Yazara E.Mail Göndermek İçin TIK'layın
1- Küreselleşme karşıtı gösteriler aslında doğrudan küreselleşmeyle karşı sayılmaz.
Her ne kadar "anti-küreselleşme" adını almış olsalar da, genelde bu protestolar pek de küreselleşme karşıtı değiller çünkü bizzat bu protesto gösterileri çağdaş dünyadaki en küresel olaylar arasında.
Seattle, Melbourne, Prag, Quebec, Cenova ve başka yerlerdeki protestocular, mahallenin küçük çocukları değil, aksine dünyanın çeşitli yerlerinden gelip küresel şikayetlerin peşinde koşan erkek ve kadınlar.
2- Küreselleşme yeni bir olay değil, sadece ve tek yönlü olarak "Batılılışmak" anlamına da gelmiyor.
Küreselleşme zaten binlerce yıldır; seyahat, ticaret, göç, kültürel etkilerin yayılması, bilim ve teknolojinin yaygınlaşması gibi yollarla gelişmekteydi. Etkileri de zaman içinde farklı yönler izledi. Örneğin milenyumun sonlarında hareketin yönü geniş anlamda Batıdan diğer yerlere doğru olsa da, aynı milenyumun başlarında (MS 1000 civarı) Avrupa; Çin'in bilim ve teknolojisiyle, Hint ve Arap matematiğini alıyordu. Karşılıklı olarak birbirinden etkilenmek bir dünya mirasıdır ve modern eğilimler de bu teoriye uymaktadırlar.
3- Küreselleşme kendi içinde amaçsız ve aptalca bir şey değildir.
Küreseleşme dünyayi bilimsel ve kültürel açıdan zenginleştirdi ve pek çok insana ekonomik olarak da yararlar sağladi.
Çağdaş teknolojinin büyük avantajlarından, uluslararası ticaret ve değişimin sağladığı verimlilikten ve kapalı bir toplum düzeninde yaşamaktansa açık bir toplumda yaşamanın getirdiği ekonomik ve toplumsal erdemlerden vazgeçerek, yoksul insanlarin çaresizligi giderilemez.
İhtiyaç duyulan şey, küreselleşmenin meyvelerinin daha adil bir şekilde dağıtılmasıdır.
4- Dogrudan veya dolayli olarak, konunun merkezinde yer alan sorun eşitsizliktir
Milletlerin kendi içinde veya birbirleri arasındaki ilişkilerde ortaya çikan sorunların temelinde, şu ya da bu şekilde ama mutlaka eşitsizliğe karşı bir tepki vardır.
Burada işaret edilen eşitsizlikler yalnızca gelir dağılıımındaki bozuklukları değil, ayni zamanda; siyasi, toplumsal ve ekonomik güçlerin arasindaki büyük orantısızlıkları da içermektedir.
Küreselleşmeden elde edilecek potansiyel kazancın zengin ve yoksul ülkeler arasında veya aynı ülke içindeki farklı gruplar arasında nasil paylaştırılacağı çok hayati bir sorundur.
Temel noktalar, eşitsizlik ve yoksulluğun kitlesel düzeyine ilişkindir, onların marjinal (yüzdesel) olarak artmakta oluşlarına değil.
6- Sorun, bütün tarafların kazançlı çıkıp çıkmadığı değil, kazanç dağılımının adil olup olmadığıdır.
İşbirliğinden elde edilen bir kazanç varsa, hiç işbirligi olmamasına kıyasla her kesimin yararına olacak pek çok alternatif düzenleme olabilir. Bu nedenle, yalnızca herkesin bir şekilde kazançlı çıkıp çıkmayacağını değil (ki olası işbirliği alternatiflerinin pek çoğu bu tanıma uyar), elde edilecek kazancın dağıtılması konusunda adil veya kabul edilebilir bir denge sağlanmasıdır.
Matematikçi ve oyun teoristi J.F. Nash'in, kendisine 1950 Nobel Ekonomi Ödülü'nü kazandiran çalişmasinda (Pazarlik Problemi) irdeledigi gibi, işbirliğinden fayda (kazanç) elde edildiği durumlarda asıl mesele, elde edilen kazancın hiç işbirliği yapılmaması durumuna göre daha iyi olup olmadığı değildir. Asıl mesele elde edilen faydanın adil bir bölüşüme götürülmesidir.
