| ![]()
Edgar Rice Burroughs tarafından ilk olarak 1912 yılında yaratılan Tarzan figürü önce dergilerde tefrika edildikten sonra 1914'te 'Tarzan of the Apes' adıyla kitap olarak yayınlandı.
O zamandan bugüne dek sayısız sinema filmi, TV dizisi ve çizgi-romanda Tarzan figürünü izledik. Hatta bu kahramandan ilham alan pek çok çizgi-roman ve film kahramanı da yaratıldı.
TARZAN KARAKTERİ KİMDİR?
Tarzan, bir İngiliz lordunun oğludur. Daha küçücük bir bebekken annesi ve babası Afrika'nın batı kıyısında vahşi kabileler tarafından katledilen Tarzan'ı 'mangani' maymunlarından bir grup büyütür. Ona analık yapansa Kala adındaki maymundur.
Tarzan sözcüğü maymun dilinde 'beyaz derili' anlamına gelmektedir. Bu iism ona maymunlar tarafından takılmıştır ama Tarzan'ın asıl adı John Clayton olup kendisi aynı zamanda babasından gelen asalet ünvanından ötürü Greystoke Lordu'dur.
Yetişkinliğe erişen Tarzan, ormanda Jane Porter adlı bir Amerikalıyla tanışacak ve ona aşık olacaktır. Jane Porter Amerika'ya döndüğünde Tarzan ormanı terkederek sevdiği kadını aramak üzere Amerika'ya gidecektir.
Sonraki kitaplarda Jane ile Tarzan birbirine kavuşacak ve hatta bir oğulları bile olacaktır. Ancak romanın özü, uygarlık kavramının sıkı bir eleştirisidir. Uygar insanın ikiyüzlülükleri ve uygar hayatın acımasızlığı sonunda Tarzan ormanına geri döner.
Bundan sonraki kitaplarda da Jane ve Tarzan'ın Afrika'ya dönüşleri, orada kendilerine bir yuva kurmaları ve başlarından geçen maceralar anlatılır.
Tarzan'ın kişiliğinde, Burroughs 'ideal' kahramanını yaratmıştır. Son derece atletik bir vücuda sahip siyah saçlı ve mavi gözlü Tarzan beyaz ırkın adeta gurur kaynağıdır. Sadık, cesur ve istikrarlı bir kişiliği vardır. Çok akıllıdır ve yeni dilleri kolaylıkla öğrenir.
DOĞAYA DÖNÜŞ FELSEFESİNİN EN YALIN HALİ
Bu asil özeliklere bir tezat oluşturacak şekilde, Tarzan'ın felsefesi ise temelde bir 'doğaya dönüş' temasının ifadesidir. Uygar toplum içinde bir centilmen gibi davranmayı öğrenecek kadar yetenekli ve akıllı olmasına rağmen Tarzan'In tercihi 'medeniyet denen ince kabuğu' sıyırarak özüne ve doğaya dönmek olmuştur.
Tarzan'ın bu felsefesi inanılmayacak kadar çok hayranında yankı buldu. İnsanlar özü-sözü bir ve cesur bir kahramana hayranlık duydular.
Üstelik bu kahraman çok çevik bir yapıya, atletik bir vücuda ve ormanda kendi başına yaşamasını ve avlanmasını mümkün kılan becerilere sahipti. Gerektiğinde insan formunda bir maymun olup zıplıyor, ağaçlara tırmanıyor dallara tutunuyor; gerektiğinde uygar bir insan gibi davranmasını da biliyordu.
Tarzan'ın doğal yetenekleri ön plana çıkarılarak oluşturulmuş bir süper kahraman olduğu söylenebilir. Bundan yaklaşık 100 yıl önce yaratılmış fantastik bir roman kahramanından bahsettiğimizi göz önünde bulunduracak olursak Tarzan romanlarının edebiyat dünyasında da yeni bir çığır açtığını daha rahat anlayabiliriz.
GÜNÜMÜZDE TARZAN İMAJI
1970'lerden itibaren Batı'daki toplumsal değişim o noktaya geldi ki Tarzan kitapları ve filmleri açık bir şekilde 'ırkçı' olmakla eleştirilir oldular. Özellikle ilk kitaplarda Afrikalıların ve Arapların çok olumsuz şekillerde tasvir edildiğini söylemek mümkün.
Burroughs'un İngiliz asil sınıfına yönelik hoşnutsuzluğu da Tarzan romanlarında açıkça görülür. 21.Yüzyıl değer yargılarıyla bakıldığında onu ırkçı ve şoven görüyor olabiliriz ancak kitaplarını yazdığı sıradaki sosyo-kültürel atmosferin etkisini de unutmamak gerek.
