Yazara E.Mail Göndermek İçin TIK'layın
Memleketin ve dünyanın hallerine baktım, baktım, bir daha baktım. Benim için yeni ve ilginç hiçbir şey yok. Daha önce söylediğim ve yazdığım şeyler aynen birbirini tekrar etmekte.
Gençler, ana-babalar ve yarının Türkiye'sinden umutlu olmak isteyen arkadaşlar... Sizlere iyi haberler vermek isterdim, ama içimden gelen tek iyi dilek "Geçmiş olsun!"
Buyrun size eski yazılarımdan bir derleme...
Etrafınızdaki çocuklara baktığınızda eminim siz de görüyorsunuzdur. Son derece şımarık ve tatminsiz olmaları bir yana, şimdiki çocuklar (3-11 yaş kuşağı) aslında on - on beş yıl öncesinin 3-11 yaş kuşağına göre daha zekiler. (On yıl öncesinin aynı yaş kuşağı da, yirmi yıl öncesinin aynı yaş kuşağından daha zekiydi)
Bu çocuklar anlamlı cümleler kurabiliyorlar, büyüklerle mantıklı dialoglar geliştirebiliyor hatta bazen çok güzel espriler de yapabiliyorlar.
Ana-babaların göğüsleri kabarıyor haliyle: "Aman teyzesi, bizim çocuk da pek zeki.. Görsen, her şeyi biliyor.."
(Aynı yaş grubu çocuklarda giderek artan oranda hiperaktivite, dikkat bozukluğu ve aleni şekilde terbiyesizlik oranlarında da artış var. Çocuk psikologları ve eğitimciler harıl harıl bunların nedenini tartışıyor. Gerçi onların saptama ve teşhislerinin ne kadar isabetli(!) olduğu da, önerdikleri çare ve çözümlerin(!) her defasında durumu daha da beter haline getirmesinden belli ya...)
Yeni neslin çocuk yaşlarda bu kadar ileri(!) olan zeka seviyesine sonra ne oluyor peki?
Bu çocuklar ergenlik çağına girdikten itibaren eğer büsbütün dağıtmıyorlarsa -ki sıkça rastlanan bir durum bu- zekalarında bariz bir gerileme ortaya çıktığı su götürmez.
Bu sonuca nereden varıyorum?
3-5 yaşlarındayken anlamlı ve düzgün cümleleri peşpeşe sıralayan ve hatta büyüklerle kurdukları dialoglarda görüldüğü üzere, kavramlar ve kelimeler arasında çok sağlam bağlar kurabilen bu çocuklar ilerleyen yıllarda:
a) Kelime haznelerini geliştiremiyorlar. Kavramları ve sözcükleri tanımıyor ya da yanlış biliyorlar.
b) Kavramlar ve olgular arasındaki bağları ve olaylar arasındaki sebep-sonuç ilişkilerini kuramıyorlar
c) Bırakın yeni yabancı diller öğrenmeyi, kendi anadillerini bile doğru dürüst kullanamaz oluyorlar
d) Matematik ve fen bilgisi gibi konularda çok başarısız oluyorlar
e) Etik değerleri algılayamıyorlar. Hatta kendi aralarında bile sağlıklı ve düzenli iletişim kurmadıkları için asosyal ve tahripkar oluyorlar. İçedönük bir yapıya bürünüyorlar. Bu da onları bunalıma, uyuşturucuya ve hatta intihara sürüklüyor.
Diyorum ki, eğer bir zaman makinası icad edilmiş olsaydı ve biz diyelim ki on beş yıl öncesinden yüz tane 3-11 yaş grubu çocuğu ve yüz tane 13-20 yaş grubundan genci bugüne getirebilseydik görecektik ki:
a) On beş yıl öncesinin 3-11 yaş grubu çocuklarına kıyasla, bugünküler daha zeki ve bilgili,
ama
b) Bugünkü gençlerin (13-20 yaş grubu) zeka ve bilgi seviyesi olarak on beş yıl önceki yaşıtlarından daha geride.
(ÖSS ve LGS sınavlarında yıldan yıla düşen başarı yüzdeleri bu konuda sağlam bir örnek ama tek örnek değil kuşkusuz)
Peki bunun nedenleri ne olabilir? sorusuna cevap olarak:
Gelişen teknolojiye karşın görece artan yoksulluk, bozulan ekonomik ve sosyal yapı, bütün bunlara ilaveten medyanın kalitesiz, bozuk ve sakat bir iletişim modelini gençlere empoze etmesi; gibi cevaplar verilebilir.
Fakat şurası apaçık görünüyor: Önümüzdeki yıllarda da bu gidiş devam edecek. Şimdiki gençlere bakıp "Bir nesil bundan daha aptal nasıl olabilir ki?" diye sorabilirsiniz.
Aslında yaşayıp görebilirsek epey eğlenceli olacağı da kesin: Şimdiki gençliğin kendilerinden daha genç, daha enerjik fakat daha aptal bir nesille karşılaştıkları zaman neye döneceklerini merak ediyorum. Belki o zaman bizlerin şimdi ne hissettiğini anlayacaklar.
Şaka bir yana, bütün bunlar olurken biz ne olacağız peki? Türkiye ne olacak?
Bu sorunun ciddi cevabını avam kanallarında aramayın, bulamazsınız.
18 - 29 yaşları arasındaki kardeşlerim.. Size seslenmek istiyorum.
