ANA SAYFA
  YAZARLAR
Alper EĞMİR
İffet AYMAZ
Sebahattin TEZEL
Feride KAHLER
Oktay TEKCAN
YORUM / KRİTİK
Hatt-ı Müdafaa
Film Yazıları
İnsanoğlunun
  NOSTALJİ
Bir Ömürdü
Derman GAMSIZ
Nerelerdesin
Hamdullah BİBER
  VE DAHASI...
Röportajlar
Okurlardan Notlar
Bize Yazın
Gazoz Ağacı Kadrosu
ARŞİV

Başka hiç bir yerde bulamayacağınız ÖZEL ALBÜMLER

Zeki Müren

Gülden Karaböcek

Gökben

Nil Burak - Tatlı Tatlı

Chris de Burgh

Ferdi Tayfur

Kibariye - Kimbilir

Charles Aznavour

Al Bano-Romina Power

Zeki Müren

Ajda Pekkan'dan

Edith Piaf - SELECTION
Feride KAHLER Logo Yazara E.Mail Göndermek İçin TIK'layın
SONRA NE OLACAK?

Çıkan kısmın özeti şöyle: Üçüncü Dünya Savaşı çoktan başladı!
(Başını kaçıranlar ve hala haberi olmayanlar için bir kere daha hatırlatayım dedim)

İlk iki Dünya Savaşı, ulus devletlerin oluşturduğu ittifakların düzenli orduları arasında geçmişti. Bu nedenle, soğuk savaş yıllarından da kalma bir şartlanmayla, Üçüncü Dünya Savaşı'nın -eğer çıkacaksa- politik bloklar arası bir nükleer savaş şeklinde olacağını sanmıştık.
Olayın ayırdına farkına varmakta gecikmemiz bu yüzden.
(Son iki cümledeki 'biz' zamiri, dünyanın 'aklı eren' insanlarını kastediyor. Sizin de onların arasında olduğunuzu umuyorum. Yanılıyorsam beni affedin)

Bugünlerde asimetrik savaş dedikleri global kapışmanın bir tarafında ulus devletler ve düzenli ordular, diğer yanında ise kim ya da ne olduğu pek net olmayan gruplar var.
(Bu yüzden 'asimetrik' savaş deniyor işte)

Şu ana kadar 'savaş' konusunda bilinen, doğru olduğu varsayılan pek çok ilke, prensip, kural ve kavram; bu yeni savaşın nedenlerini, yapısını, yöntem ve amaçlarını açıklamakta eksik kalıyor. Hatta yanıltıcı oluyor.

Bugün 'asimetrik savaş' dedikleri olguya yarın kimbilir hangi kavramı yakıştıracaklar?

Kafası karışmış ve iyice sersemlemiş geniş bir güruh, bütün bu olan bitene slogan atarak değiştirebilecekleri bir piyesmiş gibi bakıyor.

Hani yaşlı teyzeniz eski bir Türk filmini seyrederken, artistlere verir veriştirir: "Yapma kız.. Oğlan yalan söylüyor..vs vs"
Ya da ilkokul çocuklarını tiyatroya götürdüğünüzde, kenardan laf atarak oyuncuların repliklerini veya senaryoyu değiştireceklerini sanırlar.

Aynen yukarıdaki örneğe benzer şekilde romantik yazarlarımız işin içinde girip ahkam kesmeye başlayınca, durum sürrealist bir komediye dönüşüyor iyice.

"Bize 'romantik hayalciler' dediler, dalga geçtiler. Şimdi ne kadar haklı olduğumuz ortaya çıkıyor.. vs. vs." diyen ve hala olup biteni anlayamayan insanlar bunlar.

(Onları gördüğünüzde incitmeyin.. Şefkatle yaklaşın.. Dış dünyanın kötülüklerinden uzak tutalım bu romantikleri)

Dostoyevski'nin 'Budala'sı gibidir onlar.
'AŞK'la herşeyi çözebileceklerini sanırlar..
Oysa Lizaveta Prokofyevna ile Aglaya İvanovna arasındaki farkları bile göremezler.


Evrenin, diyalektiğin ve antropolojinin yasaları hükümünü sürüyor. İnsanın hayatta kalmasını ve evrim sürecini başarıyla alatmasını sağlayan etki, yani 'güç tutkusu' tekrar harekete geçti.

Çünkü yeryüzünün sınırlı kaynaklarının altı milyar kişiyi barış ve refah içinde yaşatmaya yetmeyeceği görülmüştür.

Olan bitenin aslı budur.

"Ne yanlış? Ne doğru? Kim haklı, kim haksız?" gibi soruların bu büyük denklemde pek de önemi kalmadı.

Okyanuslar devasa gel-gitlerle yükselip alçalırken, içindeki balıkların
"Gel-gitler olmasın, balıklar ölmesin!" demesini ciddiye alır mı?

Bu sırada orkinoslar çıkıp "Bize romantik yakamoz çocukları dediler.. Şimdi ne kadar haklı olduğumuz açığa çıktı işte.." der mi?

