Çeşitli kişilik testlerindeki sonuçlara göre Mars-Venüs arasındaki farklılıklar derinleşerek devam ediyor.
Popüler kültürde ve medyada defalarca yazılıp çizildi, herkes bu konudan haberdar oldu. Ancak kadın ve erkek arasındaki temel kişilik farklılıklarını işleyen yazı ve programlar hala medyada ilgi görüyor.
Genel kabul gören teorilere göre; kadınlar ortalama olarak daha işbirliğine yatkın, duygusal açıdan daha duyarlı ve ihtiyatlı; erkekler ise daha rekabetçi, mücadeleci ve duygusal açıdan daha donuk olarak düşünülüyor. Çocukluğun erken aşamalarında ortaya çıkan bu karakter özellikleri ilerleyen yıllarda hiç kaybolmuyor.
Söz konusu farklılıkların neler olduğu konusunda hemen herkes hemfikir olmakla birlikte bu farklılıkların neden kaynaklandığı konusunda görüş ayrılıkları sürüyor. Evrimsel psikologlar bu kişisel özelliklerin izlerini avcı-toplayıcı toplumdan günümüzdeki modern topluma uzanan süreçte ararken, diğer bazı psikologlar ise geleneksel toplum düzeninin bu rolleri bireylere ‘dikte ve empoze’ ettiği şeklindeki görüşleri benimsiyorlar.
60 değişik ülkede yıllar boyunca yapılan bir seri araştırmadan çıkan sonuçlara göre cinsiyetler arası kişilik farklılıkları kültürden kültüre değişiklik gösteriyor. Yani tek bir tür toplumsal şekillenme modeli söz konusu değil. Diğer yandan, toplumsal gelişme ve modernleşme, cinsler arasındaki ayrımı ortadan kaldırmıyor, tersine daha da derinleştiriyor.
Mesela kadın ve erkeğin toplumsal rollerine ilişkin farklılıklar Hindistan ve Zimbabwe’de daha azken, Hollanda ve ABD gibi ülkelerde kadın ve erkek arasındaki toplumsal roller çok daha derin farklılıklar gösteriyor. Venüs ve Mars üyeleri toplumsal anlamda daha fazla eşit haklar elde ettikçe ve benzer işlerde çalışıyor oldukça, kişilik özelliklerindeki farklılıklar da derinleşme eğiliminde.
Illinois’deki Brandley Üniversitesi’nden psikolog Dr.David P. Schmitt ve meslektaşları 6 kıtada 40.000 erkek ve kadın üzerinde gerçekleştirilen araştırma sonuçlarını yorumlarken kadın ve erkek arasındaki toplumsal harici engellerin azalmasıyla ters orantılı olarak eski içsel kişilik farklılıklarının tekrar ortaya çıktığını ileri sürüyorlar.
İş kişisel davranış özellikleri gibi bir konuda bilimsel kategorizasyonlar getirmek olunca şüphesiz ki bir takım itirazlar yükseliyor. Ne de olsa burada değerlendirilen kavramlar, insnaın boyu veya kilosu gibi ‘somut ölçülebilir’ şeyler değil.
Örneğin atletizm müsabakalarında yıllar içinde kadın atletlerin kazandığı derecelerle erkek atletlerin kazandığı dereceler arasındaki farklar yavaş da olsa azalma eğiliminde. Ama burada bahsedilen türden fiziksel bir performansın ‘kişilik’ özellikleriyle birebir örtüştüğünü söylemek mümkün değil. Dahası üstün performans gösteren başarılı atletlerin özellikleri bütün bir topluma mal edilemiyor.
Gene de Amerikan atletizm federasyonundan elde aldığı verileri bilimsel hipotezine baz olarak kullanan Robert Deaner gibi psikologlar da mevcut. Michigan’daki Grand Valley Eyalet Üniversitesi’nden Psikolog Dr.Deaner “Erkek ve kadın atletlerin performanslarındaki bu yakınsama, sosyo-kültürel şartların kişisel özellikleri belirlemesi hipotezine uygundur” diyor.
Kadınları anlayamamaktan yakınan erkekler ve erkekleri anlayamamaktan yakınan kadınlara kötü haberimiz şu: Bu durum yakın gelecekte değişmeyecek!
Büyükannelerimiz ve büyükbabalarımız "karşı cinsi anlamak" konusunda bizden daha az şikayetçiydi. Öyle görünüyor ki torunlarımızın da bu konudaki kafa karışıklığı bizimkinden daha fazla olacak.