|
Yazara E.Mail Göndermek İçin TIK'layın
Asker ocağı, delikanlılığın mihenk taşıdır. Bambaşka bir güzellikler diyarıdır ki esas kıymetini tezkereyi aldıktan sonra anlarsın.
Askerden kaçan delikanlı olmaz, ona delikanlı denmez. Hele bir de
Niçin? Şundan ki, "Askere gitmeyi paçam yemiyor.. Bir taraflarım üç buçuk atıyor. O yüzden bu bahaneleri uyduruyorum.." demek yerine "En verimli çağımız.. cart curt.." diye izansız palavra sıkan adamın başka hangi sözüne itibar edeyim ki?
Hele "Bedelli askerlik çıksa da parasını verip kurtulsak.." diyen şahıslardan iki katı kıllanırım. Para verip de vatani görevini savsaklamayı düşünen adam, yarın öbür gün para için vatanını da satar. Satmayacağı ne malum?
Bu adamlara sormak lazım: Aslanlar gibi gidip askerliğini yapan çocuklar enayi mi? Onların da en güzel, verimli çağı değil mi?
Memleketimizin insanını en doğru şekilde kışlalarda tanırsın. Öğrenirsin, kimmiş bizim milletimiz. Doğrusuyla, eğrisiyle bizim insnımızın her cinsini görür, tanır, ibret alırsın. Adam çıkmış hava atıyor: Ben bu ülkeyi, bu milleti iyi bilirim..
Demiyorum ki askere giden herkes delikanlı olur. Hatırlıyorum bak şimdi, Habib vardı bizim tertip. Çok zıpçıktı bir adamdı. Bilmiyorum şimdi hayatta mıdır.. Yalanı dolanı bol, oynak bir arkadaştı aynı zamanda. Nişanlısının ziyarete geleceği hafta, sen git Çavuşa yamuk yap.
Karşıma geçmiş ağlıyor, aman Sebahattin'im ne olursa senden olur. Adamdaki yüzsüzlüğe bak, daha evvelki hafta benden 10 lira içetmiş, üstüne yatmış. (O zamanlar 10 lira, hele bir asker için büyük para) Tamam dedim, madem yengeyi görmen lazım, yaparız bir güzellik. Fakat Habib'in toprağı bir tertip bana bildirdi. Meğer ortada nişanlı falan yokmuş. Adam ayaküstü kırk yalan söylüyor. Bozuldum haliyle. Hem beni dolandırsın, hem de yalan söylesin. Olmaz tabii.
Neticede Habib benim izin kağıdıyla çarşıya çıktı, biz de yanda gördüğünüz resmi çektirdik. Nöbetçi subayına da haber uçurduk ki yoklamada eksik var. Dönüşte bunu nizamiyede tuttular. Vay sen nasıl çıktın dışarı? Rengi soldu, yalan üstüne yalan sıkıyor bu. Nöbetçi subay durumdan haberdar, beni çağırttı. "Bu Habib doğru mu söylüyor?" Dedim Komutanım, doğru söylüyor. İçerideydi bu arkadaş. Bakın işte beraber resim bile çektirdik. Komutan resmi Habib'e uzattı. "Doğru mu diyor Sebahattin? Sen misin bu resimde onun yanındaki?" diyerek. Habib resmi gördü, ağzı yüzü oynuyor. "Bu resimdeki sıpa ben değilim" dese, sopa yiyip ceza görecek. Çaresizlikten kabul etti "Evet Komutanım, Sebahattin'in yanındaki benim.." Elleri dert görmeyesi Üsteğmenim o saniyede buna bir tane çaktı, yıldızlar uçuştu:
Sonradan o sıpanın adı da 'Habib' kaldı. Habib de bize bir daha yamuk yapmadı. |