ANA SAYFA
  YAZARLAR
Alper EĞMİR
İffet AYMAZ
Sebahattin TEZEL
Feride KAHLER
Oktay TEKCAN
YORUM / KRİTİK
Hatt-ı Müdafaa
Film Yazıları
Son Trendler
  NOSTALJİ
Bir Ömürdü
Derman GAMSIZ
Nerelerdesin
Hamdullah BİBER
  VE DAHASI...
Röportajlar
Okurlardan Notlar
Bize Yazın
Gazoz Ağacı Kadrosu
ARŞİV

Başka hiç bir yerde bulamayacağınız ÖZEL ALBÜMLER

Zeki Müren

Gülden Karaböcek

Gökben

20. Sanat Yılı

Nil Burak - Tatlı Tatlı

Chris de Burgh

Ferdi Tayfur
İffet AYMAZ Logo Yazara E.Mail Göndermek İçin TIK'layın
ÇALIŞMAK NE ANLAMA GELİR?

Çalışmak, her ne kadar ilkel toplumlarda ıstırap, acı, yorgunluk ve zahmet veren faaliyet anlamında kullanılsa da; Freud çalışmayı, bireyin yaşamında özsaygının ve hazzın ana kaynaklarından birisi olarak ele almıştır.

İlkel zamanları geçtiğimize göre artık biliyoruz ki çalışmak, özsaygı ve yaşamdan haz alma anlamında çok önemli bir edim. Gerçi bizim ülkemizde hala insanlar kısa yoldan, hiç alın teri dökmeden, beyin gücü kullanmadan para kazanmanın yöntemlerini araştırarak geçiriyorlar vakitlerini. Ama çalışmak bir insanı zinde tutmaktan öte, çevresine, ailesine ve vatanına da faydalı olmasının tek yoludur.

Bir ülkenin kalkınması, toplumunun çalışkanlığıyla mümkündür. Bugün ülkemiz her açıdan olması gereken yerlerin çok gerisindeyse, bunu halkın tembelliğine ve cehaletine borçludur.

Çalışmak konusunda o kadar kaprisliyiz ki, ne iş beğeniriz, ne tatile doyarız, ne de boş vakitlerimizde kendimizi yetiştirmeye zaman ayırırız. Kalkındık gittik ya, eh o kadar lüksü de hak ediyoruz tabii!

Şimdilerde gençleri çalışmaya teşvik etmek adına, süslü süslü iş alanları, çeviri usulü meslek adları uydurmaya başladı uzmanlar. Zira ülkem insanı artık ne işe yaradığıyla ve kendini nasıl geliştirmesi gerektiğiyle ilgilenmiyor. Tek kriter, ekonomik kazanç ve sosyal statü oldu.

Eskiden saygın olan meslekler, şimdi ücreti düşük ya da adı yeterince fiyakalı değil diye gözden düştüler.

Mesela bir devlet memurluğu eskiden çok geçerli ve saygın bir meslekti. Memur olmak ev kiralamak, bankadan kredi çekmek, taksitle alışveriş yapmak ya da kız istemek için yeterli bir kefaletti.

Keza öğretmenlik, öğretim üyeliği gibi meslekler de saygın mesleklerdi. Şimdilerde ise ekonomik gelirleri diğer mesleklere göre düşük olduğu için, kimse saygı göstermez oldu bu mesleklere.

Böyle aksesuara, nama, gösterişe prim veren bir toplum olunca, mesleklere deli saçması isimler takılmaya başladı.

İş arayan eski öğrencilerim veya yakınlarım için, gazetelerin iş ilanlarına (şimdiki adı insan kaynakları oldu bunun da) göz gezdiririm. Öyle uyduruk meslekler türetiyorlar ki, insan gülsün mü ağlasın mı bilemiyor.

Pazarlamacının adı pazarlama mühendisi ya da müşteri temsilcisi olmuş. Sanki böyle bir mühendislik eğitimi veren bir üniversitemiz varmış gibi! Sanki hepimiz onun kapı kapı dolaşıp çalıştığı şirketin mallarını satmak için şekilden şekle giren bir eleman olduğunu bilmiyormuşuz gibi.. Ne o; çalışan eleman kendini iyi hissetsin. Pazarlamacıyım demeye utanmasın da, mühendis ya da temsilci zannetsin kendini. Kartviziti kabarık görünsün de, ne işe yaradığı, ne eğitimi aldığı falan hiç önemli değil.

