|
Yazara E.Mail Göndermek İçin TIK'layın
Çalışmak, her ne kadar ilkel toplumlarda ıstırap, acı, yorgunluk ve zahmet veren faaliyet anlamında kullanılsa da; Freud çalışmayı, bireyin yaşamında özsaygının ve hazzın ana kaynaklarından birisi olarak ele almıştır.
Bir ülkenin kalkınması, toplumunun çalışkanlığıyla mümkündür. Bugün ülkemiz her açıdan olması gereken yerlerin çok gerisindeyse, bunu halkın tembelliğine ve cehaletine borçludur.
Çalışmak konusunda o kadar kaprisliyiz ki, ne iş beğeniriz, ne tatile doyarız, ne de boş vakitlerimizde kendimizi yetiştirmeye zaman ayırırız. Kalkındık gittik ya, eh o kadar lüksü de hak ediyoruz tabii!
Eskiden saygın olan meslekler, şimdi ücreti düşük ya da adı yeterince fiyakalı değil diye gözden düştüler.
Mesela bir devlet memurluğu eskiden çok geçerli ve saygın bir meslekti. Memur olmak ev kiralamak, bankadan kredi çekmek, taksitle alışveriş yapmak ya da kız istemek için yeterli bir kefaletti.
Böyle aksesuara, nama, gösterişe prim veren bir toplum olunca, mesleklere deli saçması isimler takılmaya başladı.
İş arayan eski öğrencilerim veya yakınlarım için, gazetelerin iş ilanlarına (şimdiki adı insan kaynakları oldu bunun da) göz gezdiririm. Öyle uyduruk meslekler türetiyorlar ki, insan gülsün mü ağlasın mı bilemiyor.
Departman sekreteri ya da üst düzey yönetici asistanı dedikleri de, öyle akşama kadar telefonlara bakan, boş vakitlerinden tırnak törpüleyen, daktilo (artık daktilo kalmadı) bilgisayarda patronun yazışmalarını yazan, bildiğiniz klasik sekreter yani. Ama birileri sorduğunda departman sekreteriyim diyebilsin diye, kendini bir halt sansın diye, işverenlerin ya da işte insan kaynakları yöneticilerinin uydurduğu postmodern isimler bunlar.
Biz böyle kartvizitimize yazılacak fiyakalı isimlerle uğraşalım tabi.. Eğitimi sistemimizi, uzmanlaşmamızı, kaynaklarımızı, zamanımızı ve emeğimizi etkili biçimde kullanmayı falan hiç geliştirmeyelim. Kartvizitlerimiz afili meslek adlarıyla dolsun da gerisi önemli değil.
Özellikle gençlerin ağzından düşmeyen bir cümle: "Öfffff çok canım sıkılıyooooo.." Neden? Çünkü onların bütün karakteristik özellikleri tüketmeye göre ayarlandı, sadece tüketmeye. Bu yüzden de sürekli canları sıkılıyor ve abuk sabuk şeyler yapıyorlar. Ellerinde her türlü imkan olmasına rağmen canları sıkılıyor. Kitap okumak, bilgiye ulaşmak, sosyal faaliyetler, toplumsal yapı... her şey eskiye oranla çok daha kolay olmasına rağmen canları sıkılıyor. Bizim neslimiz öyle miydi? O zamanlar bilgisayarlar, otomatik makineler, uyuşturucu TV'ler, pop esrimesi falan da olmadığından mecburen ya annemize yardım edip ev işlerine katkıda bulunuyorduk ya kitap okuyorduk ya da el işi falan yapıyorduk.
Canınız mı sıkılıyor? Boş boş oturmaktandır. Zira, çalışan ve bir şeyler üreten insanın canı sıkılmaz, buna vakti olmaz. İlla ki ağır işlerde çalışın demiyorum.. Hiçbir şey yapamıyorsanız fikir üretin. Bedenen değilse de zihnen boş durmayın. Hadi size kolay gelsin! |