(18 yaş, toplumun sizi 'aklıbaşında ve kendi eylemlerinden sorumlu' bir birey olarak kabul etmeye başladığı yaştır. 29 yaş ise, GENÇ ve UMUTLU olabileceğiniz son yaştır. O yüzden yaş aralığını 18-29 olarak seçtim)
Hayalkırıklıkları, başarısızlık ve hüsranı MUTLAKA tadacağınızı, HAYATA karşı asla galip gelemeyeceğinizi, bu oyunu kazanmanızın imkansız olduğunu, daha da önemlisi, kişiliğinizi ve hayatınızı belirleyen ve yönlendiren şeylerin başardıklarınız değil tam tersine başaramadıklarınız olduğunu (ve bu ikincisinin HER ZAMAN birincisinden daha büyük ve daha güçlü olduğunu) öğrenmek yaklaşık otuz yıl alır.
Gençken, başınıza gelen kötü şeyleri, kötü talihe bağlama eğilimindesinizdir. Hayalkırıklığı ve mutsuzluğun istisna değil HAYATIN ANA KURALI olduğunu iyice özümsemeden önce, hayat yaklaşık otuz yıl boyunca kafanızı duvarlara vurdurur.
Sonra yavaş yavaş bu dediklerimi özümsersiniz ve bu gerçekle hayatınızı sürdürmek için paradigmalarınızı değiştirme ihtiyacı duyarsınız. Bu sancılı süreç, literatüre 'otuz yaş bunalımı' olarak geçmiştir.
Bu süreci bir şekilde atlatacaksınız. Hayata daha olgun ve akıllı (ve biraz daha alaycı) bakmayı öğreneceksiniz. Ama o zaman, gençken beslediğiniz umutlarınızın cenazesini de çoktan kaldırmış olacaksınız.
İşte sevgili kardeşlerim, hayata öyle bakmaya başladığınız anda kendi gençliğinizde yaptığınız pek çok şeyin ne kadar saçma ve aptalca olduğunu da fark ediyorsunuz.
Dahası var.. Etrafınızdaki gençlere baktığınızda da, onların çok aptalca ve boşuna şeylerle vakit geçirdiğini görüyorsunuz.
Şimdi yazının ana fikrine geldik...
Okuldaki öğretmenleriniz, evdeki ana-babanız, işyerinizdeki yöneticileriniz, Gazoz Ağacı'ndaki İffet Aymaz vs. siz gençleri eleştirirken bu yüzden alaycı ve kötümserdir.
İnanın bana, onların en akıllısı bile gençken sizin kadar aptaldı!
Onların farkedemedikleri şudur ki, hayatın size sindire sindire (kafanızı duvarlara vurdura vurdura) öğreteceği şeyleri, kendilerinin bir çırpıda size anlatmaları mümkün değildir!
Bazen iyiniyetle verilen bir öğüdün arkasındaki düşünce budur: "Biz çok acı çektik bu gerçeği öğrenene kadar.. Ah şu çocuk o sıkıntıları çekmeden görebilse bizim gördüklerimizi..."
Nafiledir bu düşünce..
Ne kadar dahi olursanız olun, üniversitede en az dört sömestir geçirmeden lisans diploması alamazsınız. Ne kadar akıllı olursanız olun, yeteri kadar zaman ve tecrübe geçirmeden büyüklerinizin hayalkırıklıklarını anlayamazsınız.
Bugün size ahlak ve erdem nutukları atan kişiler, kendi gençliklerinde sizin kadar hırt ve yırtık değillerdi. Doğrudur. Ama bu, onlar daha erdemli ve ahlaklı oldukları için değildi. Sadece sizin şimdi bildiğiniz fırlamalıkları onlar bilmiyordu. Bilselerdi, en az sizin kadar fırlama olurlardı. Hiç kuşkunuz olmasın.
Ve sizler de o yaşlara geldiğinizde göreceksiniz ki etrafınızdaki gençler sizin şu an aklınıza hayalinize gelmeyen yeni fırlamalıklar ve hırtlıklar geliştirmiş olacak.
Eğer düşünürseniz, o gençlere verebileceğiniz en iyi öğüdün "Doyasıya yaşayın gençliğinizi" demek olduğunu anlayacaksınız. Ama o gençler sizin dudaklarınızdaki alaycı gülümsemenin nedenini asla bilemeyecek!..
Yıllar içinde Türkiye'de üniversite sınav sistemi kim bilir kaç kere değişti, seneye gene değişecekmiş diyorlar.
Değişmeyen şeyler de var ama... Nedir onlar? Yüksek nüfus artışının yarattığı, sayıları ve beklentileri giderek artan genç kesim ve bu kesime cevap vermesi mümkün olmayan üniversite kontenjanları ile bu çapraşıklığı paraya tahvil etmek isteyen açıkgözler...
En son TV 8'de 'heyecanlı' üniversite adaylarına taktik veren programı görünce aklıma gedi.
Üniversite sınavına girmeye hazırlanan arkadaşlar! Nasıl olsa acı gerçekleri birinden duyacaksınız, bari ben söyleyeyim: Bunların hepsi kandırmaca. Para kazanmak için size yanıltıcı bilgiler veriliyor. İşin doğrusu şu: Sınava giren her yüz kişiden sekseni açıkta kalacak! Her kim ki size bu sınavda "başarılar" diler, ya diğerleri başarısız olmadıkça sizin başarı şansınızın olmadığını bilmiyordur ya da sizinle dalga geçmektedir. Bana gelince... Dudaklarımda müstehzi bir tebessüm varsa eğer, sizin bana inanmadığınızı bildiğimdendir. Ta ki gerçekleri kendiniz yaşayıp kafanıza dank edinceye kadar da inanmayacaksınız. Canınız sağolsun! |