Sonraları Tarzan o kadar çok karikatüre, fıkraya ve espriye konu oldu ki, belki de yeni nesiller onu sadece "Ormanda maymunluğa ve şaklabanlığa heves etmiş biraz deli, biraz aptal ama illa ki komik" bir figür olarak hatırlayacaklar.
'Ormanda düzenin efendisi olan beyaz adam' imajının daha sonra Ormanın Çocuğu Mowgli, Zembla ve hatta bir dereceye kadar Kızılmaske gibi çizgi-roman kahramanlarında kullanıldığını düşünecek olursak, Tarzan'ın bu figürlerin babası olduğunu söylemek de yanlış olmaz.
Globalleşen ve şehirleşen dünyada artık 'doğaya dönerek kahramanlık yapma' rüyası sona erdiği için olsa gerek modern kahramanlar artık kötü adamlarla ya şehirlerde ya da uzayda mücadele ediyorlar.
Superman de tıpkı Tarzan gibi öyle bir fenomen oldu, o kadar çok taklitleri, filmleri yapıldı, o kadar çok karikatüre ve espriye konu oldu ki, Superman kimdir, necidir, ne yapar, ne yer, ne içer, bunları pek fazla kişi bilmiyor artık. Efendim, Superman çok uzaktaki Kripton gezegeninin yargıçlarından Jor-el'in oğlu olup, asıl adı Kal-el'dir. Söz konusu gezegen nükleer bir patlamayla yok olmadan önce, özel bir araçla dünyaya gönderiliyor. Dünyaya gelen bebek, Kansas eyaletinin Smallville kasabasında, çocuksuz Kent çiftince bulunur ve evlat edinilir ve kendisine Clark Kent adı verilir. Daha sonra Metropolis üniversitesine giden Clark Kent, Daily Planet gazetesinde muhabir olarak çalışmaya başlar. Böylece, normal halde Clark Kent adıyla çalışırken, icabı halinde Superman kimliğine bürünen kahramanımız ortaya çıkar. Ezeli düşmanı Lex Luthor başta olmak üzere, dünyayı, uzaylı bilumum kötülerden ve kötülüklerden korur. Gazeteden arkadaşı Loise Lane'le aralarında bir yakınlaşma da doğar. Ne var ki, Loise Lane Superman'a aşıktır ve çıtkırıldım Clark Kent'le işi olmaz. İkisinin aynı kişi olduğu bir türlü aklına gelmez. Superman'ın kostümü de, bir zamanlar çok orijinaldi herhalde. Ama şimdi, pelerin gerekli miydi diye düşünüyorum... Ve de tabii, Amerikan bayrağını elinden düşürmeyen ve Amerikan başkanına fırsat buldukça saygılarını sunan bir Superman de bana "Kahraman dediğin bu kadar da yalaka mı olur, birader?" diye düşündürtüyor. Sen dünyalı bile değilsin... Seni taşıyan kapsül Amerika'ya değil de Sibirya'ya düşseydi... seni de çocuksuz çift Bay ve Bayan Lubovski alsaydı, İzvestiya gazetesinde muhabirlik ederken, bir yandan da orak çekiçli bayrağı Kremlin'in tepesine dikecek ve Komünist Parti Genel Sekreteri'ne "Pardon yoldaş! Bir daha sosyalizmi ve partimizi kurtarmak için bu kadar geç kalmam.."(*) mı diyecektin? (*) 1981 yapımı Superman II filminin sonunda, Amerikan Bayrağını Beyaz Saray'ın tepesine dikip, Başkan'a "Üzgünüm, uzun süredir ortada yoktum. Ama bir daha sizi hayalkırıklığına uğramayacağım.." demiştir. Quentin Tarantino'nun unutulmaz filmi KILL BILL'in ikincisinde, filmin finaline gelindiğinde Bill (David Carradine) ile Beatrix Kiddo (Uma Thurman) arasında geçen sahnede SUPERMAN karakterine atıfta bulunulur. Çizgileri pek de özenli ve seçkin olmasa da, Superman karakterinin diğer bütün çizgi-roman karakterlerinden farklı olduğu, çünkü anlattığı mitolojinin "eşsiz" olduğu Bill tarafından vurgulanır. Bill şöyle anlatır:
ANTOLOJİNİN BİR SONRAKİ SAYFASI İÇİN TIKLAYINIZ |