Departman sekreteri ya da üst düzey yönetici asistanı dedikleri de, öyle akşama kadar telefonlara bakan, boş vakitlerinden tırnak törpüleyen, daktilo (artık daktilo kalmadı) bilgisayarda patronun yazışmalarını yazan, bildiğiniz klasik sekreter yani. Ama birileri sorduğunda departman sekreteriyim diyebilsin diye, kendini bir halt sansın diye, işverenlerin ya da işte insan kaynakları yöneticilerinin uydurduğu postmodern isimler bunlar.

Biz böyle kartvizitimize yazılacak fiyakalı isimlerle uğraşalım tabi.. Eğitimi sistemimizi, uzmanlaşmamızı, kaynaklarımızı, zamanımızı ve emeğimizi etkili biçimde kullanmayı falan hiç geliştirmeyelim. Kartvizitlerimiz afili meslek adlarıyla dolsun da gerisi önemli değil.

* * *

Çalışma hayatını sirke çevirdiğimiz gibi, boş vakit değerlendirme konusunda da beceriksiz bir toplumuz. Hiç durmadan canı sıkılan bir toplumuz. Koskoca Türkiye, azıcık tembellikten batmaz ya!

Özellikle gençlerin ağzından düşmeyen bir cümle: "Öfffff çok canım sıkılıyooooo.." Neden? Çünkü onların bütün karakteristik özellikleri tüketmeye göre ayarlandı, sadece tüketmeye. Bu yüzden de sürekli canları sıkılıyor ve abuk sabuk şeyler yapıyorlar.

Ellerinde her türlü imkan olmasına rağmen canları sıkılıyor. Kitap okumak, bilgiye ulaşmak, sosyal faaliyetler, toplumsal yapı... her şey eskiye oranla çok daha kolay olmasına rağmen canları sıkılıyor.

Bizim neslimiz öyle miydi? O zamanlar bilgisayarlar, otomatik makineler, uyuşturucu TV'ler, pop esrimesi falan da olmadığından mecburen ya annemize yardım edip ev işlerine katkıda bulunuyorduk ya kitap okuyorduk ya da el işi falan yapıyorduk.

Zamane çocukları 'danteldi, örgüydü, kanaviçeydi' falan diye aşağılasa da, ruh sağlığı için faydalı aktivitelerdi onlar. Bir şeyler üretmenin verdiği haz, can sıkıntısını gideriyordu. Bilgisayar başında oturup akşama kadar chat yapmaktan daha faydalıydı en azından. Ya da cafelerde toplanıp, karşı cinsle cilveleşmekten daha namuslu bir işti.. Şimdikiler bunu kırsallık olarak addedip, yapmıyorlar ve yapanla da fena halde dalga geçiyorlar. İyi halt ediyorlar.. Böyle canları sıkıntıdan kurtulmuyor işte.

Canınız mı sıkılıyor? Boş boş oturmaktandır. Zira, çalışan ve bir şeyler üreten insanın canı sıkılmaz, buna vakti olmaz. İlla ki ağır işlerde çalışın demiyorum.. Hiçbir şey yapamıyorsanız fikir üretin. Bedenen değilse de zihnen boş durmayın.

Hadi size kolay gelsin!

  YAŞAM
Baklava Nasıl Yapılır?
Stres ve Depresyon
Aptal Kutusu

  MÜZIK
Joe Dassin - Salut
Hasta Siempre
Comandante
Rockwell - Knife
  CİNSELLİK
İnce İş Çevirmek
Kadınlar ve Kocaları
Everything I Do
  SİNEMA
Kung Fu Sinemasının
Ayşecik ve
Turkish E.T. - Badi
  EDEBIYAT
Hayalgücüyle Dünyayı
Havuz Problemleri
Gelin Sizi

Enrico Macias &
Ajda Pekkan

Sezen Aksu - SERÇE

5 Yıl Önce 10 Yıl Sonra

Best of STYX

The Beach Boys

BoneyM

Edith Piaf - SELECTION