![]()
Dışarıda kar yağıyordu ve ben Chris de Burgh dinliyordum.
Sevdiğini bir daha göremeyeceğini kesinlikle bilerek, ama öyle değilmiş gibi davranmaya çalışarak...
'Crying and Laughing', 'Borderline' ve 'A Rainy Night in Paris' şarkılarını üstüste dinleyince insanda hakikaten depresif bir hal ortaya çıkıyor.
(Hele bu sonuncusunda romantik klişelerin hepsini o kadar ustaca kullanıyor ki; yağmurlu Paris gecesinde Fransız kız sanki Chris de Burgh'a değil de size ELVEDA! demekte.)
Sonra.. Chris de Burgh, vahşi gecede ve yağmur altında bir saati aşkın bir süre yürüdüğünü söyleyerek bir sonraki şarkısına girdi piyano eşliğinde.. Evde masum bir şekilde uyurken bıraktığı küçük kızını düşünerek kendi neslinin kaybolmuşluğunu ve İrlanda'nın kendisine ne kadar acı verdiğini anlatmaya başladı...
Türklere mahsus zannettiğimiz özelliklerin pek çoğu aslında yabancılarda da var. Üstelik bir de evlat sahibiyseniz, onun istikbali sizi büsbütün endişelere sevkeder.
Nitekim Chris de Burgh de, evladından ötürü, "Ne olacak bu İrlanda'nın hali?" diye endişe ederken bir yandan da 'benim yaşayamadığım güzellikleri sen yaşayacaksın, umudum sende' diye seslenmektedir küçük kızına..
1982 tarihli The Getaway albümünde yer alan bu şarkıyı büyük ihtimalle hiç duymadınız. Ama 'bu hüzünlü küçük ada, yeşil gölgeleriyle sizin de kalbinizi kırıyorsa' ve kendi neslinizin yolunu kaybettiğini düşünüyorsanız, bir yerlerden bu şarkıyı bulun ve dinleyin..
'Gidecek ne çok yol var.. Öğrenecek ne çok şey var.. Ama yalnız değilsiniz, çünkü bu sizin dünyanız.. ve unutmayın, size umudunu bağlamış birileri var..'
Chris de Burgh hakkında daha geniş bilgi için 'The Traveller' yazıma bakabilirsiniz.
The night is so wild,
But where are the heroes,
I'm counting on you
There is so much to know,
Come to me, turn to me,
Gece öylesine vahşi
Ama nerede benim gençliğimin
Umudum sende
Öğrenecek ne çok şey var
Gel bana, dön bana
|