ANA SAYFA
  YAZARLAR
Alper EĞMİR
İffet AYMAZ
Sebahattin TEZEL
Feride KAHLER
Oktay TEKCAN
YORUM / KRİTİK
Hatt-ı Müdafaa
Film Yazıları
Internet
  NOSTALJİ
Bir Ömürdü
Derman GAMSIZ
Nerelerdesin
Hamdullah BİBER
  VE DAHASI...
Röportajlar
Okurlardan Notlar
Bize Yazın
Gazoz Ağacı Kadrosu
ARŞİV

Başka hiç bir yerde bulamayacağınız ÖZEL ALBÜMLER

Al Bano-Romina Power

Best Memories

A Glimpse of

Enrico Macias &
Ajda Pekkan

Beş Yıl Önce

Best of STYX

The Beach Boys

BoneyM

Edith Piaf - SELECTION

Semiramis Pekkan
Feride KAHLER Logo Yazara E.Mail Göndermek İçin TIK'layın
ATTİLA İLHAN ve AYNANIN İÇİNDEKİLER

Aynanın İçindekiler roman serisi, bir dizi roman kahramanının yaşamları ve birbirleriyle ilişkileri ekseninde, her biri kendine özel bazı dönemlerin Türkiye panoramasını verir. Bu romanlarda işlenen kişisel öykülerin arka planında; Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküş süreci, Cumhuriyetin kuruluş yılları, daha sonra tek parti dönemi ve Demokrat Parti iktidarında olanlar anlatılır.

Aynanın İçindekiler roman serisinin adı nereden gelir? Bu serinin ilk romanı 'Bıçağın Ucu'ndan itibaren, her bir romanın başında Attila İlhan'ın şu küçük notunu görürüz:

"Bu kitapta anlatılanların gerçek kişilerle ve olaylara hiçbir ilgisi yoktur. Onları ben, büyük bir aynanın içinde gördüm. Üstelik ayna dumanlıydı ve olmayan bir şehirde geziniyordu..."

(Yaa, görüyor musunuz? Üstad, kurguyla gerçeklik arasındaki alacakaranlık kuşağında 'romancının' özgürlüğünü ne kadar çarpıcı vurguluyor)

Bundan sonra bu giriş notunu taşıyan romanları için üstadın kendisi 'Aynanın İçindekiler' dedi. Şimdi bu dizide yer alan beş romanı kısaca görelim:

Bıçağın Ucu (1973):

Olaylar, 1960 ihtilaline 'tekaddüm eden' günlerde, Menderes iktidarının son (ve en baskıcı) günlerinde geçmektedir. Saraylı eşrafından Bayraktar ailesinin kızı Suat ile, Anadolu kökenli bir ağanın oğlu Halim Hacıbeyoğlu, evli bir çift olup İstanbul'un o zamanki bohem atmosferinde, kendi toplumsal kökenlerine yabancılaşmış 'solcu-ilerici' çevreyi temsil etmektedirler. Parasızlık nedeniyle evlerinin bir odasını kiraya verdiklerinde, Yüzbaşı Demir Çukurcalı hayatlarına girer. Bu genç subay, 27 Mayıs ihtilalini örgütleyen gizli komiteye mensuptur. Veeee...

(gerisini kitaptan okuyun lütfen.. Attila İlhan benden daha iyi anlatıyor)

Sırtlan Payı (1974):

'Yunus Nadi Roman Armağanı' alan bu romanda, eski İttihatçı Subayı Ferit'i tanırız. 1960 baharında hayatının son demlerini yaşamakta olan eski tüfek, kah 1919 İşgal İstanbul'undaki gençlik anılarına dönecek, kah 27 Mayıs hareketinin hemen öncesinde veya hemen sonrasında yaşananları karşılaştırarak, sorularına cevaplar arayacaktır. Oysa kendi eşine itiraf edemediği bir sırrı vardır ki.....

(merak edenler bir zahmet romanı okuyacak)

Yaraya Tuz Basmak (1978):

Bıçağın Ucu romanında karşımıza çıkıveren Demir Çukurcalı da kimdi? İşte onun öyküsü. Kore'deki Türk birliğinin Wovan boğazında çakılıp kalmasıyla başlayacak romanımız. Kore'de savaşmış ve madalya almış Demir Çukurcalı ile birlikte, 27 Mayıs 1960 hareketinin öncesini ve daha sonra tasfiye edilen cuntanın maceralarını izlemeye hazırlanın!

İnsanca zaaflar ve zayıflıklarına rağmen (hatta belki de onlar yüzünden) bir kahraman nasıl mücadele eder? Neler düşünür?

Dersaadet'te Sabah Ezanları (1981):

Tekrar 1919-1920 işgal İstanbul'una, hatta daha öncesi Selanik'e gideceğiz. Neveser hanım, Selanik eşrafından 'Bacaksız' Abdi Bey'le evlenir. Mason locası ve İttihat ve Terakki üyesi Abdi Bey'in sergüzeşti özelinde, Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküşünü izleriz. İşgal İstanbul'unda Mizrahi yalısında saklanan Abdi Bey, evin hanımıyla gayrimeşru ilişkiye girerken; kendi karısı Neveser hanım da, çocukluk arkadaşı Münif Sabri'ye tekrar kavuşmaktan mutludur. Kuvayı Milliye için Anadolu'ya silah kaçırmakta olan Münif Sabri ise bambaşka bir mücadelenin içindedir.

