koltuğunda oturmadığı zamanlarda koltuk daha ağır çekiyor diyeyim siz anlayın İstanbul belediyeleri kimlerin ellerine düşmüş...
Eh peki nasıl olacak bu işler?
Onu da entellere sorun artık, malum onlar herşeyi daha iyi bilirler. Doğrusunu biz söyleyince bozuluyorlar çünkü.