| ![]() Yazara E.Mail Göndermek İçin TIK'layın
Profesyonel gazeteciliğe başladım başlayalı yazarlık hallerim tepetaklak oldu. Eskiden oturur, düşünür ve yazardım. Arada eğlenceli bir kaç şey çıktığı bile olurdu.
Meğer gazetecilik hadisesi 'yazmak'la ilgili değil, 'yaşamak'la ilgili bir şeymiş arkadaş. Bir sürü acayip şey yaşıyorum, "Bir ara vakit bulunca oturup şunları yazayım..." gibi bazı düşünceler yanıp yanıp sönüyor.. Ama gerçek şu ki oturmaya pek vakit bulamaz oldum. Gazetecilik mesleğinin edebiyata düşman olmasının teorik ve pratik gerekçelerini özümsedim diyebilirim.
(Burada bir parantez açıp Ernest Hemingway'i saygıyla analım. Adam hem gazeteci hem de edebiyatçıydı.. Çok sıkı bir yazardı. Ama sonunu da unutmayalım: Depresyon tedavisi görmüş sonra da intihar etmişti. Bunu niçin yaptığını kesin olarak bilmiyorum ama sanırım son zamanlarda bir fikrim oluştu.)
Kendimi ıssız bir adaya atmak arzusu son raddeye varmıştı. Gökçeada'ya doğru savrulacağım... Oradaki kayalık tepelerde keçilerle yanyana dolaşıp kendimi rüzgara vereceğim; geceleri de yıldızlı gökyüzüne bakıp bu evrende ne kadar küçük ve önemsiz olduğumuzu hatırlayacağım; sonra da işte Nirvana ve huzur.. Planım kabaca buydu. Aslına bakarsanız hiç de fena bir plan değildi.
![]() Yola çıkmadan bir gece önce saçlarımı da jiletle kazıdım. Tam dazlak oldum. Maalesef kel halimi gösteren bir fotoğraf çekmediğim için beni o halimle göremiyorsunuz. Ama bir beş-on yıl daha bekleyen arkadaş ve dostlarım beni dazlak görme şansını yakalayacak diye düşünüyorum, saçlarım hızla dökülmeye devam ediyor çünkü. ("Biz senin bu halini görmeye tahammül edemiyoruz, kel halini ne yapalım?" diyecek arkadaşlarıma sevgi ve saygılar gönderiyorum buradan) Güvenilir kaynaklardan aldığım bilgiye göre 'kel' halimin görüntüsü biraz ürkütücüymüş. Bu arada, denemek isteyen arkadaşlara tavsiye ederim: Ensenizde ve başınızın arka tarafında daha önce hiç tatmadığınız bir serinlik hissediyorsunuz ve bu sizi rahatlatıp sakinleştiriyor. Budist rahiplerin niçin kafalarını kazıttığını daha iyi anlıyorsunuz. Netice? Yola koyulduk ve Gökçeada'ya vasıl olduk. Gökçeada hala çok güzel! Ama artık ıssız ada olmaktan çıkmış ve istilaya uğramış. RADAR Turizm, İstanbul'dan Gökçeada'ya direk otobüs seferi bile koymuş yahu! Daha Kabatepe iskelesinde vapur beklerken konuştuğumuz kişilerden ve adada karşılaştığım diğer turistlerden öğrendim ki, bu yıl Gökçeada'ya gelen turistlerin yarısından çoğu adaya İLK DEFA geliyor ve hepsi de 'bir arkadaşlarının tavsiyesi üzerine' geldiklerini söylüyorlar. Sevgili okurlarım, bunda sizin de günahınız var! Bakın anlatayım, nasıl..
Eh yani, aramızda kalması ricasıyla size bir takım şeyler anlatıyorum. Hemen etrafa yayıyorsunuz. Kaçacak bir tek ıssız adam vardı, onu da elimden alıyorsunuz. Bu yaptığınız delikanlılığa sığar mı? Hangi kitapta yeri var? Aşk olsun yani, darıldım size. Çok kırıldım yani... İnsanlar benden korksun, şöyle biraz uzağımdan geçsinler diye en dazlak ve asosyal halimle Gökçeada'da salınırken yolum bir markete düştü. Ayıptır söylemesi, üç beş şişe bir şeyler alacağız işte. Fakat marketin çalışmayan POS makinası benim kredi kartımı ofsayta düşürdü ve benim üstümde yeterli nakit yoktu. Data hatlarının bu azizliği hep yapıp yapmadığını sordum, sormaz olaydım. Market sahibi "Ah sormayın.. Biz hep yırtınıyoruz, derdimizi anlatmaya çalışıyoruz. Ama faydası olmuyor. Bakın bunun için gazete bile çıkardık, kimse tınmıyor.." diye yakınmaya başladı. Ben daha ne olduğunu anlayamadan, 15 günde bir çıkardıkları Gökçeada'nın yerel gazetesi GİZEMYA'nın son dört sayısını elime tutuşturdu. Market sahibi şahıs meğerse söz konusu gazetenin sahibi, başyazarı ve her birşeysiymiş. Market sahibine, karşısındaki bu dazlak ve asabi adamın DA bir gazeteci olduğunu söylemek işin boyutlarını bambaşka mecralara taşıyabilir ve "Ne olur gazetenizde ve INTERNET sitenizde bizden bahsedin. Şu işleri anlatın.." tarzı söylemlere yol açabilirdi. Oysa ben bütün bunlardan kaçmak için Gökçeada'ya gelmiştim. Gelmiştim de ne olmuştu sanki? Gazeteciliğin laneti beni Gökçeada'da bir markette bile yakalamıştı. Kaçacak bir tek ıssız adam vardı, onu da kaybettim galiba. |