Dolmabahçe önlerinde düşman gemilerinin demirli olduğu işgal İstanbul'unda bütün bunlar olup biterken, bu şehrin aslında kime ait olduğuna şehadet eden tek bir şey kalmıştır: Dersaadette Sabah Ezanları!

Televizyondan seyredenler hatırlayacaktır. Amerikan bombardımanının başlamasından hemen önce, Bağdat'ta sabah ezanları okunmaya başlamıştı. O sırada hala televizyonun başındaydım -Türkiye saati ile sabahın 04.25'i idi- ve aklıma ilk gelen, Attila İlhan'ın bu romanı oldu.

O Karanlıkta Biz (1988):

1940'lı yılların İstanbul'una hoşgeldiniz. İkinci Dünya Savaşı süredursun, İstanbul'un o karanlığında gizli TKP üyesi Ahmet Ziya ile tanışın. Osmanlı İmparatorluğu'nun son zamanlarında Almanya'da Üniversite öğrencisiyken Komünist olmuş, gene kendisi gibi komünist (Süryani) Meleho Afram'la evlenmiştir. 1920'li yıllarda Sovyetler Birliği'nde KUTV'da okuyup bir yandan da 'profesyonel devrimcilik' yapmıştır.

İkinci Dünya Savaşı gelip çattığında, bir yanda Ruslar, bir yanda Almanlar, bir yanda Tek Parti döneminin komünistlere aman vermeyen siyasi polisi. Ahmet Ziya hem kendi geçmişinden gelen iç hesaplaşmalarıyla, hem de dört bir yandan kendini kıstırmış siyasi hasımlarıyla halleşmek zorundadır.

* * *

Aynanın İçindekiler serisi dışında olmakla birlikte, Attila İlhan'ın iki romanı daha vardır ki, mutlaka bahsedilmesi gerekir:

Fena Halde Leman (1980):

Bu roman, bana göre bir birinden farklı iki bölümden oluşur. Romanın birinci kısmında, aynen Aynanın İçindekiler anlatımı içinde, 1971 yılında Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının asılması haberini radyodan dinleyen bir gazeteci ve arkadaşlarıyla karşılaşırız. (Besbelli bu, Attila İlhan'ın kendisidir ve 'Mahur Beste' şiirinde anlattığı ruh haletidir)

Romanın ikinci bölümü ise, aslen Fransız olan Leman Korkut hanımın 'itiraflarının' yer aldığı bir mektuptur. Birden, içedönük psikolojik bir roman anlatımına geçilir. Ve Fransa'da bir Türk genciyle tanışıp onunla evlenen, kalkıp İzmir'e yerleşen, sonradan adını 'Leman' diye değiştiren Fransız bir kadının hayat öyküsüne geçeriz. Kayınvalidesi Haco hanım bir lezbiyendir ve.......

(gerisini anlatıp heyecanınızı kaçırmayayım)

Haco Hanım Vay (1984):

Fena Halde Leman romanında anlatılan Haco hanım'ın öyküsü. Osmanlı'nın son dönemlerinde İzmir'de Emrullah Raci Bey, kendisine 3. Eş olarak Haco hanım'ı almıştır ama... Bundan asıl amacı, lezbiyen eşi 'Katır' Müzeyyen hanımın gönlünü yapmaktır. Haco hanım, aslında kocasına değil de, kocasının ilk hanımına 'eş' olacağını anladığında aslında pek fazla seçeneği de yoktur.

İzmir'li Dr. Feridun Hakkı Bey, Şam'da Emrullah Raci Bey'le tanışır ve Haco Hanımı da ilk defa orada görür. Şam vilayetinin elden çıkmasından sonra, Feridun Hakkı Bey'le Haco hanımın yolları İzmir'de tekrar kesişecektir. Dr. Feridun Hakkı Bey mutsuz evliliğinden çıkış yolları ararken, Şam'dan beri aklından çıkaramadığı Haco hanımla tekrar karşılaşmıştır işte..

Peki şimdi ne olacaktır? Merak eden, bir zahmet romanı okusun.

  YAŞAM
Alem Top Olmuş
Modern Muhafazakar
Gündeminize
  EDEBIYAT
Modern Bilmin Dönüm
Şöhretiniz Batsın!
Sizi Sevmek
Sizin Sevginiz
  CİNSELLİK
La Donna e Mobile
Sanal Pezevenk
Eski Aşk Yenisine Engel
  MÜZIK
Depeche Mode
U2 - I Still Haven't
Found What I'm
Michel Fugain
  SİNEMA
Grease
Turist Ömer
Araklamacı Sinemacılık

Samime Sanay

Neşe Karaböcek

Arif Susam

Ümit Besen

Gökben

Zeki Müren

Nil Burak - Tatlı Tatlı

Ferdi Özbeğen

Fransızca & İtalyanca

Sezen Aksu - SERÇE

Edip Akbayram

Yıldırım Gürses

Chris de Burgh