Yazara E.Mail Göndermek İçin TIK'layın
Hayatınız iyice sıkıcı ve anlamsız olmaya mı başladı? Kendinizi dolap beygiri veya kobaymış gibi mi hissediyorsunuz? Dipten gelen derin ve sarsıcı bir depresyon sizi teslim mi aldı?
Sıkmayın canınızı... Rahatlayın!
Geçip giden bu dünyada, minicik bir noktadan daha fazla veya daha önemli değiliz aslında.
İlk başta moral bozucu geliyor bunu düşünmek... Ama gündelik yaşamın hayhuyu ve etrafımızı saran bunca abuk-sabukluk arasında biraz olsun rahatlamak için, bu gerçeği özümsemek gerektiğine inanıyorum ben.
Geçen gün New Perspectives Quarterly dergisinde Ilya Prigogine'nin 'Creativity in Art and Nature' başlıklı makalesine rastladım. Kendisi 1997 Nobel Kimya ödülü sahibi olup, bu makaleyi teslim ettikten kısa süre sonra vefat etmiş. İnsanlığa bıraktığı son mesaj o makaleydi galiba... Özetle diyor ki; bilgi çağı ve iletişim teknolojilerinde yaşanan devrim, insanlığı öyle bir dönüştürmekte ki, bunu Paleolitik çağdan Neolitik çağa geçişteki değişikliğe benzetebiliriz. Ilya Prigogine, kaos teorisi ve rasgelelik üzerinde örnekler verip açıklamalarda bulunduktan sonra, ilginç sayılabilecek bir sonuca varıyor:
Ama dikkat edilmesi gereken asıl yer şurası ki; bireyin bu özgürlüğü ve gücü, paradoksal şekilde, ancak 'sistem'e entegre olmasıyla mümkün. 'Sistem'in bir parçası olmadan, 'sistem'le bütünleşmeden 'birey' olarak gücünüz yok. Paradoksal, ironik.. Diyalektik yasalarının iyice belirginleştiği bir durum yani... ![]() Öyle bir çağda yaşıyoruz ki, iletişim sistemlerine (medya, telekomünikasyon ve tabii INTERNET) hakim olan, dünyaya hakim olabiliyor. Bunun sistemlerin dışında kalan bireyleri ise kimse farketmiyor bile. Soyu tükenme tehlikesindeki hayvanlar kadar bile ilgi çekmiyorlar. Ilya Prigogine "Peki bu gidiş nereye?" diye sorusuna verilecek tek cevabın "Bunu kimse bilemez.." olacağını söylüyor. Mesnevi'den bir öykü geldi aklıma:
Hani Fıkıh alimi, karşı kıyıya varmak üzere bir sandala biner. Yolda sandalcıya sorar:
"Sen Fıkıh bilir misin?" Sandalcı boynunu büküp "Hayır.." cevabını verince fıkıh alimi yarı alaylı yarı acıyarak "Vah vah.. Ömrünün yarısı boşa gitmiş.." der. Bir eyyam yol aldıktan sonra denizde fırtına çıkar ve sandal devrilmek üzeredir. Bu sefer sandalcı sorar
Bilgisayarların giderek hayatımıza girdiği 90'lı yılların başından beri, eski tip yöneticiler ve politikacılar, bu öyküdeki Fıkıh alimine benzemekte. Sandalcı ise, bilgisayar teknisyenleri ve sistem uzmanları oluyor.
Teknisyen genç veya yazılımcı uzman değil mi? Fakat olayı bir de şöyle düşünelim:
Bilgisayarınız ve cep telefonunuz olmadan birey olabilmeniz ne kadar mümkün? Bir jet pilotu Sahara çölünde yaya kalırsa, kurtulmak için yüzme bilmeli mi sizce? |