Marmara depreminin üzerinden on yıldan fazla zaman geçti. Çok acılı günlerdi, orası kuşkusuz!
"Bundan sonra hiçbir eskisi gibi olmayacak. Halk olarak bilinçlendik. Politikacılar artık bize yalan söyleyemeyecek, bizi kandıramayacak. Hesap soracağız!" diye esip gürleyen kalabalıklardan geriye pek bir şey kalmadı.
O zamandan bu yana neler oldu, kısaca hatırlayalım:
Deprem Dede diye ağzının içine baktığımız Ahmet Mete Işıkara'yı önce 'seksi erkek' seçtik. O da hızını alamadı, milletvekili olmak için kolları sıvadı. Ancak seçilemedi.
Bunun üzerine kendini bir kısım toplu konut sitelerinin pazarlanması faaliyetlerine verdi, reklamlara çıktı. "Bu site depreme dayanıklı şekilde inşa edilmiştir. Bu dairelerden alın.." dedi.
(Böylece hocamızın söyleyip durduğu "Depremle birlikte yaşamaya alışmalıyız" lafının manasına da ermiş olduk)
Depreme dair insanlık öykülerini programına taşıyıp, hayatta kalan insanları 'siyaset meydanı'na malzeme yapan Ali Kırca önce türkü albümü yaptı, şimdilerde porno görüntüleriyle gündeme damgasını vurmaya devam ediyor. (Türkücü olarak kariyeri, yataktaki performansından daha iyi değildi sanırım, ama konumuz bu değil şu anda)
Olası bir depremde kullanılmak üzere mahallelere yerleştirilen ve konteynerler içinde saklanan arama-kurtarma ve ilkyardım malzemeleri çalındı. (Ki bu yavuz hırsızlar, muhtemelen olası bir depremde 'yağma' faaliyetlerine girişecek olan insanlar.. Bu insanlar gökten inmediler, onlar da bu toprakların çocukları)
Memleketin sosyo-ekonomik durumunun, eğitim ve kültür düzeyinin son yedi yılda daha ileriye gittiğini, yedi yıl öncesine kıyasla artık daha bilinçli ve hazırlıklı bir toplum haline geldiğimizi kim iddia edebilir?
İstanbul'da bir deprem olacağı kesin! Gelen depremin nereleri yıkıp geçeceği de neredeyse belli. Enkaz altında ilk anda ölecek olan insanlardan başka, pek çok insan da 'kurtarılmayı beklerken' veya depremle bağlantılı olarak çıkacak yangın vs. felaketlerden ölecek.
Depremden sonraki günler boyunca İstanbul'un depremde yıkılmayan binaları da dahil olmak üzere tamamında sağlık ve ulaşım sistemleri tamamen duracak. Deprem yazın gelirse enfeksiyonlar, kışın gelirse soğuk hava nedeniyle ölümler olacak.
Eklemeye gerek var mı? Türkiye'nin ekonomisi -yıllarca belini doğrultamayacak şekilde- çökecek. Bunun 'demo'sunu 1999'da gördük, yaşadık. Bütün bunlar zaten herkesin bildiği şeyler.
Şimdi hemen herkesin bildiği ama pek az kişinin açıkça söylediği noktaya gelelim: İstanbul'u depreme hazırlıklı hale getirmek için yeterli zaman, para ve irade yok!
Depremin gelmesini, İstanbul'u (ve aslında Türkiye'yi) yıkmasını bekliyoruz sessizce. Bu arada 100.000 kadar kişi ölecek, tarihi ve kültürel eserlerin bir çoğu -bir daha yerine konulmamak üzere- yok olacak.
"Depremle yaşamaya alışmak" dedikleri şey, işte bu gerçekleri bilerek yaşamak anlamına geliyor herhalde... Öyleyse bunu niçin açıkça söylemiyoruz? Yoksa içten içe hepimiz 'aslında buna müstehak olduğumuzu' düşündüğümüz için mi?