Örnek vermek gerekirse: "Cinsel ayrıma dayalı ve eşitlikçilikten uzak bir aile düzenlemesi adil değildir" argümanını tartışırken, "Kadinlar hiç evlenmese durumlari daha iyi olurdu" demek bize bir fayda sağlamaz. Burada gösterilmesi (ispatlanmasi / açıklanması) gereken, aile sisteminin getirdigi faydaların, eldeki veriler ve düzen itibariyla, eşler arasinda "eşit ve adil" dağıtılmadığı konusu olmalıdır.
7- Pazar Ekonomisinin işleyişi pek çok değişik kurumsal şarta bağlıdır ve bunlar değişik sonuçlara yol açabilir
Asıl soru, Pazar ekonomisinden yararlanmak veya yararlanmamak olamaz. Yaygın kullanılmayan bir ekonominin refah getirmesi zaten imkansızdır.
Ama bu gerçegi kabul etmek tartışmayi bitirmiyor, aksine yeni başlatıyor. Pazar ekonomisi; fiziksel kaynakların dağılımına, insan kaynaklarının gelişmişliğine, oyunun kurallarının nasıl ortaya oluştuğuna vs... bağlıolarak pek çok farklı sonuç getirebilir. Bütün bu alanlarda, devlet ve toplumun hem ülke içinde hem de dış dünyada üstlendiği roller vardır. Pazar, zaten var olan diğer pek çok kurumdan sadece biridir. Bir ekonomi içindeki popülist politikalara (temel eğitim ve sağlık hizmetlerinin sağlanması, istihdam yaratılması, arazi reformları, kredi kolaylıkları, yasal korumalar, kadınların statülerinin güçlendirilmesi vs) duyulan ihtiyaçtan başka; uluslararasi etkileşimlerden elde edilen faydaların dağıtımı da bir sürü küresel düzenlemeye bağlıdır.
8- Bretton Woods anlaşmasından bu yana dünya çok değişti
Dünyanın geçmişten devraldığımız uluslararası, ekonomik, finansal ve politik mimarisi (ki buna Dünya Bankası, Uluslararası Para Fonu ve diğer kurumlar da dahildir) 1944 tarihli Bretton Woods konferansının ardından 1940'larda oluşturuldu.
O zamanlar Asya ve Afrika'nın çoğunluk kesimleri hala emperyalist hükümranlık altındaydı. Yoksulluk ve güven eksikliği ortamlarına daha fazla tolerans gösteriliyordu. İnsan hakları fikri hala çok zayıftı. Sivil toplum örgütlerinin gücü henüz ortaya çıkmamıştı. Çevre sorunlarının üstünde durulmuyordu ve demokrasi küresel bir gereklilik olarak görülmüyordu.
9- Politikalarda ve kurumlarda değişikliklere gerek var
Mevcut uluslararası kurumlar, değişen duruma farklı derecelerde cevap vermeye çalıştılar. Mesela James Wolfensohn'un başkanlığığnda Dünya Bankası öncelikler sıralamasını tekrar düzenledi. Birleşmiş Milletler, özellikle Kofi Annan'ın liderliğinde, finansal güçlüklere rağmen daha büyük roller oynamaya soyundu. Ama kurumsal mimariyi belirleyen güç yapısı, küresel protestolarda ancak dağınık bir şekilde ifade bulan yeni politik gerçeklik ışığında tekrar değerlendirilmelidir.
1940'ların statükosunu yansıtan güç dengesi de yeniden ele alınmalıdır. Mesela uyuşmazlıkların, yerel savaşların ve silahlanma harcamalarının halli sorununu düşünün. 3.Dünya ülkelerinin hükümetleri, şiddet ve israfın devam ettirilmesinde büyük sorumluluk taşimaktadirlar ama ayni zamanda silah ticareti, genelde silah ihracatçısı olan dünya güçleri tarafından teşvik edilmektedir.
10- Küresel şüphelere gereken cevap "küresel inşadır"
Anti-küreselleşme protestoculari bizzat kaçış imkanı olmayan ve kaçış aranmasına gerek de bulunmayan genel küreselleşme sürecinin parçalarıdır. Küreselleşme fikrinin desteklenmesi için yeterli nedenimiz olmakla birlikte, aynı zamanda üzerinde durulması gereken kritik derecede önemli kurumsal ve politik meseleler de vardır.
Küreselleşme hakkında şüphe uyandıran konulara ciddi şekilde eğilmeden, bu şüpheleri ortadan kaldırmak mümkünd değildir.
Nasıl? Bu satıra kadar gelebildiniz mi?? Bravo!
|