O zaman SAZANLARA ne oluyor ki?


Bundan 350 yıl önce olup bitmiş Otuz Yıl Savaşlarının.. veya 550 yıl önce yapılmış Yüz Yıl Savaşları'nın kimler arasında ve hangi sebeplerle yapıldığını umursuyor musunuz?

O savaşlarda kim haklıydı, kim haksızdı? Şu an önemi var mı?

Geçen asırlarda yapılmış savaşların etik anlamlarını biz nasıl umursamıyorsak, nasıl ki o olaylar bizim için sadece tarih kitaplarındaki bazı paragraflardan ibaretse; şu anda dünyanın giderek içine girmekte olduğu büyük savaş da öyle olacak.

Savaş bittiğinde, 'tarihi' kazananlar yazacaklar. Tabii ki kendi bildikleri ve gördükleri şekilde...

En geç iki nesil sonra da, savaşın sebeplerini kimse hatırlamıyor olacak.

Bu savaşın kazanan tarafı sonunda kim olacak? Bunu bilemiyorum.

Ama şimdiden bazı 'kaybedenler' olduğu kesin: Özgür ve rasyonel düşünmek isteyenler, insanlığın ANCAK BU SAYEDE daha güzel günler görebileceğini hayal edenler şimdiden savaşı kaybetti. Üzülerek itiraf ederim ki, aralarında ben de varım.

İnsanı insan yapan şeylerin başında İNSAN AKLI geldiğini düşünüyorduk.
Aklını kullanmayan bir insanın insan olmayı hakedemeyeceğini düşünüyorduk.

İnsanın yaşamak için AKLA İHTİYACI OLMADIĞINI savunanlar galebe çaldı oysa.
(Bu konuda Türk halkı olarak bizim de vebalimiz büyük. Halkımızın çoğu 'onların' safına katıldı çünkü.. ki buna ve sorumsuz ve banal medyamızın TAMAMI dahildir.. Romanik köşe yazarlarımızdan başlayıp nadan akademisyenlerimize kadar bütün fikir önderlerinin, cehaletin yaygınlaşmasında payı var.)

Yarın 'kazananların' yazacağı tarih kitaplarında, bizim gibi insanların hiç onaylamayacağı şeyler yazıyor olacak.

Peki ne yapılabilir?

İnsanoğlunun giriştiği en çılgın maceralardan biri oynanıyor ve sizin en ön sıralardan biletiniz var.
Hiç olmazsa 'anlamaya' çalışabilirsiniz. (İnsanı 'insan' yapan akıl, onu ANLAMAYA zorlar çünkü)

"Bana ne bu olan bitenden? Anlasam ne olacak ki? Ben kendi dalgama bakarım.."
diye düşünen arkadaşlarıma haberlerim şöyle:

- Hepimiz ölümlüyüz. Er veya geç, şu ya da bu şekilde öleceğiz.
(Kötü haberim şu ki: SİZ DE ÖYLE!)

- Çocuklarınız da öyle... Hatta onların çocukları da öyle..

- Bir nesil sonra, sizi kimse hatırlamayacak! Kim olduğunuz, neler düşündüğünüz falan, bir nesil sonra (hatta belki çok daha kısa bir süre içinde) tamamen önemsiz ve gereksiz bir ayrıntı olacak. (Böyle ayrıntıları aklınızda tutmak zahmetine siz girmediğinize göre, sizden sonrakiler niye girsin?)

- Ama üzülmeyin! Ölüm korkusu, yaşayanlara mahsus bir kuruntudur.
Siz giderken korkularınız ve üzüntüleriniz de yok olacak..

Sonra dünyaya ne mi olacak?

Amma da yaptınız ha! Daha demin "Bana ne yahu? Ben dalgama bakarım.." demiyor muydunuz?

Hadi sizi merakta bırakmayayım, dünyaya ne olacağını söyleyim:
Siz olmadan da dönmeye devam edecek!
Sizi hatırlamadan ve yokluğunuzu zerre kadar umursamadan!..

  CİNSELLİK
Okulda Cinsel Eğitimin
Kocan Olsun
Feleğin Çemberinde
  SİNEMA
Antalya Film Festivali
Rocky
Kung Fu Sinemasının
  YAŞAM
Bireysel Emeklilik
Çin İşleri Ne İş
Palikaryadan Dost
  EDEBİYAT
Yapma Bana Numara
Hayatı Kitaplardan
Modern Bilmin Dönüm
  MÜZİK
Michel Fugain
Men at Work
Depeche Mode
  VİDEO

Peggy Lee:

Enrico Macias: Melisa

Chris de Burgh:

Mireille Mathieu:

Ayten Alpman:

Emel Sayın: Böyle Kutlanırmış Hep Ayrılıklar (1987)

Milva: Da Troppo Tempo

Fransızca & İtalyanca

The Beach Boys

BoneyM

Sezen Aksu - SERÇE

Her Dem Yeni Türkü

Semiramis Pekkan